GeriHürriyet Cumartesi Müzikte Türk ezgileri de olsun istedim...
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Müzikte Türk ezgileri de olsun istedim...

Müzikte Türk ezgileri de olsun istedim...

Bu sonbaharda 30. sezonu yayımlamaya başlayacak olan animasyon dizi ‘The Simpsons’ için gündemle yakından ilişkili bir aile parodisi diyebiliriz herhalde. Bir de 1999 - 2013 arasında yedi sezon yayımlanan bilimkurgu parodisi ‘Futurama’ var. Her ikisinin de yaratıcısı olan Matt Groening, bu hafta 10 bölümü yayına girecek olan yeni dizi ‘Disenchantment’la birlikte, Netflix’in her geçen gün kadrosuna kattığı yaratıcı isimlerden biri oluyor. Kendisiyle Santa Monica’da 10 dakikalığına buluştuk, yeni diziyi konuştuk. Hatta bu 10 dakika için 14 saat uçtuğumu öğrenince, süremi iki katına çıkardı, sağ olsun. Sırada bekleyen Varşovalı arkadaş affetmiştir beni umarım. Karşınızda ‘Disenchantment’ ve Matt Groening.

The Simpsons’ın 1989’da yayımlanan bir bölümünde, Donald Trump’ın ABD başkanı olduğundan ve ülkeyi iflas ettirdiğinden söz ediliyordu. Dizinin günümüz teknolojisiyle ilgili birçok başka kehaneti de oldu. ‘Disenchantment’ bu açıdan nerede duruyor?
- Trump meselesi o zaman absürd bir şakaydı; alternatif bir dünyada başkan olmuştu. Aslında şu an tam da o alternatif dünyada yaşıyoruz ve bu şakayı düzeltmemiz gerek ki geleceği de düzeltebilelim. ‘Disenchantment’a gelince... Dizi ortaçağda geçiyor, bizim dünyamızla doğrudan ilişkisi yok. Ama tabii insan ilişkileri bakımından benzerlikler kaçınılmaz.
◊ Söylendiği gibi ‘Game of Thrones’la paralellikleri var mı dizinin?
- Üç yıl öne ‘Disenchantment’ için çalışmaya başladığımda ‘Game of Thrones’ izlemeyi bıraktım, etkinlenmeyeyim diye. Ekipçe de oradaki hiçbir şeyi kullanmama kuralı koyduk kendimize. Yani benzeyen şeyler varsa da, ki olabilir, benim haberim yok. Ayrıca bayılıyorum ‘Game of Thrones’a ve izlemeyi çok özlüyorum. Her yıl yeni sezon galasına davet ederler.
◊ ‘Futurama’ ve ‘The Simpsons’da aileler merkezdeydi. Yeni dizide durum nasıl?
- ‘Disenchantment’ta da bir aile var tabii ama dizi daha çok büyümekle, kendini bulmakla ve arkadaşlıkla ilgili. Merkezdeki karakterimiz (Prenses Bean) ilk kez bir kadın. O da dizideki diğer karakterler gibi arızalı biri. Fantezide eğilim iyi ve kötü arasındaki çelişkiden yanadır genellikle. Bizde iyi insanlar da tamamen iyi değil. Prenses sorunlu biraz, çok içiyor, hırsızlık yapıyor, yağmalıyor, çok bencil. Hep yanında olan iki dostundan biri Elfo epey saf bir karakter ama o da hırsızlık yapıyor. Şeytan Luci ise gerçek bir şeytan ama dizinin en tatlı karakterlerinden biri.

Müzikte Türk ezgileri de olsun istedim...


◊ İlk kez bir platformla, Netflix’le çalışıyorsunuz. Platformlar televizyon izleme alışkanlığını nasıl değiştirdi?
- Çok ani gelişmiş ve henüz bitmemiş bir ‘eğlence’ devriminin ortasındayız. Televizyon konusunda, tarihsel olarak mecranın en heyecan verici dönemlerinden birindeyiz şu an bence. Ben büyürken her şey televizyon reklamları etrafında dönüyordu. Reklam olmadan televizyon izlemek olağanüstü bir şey. Netflix’e gelince, Fox’la çalışmaktan çok memnunum ama yeni bir şey denemek istedim. Tanıdığım bütün yaratıcı insanlar, Netflix deneyiminden muhteşem bir şey olarak bahsediyordu, ben de istedim dahil olmak.
◊ ‘The Simpsons’ 30 yıldır ekranda ve artık çok izlenen başka birçok animasyon dizi var. Nedir ‘The Simpsons’ı bunca yıl ayakta tutan ve farklı kılan?
- Başladığında eşi benzeri yoktu; hâlâ ayakta olmasının nedenlerinden biri bu. Ayrıca bence gayet iyi bir dizi. Ondan sonra birçok şahane iş geldi. Aslında ‘Simpsons’ olmasa animasyon dünyası nerede olurdu ben de merak ediyorum ara ara. Halihazırda başka dizilerin olması bizi pek etkilemiyor çünkü ‘Simpsons’ tek bir dizi değil aslında, çok kişilikli bir dizi: Aile dizisi, politik bir dizi, komedi dizisi, sürreel bir dizi... Genç animatörlere fırsat tanıyor, kendilerini göstermeleri için zemin sağlıyoruz. Guillermo Del Toro’dan Banksy’ye kadar herkes ‘Simpsons’da yer aldı. Fakat dizinin kalbi, aslında herkesin sevdiği o aile. “Niye bitmiyor” diyorlar da, arkadaşlarımı niye işsiz bırakayım? Hayatı boyunca bu dizide çalışan tanıdıklarım var benim. Ve esas mesele, biz hâlâ eğleniyoruz.
◊ Hah, tam da bunu soracaktım, motivasyon bu kadar uzun süre nasıl korunuyor?
- Animasyon, hikâye anlatmanın en muhteşem yolu. Gerçekte olmayan bir dünya kuruyorsunuz. Karakterlere can veriyorsunuz, onları konuşturuyorsunuz. Bir rüyayı gerçekleştirmek tam da bu işte. İzlediğim her bölümde, bunu nasıl yapabildiğimize yeniden hayret ediyorum. Kendi adıma, ‘Simpsons’ın en başında hissettiğimiz büyük zevki de yeni işlerle yeniden yakalamaya çalışıyorum. ‘Disenchantment’ da bunlardan biri. Umarım en sonuncusu değildir.
◊ Geçenlerde ‘The Simpsons’daki Hintli Apu karakteri üzerinden ‘ırkçılık’ demeyelim de duyarsızlıkla suçlandınız. Politik doğruculuk çağında komedi yapmayı sürdürmek zor mu?
- Evet zor. Duyarlılık fazla. İnsanların buna kafa yorması tabii ki iyi bir şey. Bazı şeylere bazı insanlar daha çok alınıyor, bunun da önüne geçmek zor ama mizahtan yanayım ben. Tabii bana saldırılınca hiç hoşuma gitmiyor, ayrı...
◊ ‘Disenchantment’ın epey oynak, bizim kulağımıza yabancı gelmeyen bir müziği var. Nasıl seçildi?
- Dizinin en gurur duyduğum yanlarından biri. Haklısınız, Türk müziği ezgileri de var. Besteci Mark Mothersbaugh’yu ilk tanıdığımda Devo isimli bir grubun solistiydi. Komik, çılgın bir tür müzik yapıyorlardı. Devo büyük bir grup oldu, sonraları Mark da film müzikleri yapmaya başladı. Dizi için ona “Bize Türk, Doğu Avrupa, Balkan ezgileri taşıyan bir şey yapar mısın?” dedim. Bakalım Türkiye’de nasıl bulacaklar.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle