Nükhet Duru: Allah seni inandırsın, botoks da dolgu da yok

Güncelleme Tarihi:

Oluşturulma Tarihi: Şubat 23, 2020 07:00

70’lerden günümüze her daim dinlendi, her daim merak edildi. Şarkıları kadar neşesi ve danslarıyla da hafızalara kazındı. Ama şimdi bunların hepsini unutun ve Nükhet Duru’nun gerçek dünyasına buyurun... “Kahkaha belki korunma mekanizmamdı”, “Ben cilveli değil, sevecenim”, “Ailemi affetmedim ama görüştüm”... Duru’yla 11 şarkıcıyla bir araya gelip müzik hayatının en özel parçalarını söylediği, ‘Hikayesi Var’ isimli yeni albümü için buluştuk...

Haberin Devamı

Albümün adı ‘Hikayesi Var’. Sizin nasıl bir hikâyeniz vardı?
Çok renkli, hareketli. İçinde hüzün, neşe, başarı, başarısızlık, hastalık, sağlık var. Benim hikâyem çok tamperamanlı.
O ne demek?
Aa bilmiyor musun? Allah seni kahretmesin (gülüyor)! İnişli çıkışlı. Homojen olmayan, ani yükselişleri olan...
Sahnede attığınız kahkahalar? Neşeli bir gençlik geçirmediniz mi yani?
Kahkaha belki korunma mekanizmamdı. Unutma; aşırı görseller, ters köşeleri işaret eder.
Peki en başa saralım...
Babam elektrik mühendisi, annem ev hanımıydı. Ben tek çocuğum. Maddi durumları ben 11 yaşına gelene kadar iyiydi. Sonra bitti, çünkü ayrıldılar.
Siz kiminle kaldınız?
Ortada kaldım. Biraz anneannemde, biraz komşularda yaşadım. Sonra yatılı okula gönderildim. Babam İngiltere’ye gitmişti. Annem İstanbul’daydı ama babam bizi görüştürmüyordu.
14 yaşında sahneye çıkma sebebiniz yaşadıklarınız mıydı?
Evet. Zor bir çocukluk, olmayan bir genç kızlık ve ardından hızla iş hayatına geçiş... Amacım sadece para kazanmak değildi. Hayatımı kurtarmam, kendimden bir şey ortaya çıkarmam gerekiyordu.

Nükhet Duru: Allah seni inandırsın, botoks da dolgu da yok


Bazen ‘Ya Rabbim,
ben nasıl yırttım’ diyorum
Müzik hep sizin içinizde olan şey miydi?
Evet, bebekliğimden itibaren şarkı söylüyormuşum. Durdurulamıyordum ve bunu yapmalıydım.
 Ailenizi sonra affettiniz mi?
Affetmedim ama görüştüm. Onları oldukları gibi kabul ettim. Mesela annem çok sertti. Ben ünlü olduktan sonra dakika sayar, biraz geç kalırsam karakola haber verirdi. Bizde her şey ekstremdi işte canım.
Bunlar nasıl bir Nükhet Duru yarattı?
Bir dönem çok duvarları olan, gergin... Sonra kendimi koruyabilmeyi öğrendim, rahatladım. Ünümü kazandım, inanırlığım olunca daha sıcakkanlı birine döndüm. Sahnede pişip ülkenin en büyük müzisyenlerinden dersler aldım. Bilmediklerimin yaşayarak, okuyarak öğrendim, kendime çok emek verdim.
Genç yaşta sahnedeydiniz. Sizi, ‘lokum gibi’ diye tanımlarlar. Hiç tacize uğradığınız oldu mu?
Kurtlar sofrasında bir türlü el sürülemeyen bir lokumdum (gülüyor). Bazen, “Ya Rabbim ben nasıl yırttım” diye düşünüyorum. Ama çok akıllıydım, karşımdakinin niyetini bakışından anlar, hemen kaçardım.
 En büyük travmanız neydi?
18 yaşında MS geçirdim. Yürüyememek korkunçtu, ölümden döndüm. Bünyem belli ölçüde başa çıktı. Küçük ataklar hâlâ kaldı. Belki o dönem bir şeylerin kıymetini anladığım için böyle neşeli oldum. Ardından evlilikler geldi. 29 yaşımda Cem’i kucağıma aldım. Beş yıl sonra ayrıldık. İkinci evliliğim de altı yıl sürdü. O süreçte büyüdüm.
Kadınlara hâlâ ‘mal’ muamelesi yapılıyor
14 yaşındaki Nükhet’i bugün görseniz ne derdiniz?
Doğru şarkı söylemeyi öğren, kendine hep bir şeyler kat. Nitelikten asla vazgeçme. Bazı şeyler yaşamadan öğrenilmiyor. Tabii bir genç kızın yara almaması için farkındalığa sahip olması gerek. Ama her seferinde olmuyor, maalesef kadınlar hâlâ eziyet görüyor, ‘mal’ muamelesi yapılıyor. Taze mi bayat mı ona bakılıyor. Gençlere mesafeler koymayı öneririm. Birdenbire hem yüreğini hem arkadaşlığını karşındakine vermemelisin.
 Bir röportajınızda şiddete uğradığınızı söylemiş, detaya girmemişsiniz. Kadınların örnek aldığı bir figür olarak neler yaşadığınızı anlatır mısınız?
Kim olduğunu söyleyemem. Olmayacak bir zamanda, olmayacak bir yerde, başka sığınacak bir nokta yoksa o şiddeti yaşıyorsun. Ben de yaşadım. Ama sabah olduğunda, “Çav” deyip gittim. Çünkü ben durmam, giderim.
 Bir kere mi başınıza geldi?
Ne zaman yaşadıysam ikinciye fırsat vermedim.
Nükhet Duru: Allah seni inandırsın, botoks da dolgu da yok


10 yıldır kimseyle flört etmiyorum,
buna libidosu yüksek mi denir?
 Sahnedeki danslarınızla, şovlarınızla hep ülkenin en cilveli kadın solistlerinden biri olarak anıldınız.
Maalesef! Oysa ben cilveli değil, sevecenim. O sevecenlik bazı insanlara cilve gibi geliyor.
 Cilve ve sevecenlik arasındaki fark ne?
Herkes sokakta o kadar neşesiz ki... Kimi tanınmamak, kimi kötü hissettiği için öyle. Ben sokağa çıkınca sevindirik oluyorum. Bu sevecenlik işte. Ama flörtöz değilim.
 Son günlerde hep konuşulan libido mevzuu var. Sizin libidonuz yüksek mi?
10 yıldır kimseyle flört etmiyorum. Buna libidosu yüksek mi denir?
Bitmiş sanırım.
Ya da oynatan biri yok (gülüyor)!
 Sizi bunca yıl nasıl yalnız bırakırlar?
Peşimde ne doktorlar, ne mühendisler var ama benim kalbime girecek kişinin gerçek olması lazım.
 Albümünüz Sevgililer Günü’nde çıktı. Aşkı nasıl anlatırsınız?
Karşındakini her haliyle beğenmeyi beceriyorsan, o senin en yakınınsa ve yaşadıkların hesapsızsa aşktır.
Uyurken müzik çalarsa 
ayağım oynuyor
 Siz ‘seksi’ de bulunursunuz. Seks önemli midir sizin için?
Yok valla, romantizm daha önemli. Hâlâ filmlerdeki romantik aşkların olduğuna inanıyorum.
 Bizim yıllarca gördüğümüz cilveli, âşık, seksi kadın bir yanılsama mıydı o halde?
Ben aslında hep böyleydim ama başka türlü görülüyormuşum, demek hata bende. Neyin ne anlama geldiğini bilememişim. Mesela dans etme biçimimin beni çok seksi gösterdiğini düşünmüyordum. “Ne biçim ritmle kapışıyorum” diye bakıyordum olaya. O Kızılderililerin yaptığı gibi bir şükür dansıydı.
 O dansın seksi olduğunu bilmiyor muydunuz gerçekten?
İnan bana, natürüm bu. Uyurken televizyonda müzik çalarsa ayağım oynuyor. Elimde değil. Belki de içimde yaşayan, bastıramadığım, arada çıkan başka bir kimlik var.
Allah seni inandırsın,
botoks da dolgu da yok
Yıllarca ‘güzel’ sıfatıyla yaşamak nasıldı?
Çok zor. Aslında böyle bir şey olsun diye zerre gayretim de yoktu.
 Ama hep süslüydünüz...
O ayrı. Evet, süsü severim ve süslüydüm. Çocukken bile saten düşes önlükler, dantel yakalarla okula giderdim.
Gizliyorum sanıyorlar
Dondurulmuş gibisiniz. Hiç değişmiyorsunuz.
Evet öyle! Geçenlerde ben için doktora gittim, “Yüzünü kim dolduruyor” diye sordu. “Vallahi kimse doldurmuyor” dedim. “Böyle sıkı et olur mu kızım? Bu yaşın teni değil bu” dedi. Eldivenleri giydi, parmağını ağzımın içinden elmacıkkemiklerime kadar soktu. “Yokmuş gerçekten” dedi.
 Yani her şey doğal mı?
Allah seni inandırsın Hakan, yüzümde botoks da dolgu da yok. Doğal. Yapım bu. Bizim sülalenin teni ve kolajen yapısı böyle. Anneme ölürken, “Seni nasıl toprağa koyayım, çok güzelsin” demiştim.
 Ben sizi kolunuza ayrı, boynunuza ayrı kremler süren bir kadın sanırdım.
Yok ayol, bir kremim var, o kadar. Ama bir tane doğru düzgün kazayağım yok. Ve buna üzülüyorum.
 Neden?
E yüzünde çizgi olanlara bayılıyorum. Öyle olanlar insanlara daha sıcak, yakın gelebiliyor. Mesela arkadaşlarım beni benimsemiyor.
 Kıskanıyorlar mı?
Hayır, gerdiriyorum, gizliyorum sanıyorlar. Ama belli olmadan, saklayarak öyle bir şey yapamazsın ki.
Nükhet Duru: Allah seni inandırsın, botoks da dolgu da yok


Popçu değilim,
neoklasikçiyim
Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Nilüfer ve sizin için, “Pop müziğin dört yapraklı yoncası” derler...
Bir kere ben popçu değilim.
 Nasıl yani! Nedir tarzınız?
Neoklasikçiyim. Benim şarkılarım senfoniyle icra edildiği zaman elbise gibi şıp diye üste oturuyor. Zaten yonca olunacaksa da üç yapraklı oluruz.
 Neden?
Çünkü Ajda bizden çok evvel... İlkokul beşinci sınıftayken, “Biraz büyüyünce onun yolundan gideceğim” diye düşünürdüm. Konuya dönersek, hiçbir zaman o isimlerle yaptığımız müzik örtüşmedi. Onlar popüler müzik yapıyor. Ben iyi şarkı söylediğim için o kategoriye dahil ettiler. Yoksa ben alakasız şeyler yapıp ona rağmen tutuldum. Mesela geçenlerde genç bir arkadaşım, “Sen nasıl bu şarkılarla ünlü oldun? Sözler felsefe imtihanı gibi” dedi. Ama böyle sözlerin de daima dinleyicisi oluyor.
Sosyal medyada yanlışlıkla üç bin kişiye arkadaşlık teklifi gönderdiğim oldu
‘hikayesi Var’ albümü nasıl doğdu?
Birlikte çalıştığımız Evren Ercan’la konuşurken “Genç arkadaşlarımızla şarkı söylemek istiyorum ama bir bütünlük olmalı” dedim. İkimiz de fikre bayıldık. 1.5 sene üzerinde çalıştık. Kimsenin bir diğerinin yaptığı müzikten haberi yoktu. Buna rağmen müthiş bir kalp zinciri oluştu, üslup tuttu.
 İsimlere nasıl karar verdiniz?
İyi şarkı söyleyen ve kendi tarzı olan kişilerle çalıştım. Kalben, Kenan Doğulu, Sıla, Funda Arar, Evrencan Gündüz, Mabel Matiz, Ata Demirer, Zeynep Bastık, Sena Şener, Ceyl’an Ertem, Rubato gibi...
 Tarkan, Aleyna Tilki ya da Edis gibi isimler bu albümde olamaz mıydı?
Tarkan’ın kendine ait bir tarzı var ama çok pop. Aleyna’nın biraz daha yola ihtiyacı var. Edis olacaktı ama askere gittiği ve bir yurtdışı anlaşması yaptığı için olamadı.
 En hüzünlendiren ve en güldüren şarkılar hangileri?
‘Mahmure’yi Ata Demirer’le okumak şarkıyı taçlandırdı, beni çok güldürdü. En hüzünlüsü, ‘Beni Benimle Bırak’. Funda’yla söyledik, öyle içselleştirmişti ki...
 Bu isimleri bir araya getirmek için nasıl bir bütçe harcadınız?
Saygıyla ve sanat adına geldiler.
 Sizce neden eski şarkıları hâlâ bu kadar seviyoruz?
Yeni şarkılar tıpkı yediğimiz yemekler gibi çok hızlı oluşturuluyor. E, duygular hafifledi. Çünkü teknolojinin bizi esir almasına izin verdik. İnsanların birbirleriyle konuşacak sözü kalmadı.
 Sizi ne kadar esir aldı?
İlk zamanlar sosyal medyada yanlış düğmelere basıp üç bin kişiye arkadaşlık teklifi gönderdiğim bile oldu! Bilmemeyi sevmem, her bir şeyini öğrendim. Şimdi gereği kadar kullanıyorum.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!