GeriKelebek Halk müziğinin İstanbul beyefendisi Yücel PAŞMAKÇI
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Halk müziğinin İstanbul beyefendisi Yücel PAŞMAKÇI

Aydın Doğan Türk Halk Müziği Ödülü bu yıl akademisyen, saz sanatçısı, derlemeci, radyo programcısı ve koro şefi Yücel Paşmakçı’ya verildi. Hayatını Anadolu ezgilerini gün ışığına çıkarmaya adayan Paşmakçı repertuar ve üslup bilgisiyle Türk Halk Müziği’nin tartışmasız otoritesi.

En zor uzun havaları bile notaya alabilmesiyle ünlü. Bir başka ilginç yönü de, halk müziği sanatçılarının genelde Anadolu yörelerinden çıkmasına karşın, onun dokuz kuşaktır İstanbullu olması. Ut çalınan, alaturka ve klasik müzik dinlenen bir evde büyüdü. Ortaokulda müzik notu ‘sıfır’dı, ama tesadüfler onu saza, türkülere bağladı.

Paşmak, yani türkülerdeki şekliyle başmak, ayakkabı anlamına geliyor. Yücel Paşmakçı’nın 17. yy’da Bursa’da yaşayan büyük dedesi Hüseyin Çelebi ayakkabıcıydı. Mesleği sonraki dokuz kuşağa isim verse de, ailede ondan başka ayakkabıcılık yapan olmadı. Tüm bunları Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü mezunu Şükriye Dikilitaş sayesinde biliyoruz. 1948’de okulu bitirme tezini Paşmakçı Ailesi’nin soy ağacı üzerine yazmış.

Hüseyin Çelebi’nin 1694’te doğan oğlu Mehmet Efendi okuyup farklı bir meslek edinmek amacıyla İstanbul’a geldi. İşte bu soydan 300 yılda tam 9 şeyhülislam, kadılar, askerler, bürokratlar yetişti. 19. yy’ın sonuna gelindiğinde ailede soyadını sürdürecek tek oğul kalmıştı: Medine Mutasarafı Hüseyin Zeki Bey. Onun tek oğlu Kemal 1901’de, Medine’de doğdu, erken yaşta askerlikten emekli oldu. İstanbul, Fatih’teki ailesinin yanına yerleşti. Babasının sokakta oynarken görüp beğendiği 16 yaşındaki Fatma Huriye Hanım’la evlendi. 1933’te kızları İnci, 1935’in 24 Ağustosu’nda ise tek oğulları Yücel dünyaya geldi.

MÜZİK TUTKUNUBİR AİLEDE BÜYÜDÜ

Fatma Huriye Hanım çocukluğunda piyano çalmış, sonra ut öğrenmişti. Evde de ut çalardı. Eşi ise radyo meraklısıydı. Sesini beğenmediği için lambalı radyoların biri gider, biri gelirdi eve. Akşamları canlı yayınlanan fasıllar kaçırılmaz, klasik müzik programları dinlenirdi. Sünnet hediyesi olarak oğullarına ağız armonikası aldılar. Onun aklı ise izcilikteydi. 1946’da, Yeldeğirmeni Ortaokulu’nu bitirdiği yıl bütün bir yaz cebir kitabındaki problemleri baştan sona üç kez çözdü. Deniz Lisesi sınavını 600 aday arasında 18’incilikle kazandı. Bahriye mektebine 118 numarayla kaydı yapılmıştı ama işler beklediği gibi gitmeyecekti...

‘Okulun ilk iki ayı deneme süresiydi. Memnun olmayan vazgeçebiliyor, yerine yedek listeden biri alınıyordu. Babam her hafta Heybeliada’ya, okulun kapısına kadar benimle gelirdi. Yatılı okula alışamadım. Ailemi çok özledim. Babam mahzun halimi fark etmiş, deneme süresinin son gününde Deniz Lisesi’nden alıp Haydarpaşa Lisesi’ne yazdırdı.’

Aradan yarım asır geçse de babasını anlatırken hálá gözleri yaşarıyor Yücel Paşmakçı’nın. Kemal Bey öyle bir baba ki kolay unutulmayacak cinsten. Çocuklarını hep destekleyen, onurlarını kırmayan, oğlunu zararlı dostluklardan koruma adına tüm arkadaşlarını evine davet edip çilingir sofrası kurabilen bir ebeveyn.

BAĞLAMANIN SESİNİ İLK O GÜN KEŞFETTİ

Ortaokulda müzikten ‘sıfır’ alan Yücel, Haydarpaşa Lisesi’ne başladıktan sonra da tüm ilgisini izciliğe yöneltti. Bağlama ve türkülerle tanışmasını da izciliğe borçlu.

‘Üçüncü sınıftaydım. Bir gün okulda arkadaşım Yıldırım Alpago’yu arıyordum. Odalardan birine kapanmış, çalışıyor. Kapıyı açtım, bağlama çalıyordu. Bağlamayı o gün gördüm, dinledim. Çok etkilendim. Yatılı okuyordu Yıldırım. Babamla konuşup bizim evde kalmasını sağladım. Yaz tatilinde dayımın bir arkadaşından ödünç alıp saz çalmayı denedim. Uzunçarşı’ya gidip bir Ermeni ustadan 12,5 liraya ilk bağlamamı aldım. Eve dönüp 1951 yazı boyunca gece gündüz çalışmaya başladım. Annem, ekmek paranı mı kazanacaksın bu sazla, neden bu kadar çalışıyorsun, diye sormuştu.’

Bu tutku nedeniyle bir yıl okula gitmedi. Arkadaşıyla çalıştı, yeni türküler öğrendi. Eminönü Halkevi’nde Necati Başara’nın topluluğuna katıldılar. 1954’te liseden mezun olup İktisat Fakültesi’ne girdi. ‘Müzisyen olmayı kesinlikle düşünmüyordum. İstanbul Radyosu saz sanatçısı sınavı açtı. 25 Temmuz’da girdim. Kazanacağımı hiç düşünmemiştim.’

Mesut Cemil, Muzaffer Sarısözen, Cevdet Çağla, Refik Fersan vardır radyo jürisinde. Paşmakçı, Isparta Zeybeği çalar. 250 kişi arasından seçilen dört genç arasına girer. İki yıl boyunca hem okula gider hem de radyoya. Muzaffer Sarısözen’den, Ahmet Yamacı’dan dersler alır. Her ikisi de nazik, babacandır. Sayelerinde türkülerle gönül bağı daha da güçlenir.

YİNE BİR TESADÜFBU SEFERKİ AŞK

1956 yılında arkadaşının ricası üzerine gittiği düğünde, sahneden izleyicilere bakarken hayatının aşkıyla göz göze gelecektir. Fatih’ten Üsküdar’a kadar takip edip adresini saptar genç kızın. Birkaç hafta sonra Nuray’a hayatının sürprizini yapar. Kuzeninin bağlama öğretmeni olarak kapısını çalar, evlerine gidip gelmeye başlar. Ardından babasını gönderip istetir, evlenirler. Düğünden önce Yücel Paşmakçı okula ara verip askere gitmiştir. Hadımköy’deki Ekmekçi Bölüğü’nün teğmeni görev süresince bağlama çalışmalarına devam eder.

1958’de, tezkereyi alıp Hukuk Fakültesi’ne yazılır. Fakat hiç beklemediği anda babası ölür, iki evin geçimi ondan sorulacaktır artık. Radyoyu bırakmaz. Bu arada muhasebecilik yapar, okuldan ayrılıp Eminönü’nde plastik imalathanesi açar, düğme ve ilaç kutuları üretir. Bir yandan da İstanbul Belediye Konservatuvarı Halk Müziği İcra Heyeti’nde çalışmaktadır.

Önündeki 10 yıl, onun için çok zorlu geçecektir. Yine de türkülerden ayrılmaz. Yaz tatillerinde gittiği yerlerde derlemeler yapar.

1972’de, o dönem İstanbul radyosunda Türk Halk Müziği ve Oyunları Şubesi Müdürlüğü’nü yapan Nida Tüfekçi, ‘Ben Ankara’ya gidiyorum, İstanbul Radyosu’nu sen üstlen’ deyince tüm işlerini bırakıp şube müdürü olur. Radyoya yöre ozanları gelmekte, hiç duyulmadık türküler söylenmektedir. Paşmakçı bunları notaya aktarır. Arşiv fişlerinde derleyen bölümüne kendi adı yerine ‘THM Şubesi’ yazar. Sadece radyonun dışında derlediği türkülere imza attığı için, arşivlerde derleyen olarak kendisinin gözüktüğü türkülerin sayısı 400 olarak kalır.

1979’da, Paşmakçı’nın TRT’deki ‘kızak’ günleri gelir. Uzman kadrosuna atanıp, bir kenara bırakıldığı dönemi müthiş bir projeyle değerlendirir: ‘1920’lerden 1950’lere kadar Anadolu’dan derlenen 10 bin civarında ezgi TRT arşivinde, balmumu silindirler ve taş plaklarda duruyordu. Ankara Konservatuvarı’yla konuşup onların yardımıyla hepsini banda aktardık. Üç yılda bu ezgileri ikişer kez dinleyip notaya geçebilecekleri saptadım. Bazılarını ben notaya aktardım, diğerlerini TRT’nin uzmanları. Bu sayede repertuardaki türküler 5 bini buldu.’

Aynı dönemde TRT’nin ‘diskotek tasfiyesi’ operasyonuyla hurdaya satılmak üzere ayrılan eski kayıtlar arasında çok önemli eserler bulur, bunları yeni ses sistemlerine aktarır, yeniden arşivler. 1983’te İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’na geçer. 2000 Eylülü’nde emekli olana kadar Temel Bilimler Bölümü THM Ana Sanat Dalı Başkanlığı’nı yürütür. Bu arada dersler verir.

SAZINLA SARHOŞEĞLENDİRME OĞLUM

Memuriyetten emeklilik Paşmakçı’nın öğretme arzusunu tüketmedi. Solfej ve repertuar derslerini Haliç Üniversitesi Konservatuvarı ve Bursa Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı’nda sürdürüyor. Bursa’da kurduğu koroyla konserler veriyor.

Öğrencilerinin dışında Paşmakçı’nın bağlamasını duyanların sayısı pek fazla değil. Çünkü sadece konserlerde ve arkadaşlarının ailece bulunduğu toplantılarda çalıyor. Hayatı boyunca sadece iki kez gazinoda sahneye çıktı, o da paraya çok ihtiyacı olduğu için. Nedeni, babasının vasiyeti: ‘Sazınla sarhoş eğlendirme oğlum...’

Bununla birlikte, ramazan hariç, akşamları iki duble ‘aslan sütü’ içmeyi sever. Evine misafirlerin gelmesini, bağlamanın her türüyle birlikte amatörce tambur çalmayı, aile arasındaki sazlı sözlü toplantılar yapılmasını da... Derleme yaparken kurallarını bir yana bırakıp ortama uyar. Bazen bir balıkçı meyhanesinde, bazen bir köy kahvesinde çalar, çevredekileri şevke getirip yöredeki otantik ezgileri toplar. Ünlü türkücülerin ağzından Türkiye’ye marş olan birçok türkü bu çabalar sonucu derlenmiştir. ‘Bir Fırtına Tuttu Beni’ 98 yaşındaki göçmen Fatma Çil’in, ‘Bir Yiğit Gurbete Gitse’ Keskinli bir genci, ‘Dam Üstüne Çul Serer’ Sivaslı aşığın ses dağarcığından çıkar.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle