GeriHürriyet Cumartesi Adaletin bu mu dünya?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Adaletin bu mu dünya?

Adaletin bu mu dünya?

Netflix’in iki yeni yapımı ‘When They See Us’ ve ‘Killer Ratings’adalet duygusunu sorgularken, farkındalık da yaratıyor.Gerçek hayattan uyarlanan iki belgesel, insanın tüylerini ürpertiyor.

31 Mayıs’ta yayımlandığından bu yana Netflix ABD’nin her gün en çok izlenen dizisi olan ‘When They See Us’ ve izlenme rekorları kırmasa da uluslararası basında sıkça sözü edilen ‘Killer Ratings’ izlenmesi gereken iki yapım. İkisinde de izlenenlere inanmak zor ama ikisinde de “film bu” deyip geçmek imkânsız çünkü ikisi de gerçek olaylara dayanıyor.

‘When They See Us’, 2012’de belgesel üstadı Ken Burns’ün imzasını taşıyan, bol ödüllü ‘The Central Park Five’ belgeselinin odaklandığı konuyu ele alan dört bölümlük bir dizi.

Adaletin bu mu dünya

Killer Ratings

Beş gence 41 milyon dolarlık tazminat

Belgesel, 1990’da Central Park’ta akşam koşusuna çıkan beyaz bir genç kadının uğradığı vahşi saldırı ve tecavüzün sorumlusu olarak apar topar tutuklanıp hüküm giyen ve  12 yıl sonra olayla alakalarının olmadığı kanıtlanan, yaşları 14 ile 16 arasında değişen beş siyahi ergenin mahkeme sürecini inceliyordu. ‘Selma’yla Oscar’a aday olan ilk siyahi kadın yönetmen Ava DuVernay’in yazıp yönettiği ‘When They See Us’ da bütün mahkeme belgelerinin, çocukların, polislerin ifadelerinin incelenmesinden, 100’den fazla kişiyle yapılan görüşmelerden sonra ortaya çıkmış. Dört bölümlük dizi mahkeme sürecinin yanı sıra çocukların mahvolan hayatlarına dikkat çekiyor. Ve adalet duygusuna hitap ediyor, geriyor, sinirlendiriyor. Beş genç 2014’te toplam 41 milyon dolar tazminata hak kazanmış fakat yaşananların, kaybolan yılların bedeline kim karar verebilir ki?

Dizi sonrasında gelen istifalar

Yayına girdiği günden bu yana tartışmaların da odağında olan dizi, dramanın farkındalık yaratma gücünün de iyi bir örneği. Artık çok satan polisiyelerin yazarı olarak anılan ve o zaman davanın savcısı olan Linda Fairstein (dizide Felicity Huffman canlandırıyor kendisini), ‘The Wall Street Journal’ gazetesinde DuVernay’i ve Netflix’i yalancılıkla, gerçekleri çarpıtmakla suçlayan bir yazı kaleme aldı, sosyal medyada son derece aktif bir şekilde dizinin tanıtımını yapmakta olan DuVernay “Beklenen şey. Tipik. Biz yolumuza bakalım....” cevabını verdi. Fairstein’ın menajeri ise eski savcı, yeni yazarla artık çalışmayacağını duyurdu. Son olarak çarşamba günü davaya bakan savcılardan Elizabeth Lederer diziden sonra aldığı tepkiler nedeniyle Columbia Hukuk Fakültesi’ndeki görevinden istifa ettiğini duyurdu.

Killer Ratings’ belgeseli ise Brezilya’nın Amazon bölgesindeki Manaus kentine götürüyor bizi. 1989 - 2008 arasında inanılması güç reyting rekorları kıran ‘Canal Livre’ programının yapımcısı ve politikacı Wallace Souza’nın kat ettiği yolu izliyoruz. Souza, öğlenleri yayımlanan günlük programı sayesinde kanunsuz şehrinin bir tür süper kahramanı haline geliyor, güçlendikçe güçleniyor ve politikaya atılıyor. Uyuşturucu çetelerinin kıyasıya mücadelesini bizzat izliyor, sorumluları ismen itham ediyor,  bir suç işlenince polisten önce aranan kişi haline geliyor.

Suç mahallerinin hepsine herkesten önce giden ve mesela dumanı hâlâ tüten bir cesedi canlı yayınla izleyiciye sunan Souza’nın delice izlenen programının, bazı cinayetleri naklen yayımladığı bile oluyor. Sonra bir gün, çete üyesi eski bir polis tutuklanıyor ve hapse girerse sonunun ölüm olacağını bildiği için polisle pazarlığa girişiyor. Souza’nın, basını ve polisi de atlatarak herkesten önce yayımladığı cinayetleri reyting uğruna işleyen organize bir şebekenin başında olduğunu anlatıyor. Zaten yıllardır durumdan işkillenen polis, Souza’yı incelemeye alıyor. Bundan sonrası, Souza ailesinin diğer üyelerine ve 2017’ye kadar uzanan çok taraflı bir hikâye; Souza, kahraman olduğu için kendisine komplo kurulduğunu, polis ise bunun nasıl mümkün olmadığını anlatıyor. Yedi bölümlük belgesel bittiğinde öyle büyük bir çürümüşlüğe tanık oluyor ki insan, neredeyse kalkıp duş alası geliyor.

Adaletin bu mu dünya

Melis Sezen

Kaçırdığınız Diziler Köşesi

Romantik polisiye: Leke

Maalesef ‘Leke’yi geç izleyebildim. Çünkü salı geceleri yıllarımı verdiğim iki dizi varken yayına başladı ve hakkını ancak şimdi verebildim, iki günde sekiz bölüm izledim. Bu hafta dokuzuncu bölümüyle sezon finali yapacak olan dizi yaz ekranında romantik komedi dışında ‘şehir dizisi’ arayanların ilacı olabilir. ‘Leke’nin gerçekten sağlam bir senaryosu var; sağlam, çünkü en iyi senaristlerimizden birinin, bu yıl ‘Bir Zamanlar Çukurova’da’ dizisinde de imzası olan Yıldız Tunç’un kaleminden çıkıyor. Varlıklı genç adam (Burak Sevinç) ile fakir ama gururlu genç kızın (Melis Sezen) zor aşkının gerisinde her iki tarafın da yavaş yavaş ortaya çıkan ilginç hikâyeleri var. İkilinin kimyası çok iyi, üstüne de gerçeğe epey yakın canlandırılmış bir şirket hayatı içinde Cem’in işadamlığına ikna oluyoruz ki, örneği azdır bilirsiniz.

Giysi seçimleri harika!

Hikâyenin kadın ticaretine odaklanan polisiye kısmında, izleyenlerin unutmayacağı bir ruh hastası karakterin (Mehmet Bozdoğan) varlığının yanı sıra emniyetin iç ilişkilerine de değiniliyor. Selen Uçer, Tuğçe Açıkgöz, Selahattin Paşalı, Nurinisa Yıldırım gibi yüzü eskimemiş ve iyi oyuncuları var. Giysi seçimleri de, müzik seçimleri de çok zevkli. Üstüne de olaylar çok hızlı gelişiyor. Keşke yazın yeniden gösterime girse, siz de yakalasanız. Akıllı televizyonlarınızda Kanal D’nin YouTube kanalından ‘Leke’ dizisini bulup, tek parçalık bölümleri oradan izleyebilirsiniz. İzleyin hatta. (Sezon finali, Kanal D, salı, 20.00)

 

 

 

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle