GeriKelebek Alexandre Dumas’nın şatosunda baloya Victor Hugo evinde çaya davetlisiniz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Alexandre Dumas’nın şatosunda baloya Victor Hugo evinde çaya davetlisiniz

Alexandre Dumas’nın şatosunda baloya Victor Hugo evinde çaya davetlisiniz
refid:24458223 ilişkili resim dosyası

Fransa’nın başkenti yüzyıllardır canlı sanat hayatıyla binlerce sanatçıya ev sahipliği yapmış.

Paris ve çevresi bugün müzeye dönüştürülmüş yazar, ressam, heykeltıraş evleriyle rengarenk. Bayramda yolunuz Paris’e düşerse başyapıtların yaratıldığı bu evlere uğramanızı öneririz.

Dumas’dan şato içinde şato

Ne zaman ki Alexandre Dumas “Üç Silahşörler” ve “Monte Kristo Kontu” ile müthiş paralar kazanır, o zaman Paris’in yanı başında, Seine Nehri manzaralı Rönesans tarzı bir şato yaptırır. İngiliz usulü bahçesine küçük bir neogotik şato yerleştirir. Cephesine ünlü eserlerinin başlıklarını yazdırır. Burası ofisi olacaktır. Dönemin gazetelerine yazdığı föytonlarla, aşırı uzunluğuyla ünlü (9-10 saat) tiyatro oyunlarıyla, seyahatleriyle ve her gün değiştirdiği sevgilileriyle gazetelere sürekli haber konusu olan Dumas’nın popülaritesi, bugünün magazin starlarını aratmaz. 1848’den 1849’a, yani sadece bir yıl sürer sahipliği. Bu sürede verdiği davetlere Balzac’tan Zola’ya pek çok ünlü katılır. Bahçesinde akbaba ve maymun dahil onlarca çeşit hayvanın yaşadığı şatonun adı bir faytoncu vermiş: Dumas’nın davetine katılmak üzere Paris’ten trenle Perq Garı’na gelen tiyatrocu Madam Melingue, faytoncuya yolu tarif etmeye çalışırken “Galiba Monte Kristo Şatosu’nu arıyorsunuz” cevabını alır. Olay Dumas’nın hoşuna gider, şatosuna bu ismi verir. Evi diğer ünlü evlerinden ayıran en büyük özelliği de bu zaten: İsmiyle, mimarisiyle, çok sevdiği Arap üslubundaki salonuyla, duvarlarındaki AD damgasıyla Alexandre Dumas’a ait olması. Yazardan sonra defalarca el değiştiren, bakımsız kalan yapı uzun süren restorasyondan sonra 1994’te müzeye dönüştürüldü. Hayattayken romancılığı kadar tiyatro yazarlığıyla da gündeme gelen Dumas’nın seyyah ve gazeteci yönü ile kadınlara düşkünlüğü, şatodaki kalıcı serginin konuları arasında. Açıldığı günden beri müzeyi yöneten Frederique Lurol, mekanın küçük büyük herkesin ilgisini çekmesi için yaz aylarında “Maskeli Balo” oyunu, “Monte Kristo Tiyatro Geceleri” gibi etkinlikler düzenliyor. Kent merkezine karayoluyla 27 kilometre uzaklıkta. Tren ve otobüsle erişilebiliyor.
(Adres: 1, Chemin du Haut Ormes, 78560 le Port-Marly / www.chateau-monte-cristo.com)

Victor Hugo bu evde yas tuttu

“Notre Dame’ın Kamburu” romanıyla Paris’in görkemli katedralini dünyaca üne kavuşturan Victor Hugo’nun bugün müzeye dönüştürülen evi, Paris’in ünlü kraliyet meydanı Place des Vosges’da. Daireye 1832’de yerleşmiş Hugo. Meydandaki diğer evler gibi 1604’te inşa edilen binanın ikinci katı, yazarın 15’inci Louis dönemi imzalı mobilyaları, üzerinde gazetelerini okumaktan büyük zevk aldığı söylenen ve 17’nci yüzyıl ipek Osmanlı sancağıyla örtülü divanı, portreleri, resimleriyle süslü. Hugo’nun yatak odası da olduğu gibi korunmuş. 16 yıl boyunca bu evde hayatının çok önemli olaylarını yaşamış yazar: Yasak aşkı ile nişanlı kızı Leopoldine’in suda boğularak ölmesi bunların arasında.. Zaten ev, yasını tuttuğu kızı Leopoldine’e yazdığı şiirler ve ondan kalan hatıralarla dopdolu...
(Adres: Maison de Victor Hugo, 6 place des Vosges, 6. Paris / Metro: St Paul)

Balzac alacaklılarından çifte kapıyla korunmuştu

Ne zaman ki borç içinde boğulmaya başlayıp alacaklıları kapıya dayanır, o zaman kendine yeni bir adres arar Honore de Balzac. “Goriot Baba”, “Vadideki Zambak” gibi romanlarıyla ünlü yazar Seine Nehri kıyısında, Paris’in o zamanki sayfiyesi Passy Tepesi’nde bahçeli, mütevazı bir ev bulur kendisine. Muhtemelen Balzac da bilmez ama söz konusu olan, kraliyet ressamı Noel Halle’ye ait, 18’inci yüzyıl tarihli görkemli bir malikanenin kapıcısı için yapılmış ek binadır. Bir tepe üzerinde yer aldığından girişiyle arkası arasında seviye farkı olan bu ev sayesinde Balzac’ın, alacaklıları kapıya dayandığında arka kapıdan kolayca kaçtığı söylenir hep. Onca borcuna rağmen yazar, bir yandan da yeni evi için antika mobilyaların, sanat objelerinin peşine düşer. Eşyaları ölümünden sonra açık artırmayla satılır. Bu evde 10’a yakın roman ve hikaye yazar. Şöminesi, tavan dekoru, yazarın bastonları, bir odanın vitraylı pencereleri ile dikkat çeken evde, Balzac’ın açık artırmadan kurtulmuş çalışma masası, koltuğu ile Bohemya kristali bir de vazo mevcut.
(Adres: 47, Rue Raynouard, 16. Paris / Metro: Passy)

Gustav Eiffel’in kuledeki bürosu

Eiffel Kulesi açıldığı günden beri ziyaretçilerini üç katında ağırlar ama çok az kişi mühendis Gustav Eiffel’in üçüncü kattaki bürosunu bilir. Dört odalı bir apartman dairesinden oluşan bu katta odalardan üçü bilimadamlarının astronomi, meteoroloji ve biyoloji alanında kullanabilecekleri laboratuvarlara, biri ise Eiffel’e ayrılmıştır. Önemli ziyaretçileri burada kabul eder. İlk misafiri ampulün mucidi Thomas Edison olur. Hediye olarak icadı fonografı (ses kayıt aletini) getirir. Eiffel, kulenin de yapım nedeni olan 1889 tarihli Uluslararası Sergi’nin (Exposition Universelle) kapanış gününde bu fonografa serginin top sesiyle kapanacağı anonsunu yapıp, sesini kaydeder. 1980’de büro restore edilip ziyarete açılır. Eiffel ve Edison’un balmumu heykellerinin bulunduğu ofiste ünlü fonograf baş köşededir.
(Adres: Eiffel Kulesi, 3. kat, Champ-de-Mars, 7. Paris / Metro: Trocadero ya da Bir Hakeim.)

“Düşünen adam” kendini eğlenceye verdi, yapıya girişi sınırlandırıldı

“Düşünen adam” heykeliyle tanınan Rodin’in evi, 1904’te boşaltılan Biron Malikanesi adlı bir manastır. Malikane, terk edilmiş halinden kurtulması için geçici olarak ucuza kiraya verilince, birkaç ay içinde sanatçı yatağına dönüşmüştü. Rodin mekanın stiline, geniş salonlarına ve bahçesine hayran kalmış, bahçeye bakan büyük salonları kiralamıştı. Yıkım kararı çıkarken son anda kamulaştırılan yapıyı korumak isteyenler Rodin Müzesi kurulması teklifini vermişti. Tüm eserlerini devlete bırakan Rodin ölene kadar malikanede yaşamak şartıyla bu teklifi kabul etti. Heykeltıraşın mekana çok sayıda kadın getirdiği, eserlerin kaybolduğu söyleniyordu. 1917’de mahkeme kararıyla girişi sınırlandırıldı. 15 günde bir izin veriliyordu. Müze, sanatçı 1919’da öldükten sonra açıldı. Rodin’in eserleri malikanenin salonlarında ve bahçesinde sergilenirken, şapelinde geçici sergiler açılıyor.
(Adres: Rodin Müzesi: 77, Rue de Varenne, 7. Paris / Metro: Varenne ya da Invalides/ www.musee-rodin.fr)

Delacroix’nın son yıllarına tanık oldu

Şehrin gürültüsünden uzak küçücük bir meydanda, Arnavut kaldırımlı avlusuyla gözlerden uzak bu sevimli evde ünlü ressam Eugene Delacroix son yıllarını geçirmişti. Ressam, “Da Vinci Şifresi”yle gündeme gelen Saint Sulpice Kilisesi’nin şapellerine fresk yapıyordu o günlerde. Evin tavan dekorları, merdivenleri çevreleyen vitrinler, şövalesi ve masasıyla resim atölyesi olduğu gibi korunmuş. Dairenin üç salonu geçici sergilerin dışında, küçük boyutlu resimlere, ressamın eskizlerine, desen, elyazması, gravür, mektupları ile fresk denemelerine ayrılmış.
(Adres: 6, Rue Furstenberg, 6. Paris / Metro: St Germain des Pres.)

Emile Zola’nın kır merakı

Hayatı boyunca sürekli ev değiştiren yazar Emile Zola, Paris’in batı banliyösündeki bu görkemli evi, 1877’de yayımlanan ve aynı sene 38 baskı yapan “Meyhane” romanından kazandığı parayla satın alır. Paris’te yaşamasına rağmen kır hayatını hep özlemektedir. Başkente çok uzak olmayan, annesinin dinlenebileceği, Seine kıyısında sakin bir mekan arar. Sonunda Medan’da, iki katlı ve bahçeli bu evi bulur. 1878’de taşınır. “Hayvanlaşan İnsan”ı yakınlardaki demiryolundan esinlenerek burada yazar. Onu, “Germinal”, “Toprak” ve “Nana” izler... Annesi ve karısıyla yaşayan Zola, müteahhitliğe kalkışıp, evi büyütür. Çektiği fotoğrafları yıkayıp basabileceği bir laboratuvar kurar. Bugün müzeye dönüştürülen evde mutfak eşyasından yazar ve ailesinin portrelerine, vitraylardan kütüphaneye çok şey görülebilir.
(Adres: Rue Pasteur, 78670 Medan)

Turgenyev’in platonik aşkındaki son durak

Paris’in batısında, Seine Nehri’ne hakim 1830 tarihli bu İtalyan tarzı villayı garip bir üçlü kiralar: Eski tiyatro yönetmeni Louis Viardot, karısı opera solisti Pauline ve 30 yıldır bu kadına platonik aşkla bağlanmış Rus romancı Ivan Turgenyev. Viardot çifti villaya, Turgenyev ise 50 metre ötede yaptırdığı kulübeye yerleşir. Çoğunlukla villadadır. Misafirleri arasında dönemin ünlüleri hikayeci Maupassant, besteci Bizet ile Saint-Saens vardır. Yazar, 1883’te, 65 yaşında kansere yenik düşer. İkinci kattaki balkonlu odada, aşkı Pauline’in kollarında hayata veda eder. Turgenyev’in ölümünün 100’üncü yıldönümü nedeniyle halka açılan villada romancının Seine Vadisi’ne bakan balkonlu yatak odası, çalışma odası görülebilir. Yemek odasında yazarın Rusya’daki hayatını anlatan dokümanlar yer alırken, müzik salonunda piyanosu bulunuyor.
(Adres: 16, Rue Ivan Tourgueniev, 78380 Bougival)

Monet cennetini Giverny’de kurmuştu

Ressam Claude Monet’nin “Nilüferler” tablosunu bilmeyen yoktur ama kaç kişi bilir, bu tablonun esin kaynağının ressamın göz kamaştırıcı bahçesi olduğunu? Kırklı yaşlarına kadar eserlerini satmakta güçlük çeken, izlenimcilik akımının büyük ressamı Monet’nin aradığı, su ve ışık oyunlarıyla etkilendiği yer Seine Vadisi’dir. Böylece Paris’e 75 kilometre uzaklıktaki Giverny köyünü keşfeder, bahçeli bir ev kiralar. Hayatının sonuna kadar, yani 43 yıl o evde yaşar. Evin ahırında peş peşe üç atölye açar. Seine Nehri ve çiçeklerle bezediği bahçesi başlıca esin kaynakları olacaktır. Zaten başarının tadına da bu evde yaptığı tablolarla varır: “Nilüferler” tablosu ve onun devamındaki seri bu evde doğar. Bahçesiyle göreni büyüleyen evin en ilgi çekici yanlarından biriyse, ressamın evde seçtiği sıcacık renklerdir: Yemek salonu, masasından sandalyesine, Japon porselenlerinin sergilendiği dolaptan şömineye sapsarıyken, mutfak baştan aşağı masmavidir. Karısıyla paylaştığı yatak odası da öylece duruyor.
(Adres: 84, Rue Claude Monet, 27620 Giverny)


Yorumları Göster
Yorumları Gizle