Hürriyet Pazar Haberleri

    Kadıköy yükseliyor çünkü insanın ruhuna sesleniyor...

    Yenal Bilgici / ybilgici@hurriyet.com.tr
    07.10.2017 - 13:15 | Son Güncelleme:

    Kadıköy’de sokaklar kalabalık ama insanlar sakin. Herkesin keyfi yerinde... Kimseyi geri çevirmiyor Kadıköy... Cebinde herkes için bir şeyler var: İsteyene deniz, isteyene İstanbul’un en güzel günbatımı, isteyene sereserpe uzanabilecekleri çayır çimen, isteyene Yeldeğirmeni ve Moda’nın yeni dalga kafelerinde dertsiz tasasız muhabbet... Çocuklar için koşup oynayacak alan, gençler için özgürlük, yaşlılar için rahatsız edilmeden nefes alma imkânı... Kadıköy’ün gündüzü böyle yaşanıyor. Bir de gecesi var. Yepyeni barlarından kimisi gizli hazine değerinde restoranlarına, açık hava meyhanelerinden İstanbul’un yeni ve dinamik sound’unun üretilip sergilendiği konser salonlarına, giderek daha büyük bir kitleyi kendine çeken Kadıköy gecesi... İlçenin, İstanbul’un cazibe merkezi haline gelmesinde bir sır var muhakkak. Beyoğlu’nun sönükleşmesi mi, Gezi olaylarından sonra kültür-sanat ekseninin yer değiştirmesi mi, başka türlü bir şehir anlayışının giderek yerleşmesi mi? İşte bir cevap... Kadıköy merkezli dergi Bant Mag.’ın kurucularından James Hakan Dedeoğlu ve Aylin Güngör, “Burada bu kadar yoğun bir kültür-sanat üretiminin ve tüketiminin olması ne anlama geliyor” sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Şehrin diğer semtlerinde bir şeylerin yanlış gittiği anlamına...”Peki Kadıköy’de doğru giden ne? Ya da tam aksine, bu yükseliş bazı Kadıköylülerin artık orada barınamamasına, örneğin Fikirtepe’de olduğu gibi kenara itilmesine mi neden oluyor? Sokakları dolaştık, ilçenin sakinleriyle ve onu çekim merkezi haline getiren aktörlerle konuştuk, geniş bir dosya hazırladık.

    Cumartesi öğleden sonra... Güneşli, pırıl pırıl bir hava... Moda Caddesi’nde yürüyorum. Kalabalık. Hem de çok. Ama üzerime üzerime gelmiyor. El ele sevgililer, çocuk arabalarıyla anne babalar, bastonlarına tutunup hava almaya çıkmış yaşlılar... Moda sahiline, çay bahçelerine, çocuk parklarına akın var. Gerilimsiz, telaşsız, kaynaşmış bir kitle...  Son birkaç yıldır ‘yükseliyor’ diye nitelenen Kadıköy’e dair geçeceğim ilk rapor budur.

    Mekân açmayanı dövüyorlar!

    Eskiden de üç aşağı beş yukarı böyleydi. Telaşa, gerilime pek rastlanmazdı. Ama Moda Caddesi’nden geçen insan sayısı bugünkünün yanına bile yaklaşamazdı. Değişen öncelikle bu rakam. Bir de kaçınılmaz olarak mekân... Hafta sonu dışarıya her çıktığımda beni şaşırtan ve “Buralarda mekân açmayanı dövüyorlar herhalde” diye düşündürten yeni kafeler, lokantalar, barlar... Not düşmekte fayda var: Bunların birçoğu hesapsız kitapsız açıldığı için kapanıyor; sahipleri de dövülmekten beter
    oluyor!

    Kadıköy yükseliyor çünkü insanın ruhuna sesleniyor...

    Restoranları, kafeleri de güzel ama sahilde arkadaşlarla yayılmanın tadı bambaşka...

    Bu değişimin giderek artan bir ivmede yaşandığı son 20 senenin tanığıyım. Üniversite vesilesiyle geldiğim İstanbul’a gözlerimi burada açtığımdan belki, bu kadar yıl içinde Üsküdar, Fatih, Beyoğlu, Beşiktaş diye diye, yaşamak için birçok ilçe değiştirsem de, Kadıköy’ün bende hep ayrı bir yeri oldu. Sanatçı ve öğrencilerin gelişiyle damar damar açılan Yeldeğirmeni’ni, ha bire yeni şekil verilse de hep kendi hayatını yaşayan Rıhtım’ını ve dünya durdukça duracak gibi görünen Çarşı’sını ilgiyle izledim.

    Kendine ait bir semt

    Nihayet buraya yerleştim. İstanbul’a ilk geldiğimde, hakkında “Burası ne güzelmiş, bir gün mutlaka” dediğim yerde, Moda’da yaşıyorum son dört yıldır. Karımla beraber, bir hayat kurmak için burayı özellikle seçtik. Yıllar içinde yanımızda yöremizdekilerin de hep burayı ‘seçenlerden’ oluştuğunu fark ettik. Y Kuşağı’nın beyaz yakalıları, sanatçılar, akademisyenler, üniversite öğrencileri...  Bu insanlar işlerine, okullarına kimi durumlarda çok uzak da olsa Kadıköy’ü tercih ediyorlar. Şehrin geleneksel merkezine, yani tarihi yarımada, Beyoğlu, Şişli hattına (modern zamanlarda Maslak da dahil bu hatta) sürekli gidip gelmek zorunda kalsalar da Kadıköy’ü ‘kendilerine ait’ görüyorlar. Burada farklı bir hava var.

    Kadıköy yükseliyor çünkü insanın ruhuna sesleniyor...

    Kadıköy’de gece hayatı deyince akla gelen mekânları tek nefeste saymak zor: Kadıköy Sahne, Dorock XL, Shaft, arkaoda, Karga... Ayı, Monks, Komodor, Zeplin...

    Mahalle havası var

    Kadıköy’ün eski emlakçılarından Arev Emlak’ın sahibi Can Bey’e “Nedir bu hava” diye soruyorum. “İşte o herkesin özlediği mahalle havası” diyor. “Daha 1980’li yıllarda Moda Caddesi’nde gezerken boynumuz ağrırdı selam vermekten; şimdi ‘yüzde yüz aynı ortam var’ diyemem ama yüzde 90 yine var. İstanbul’da pek bulamazsınız böylesini. O yüzden artık herkes buraya geliyor.” Kim geliyor peki? “Üniversite için gelenler burada kalır. Hep böyle olmuştur. Yine aynı. Ama son birkaç yıl içinde Cihangir’den de çok gelen oldu. Oyuncular burada yer tuttu. Özellikle altını çizeyim, çok düzgün insanlar bu gelenler. Bir de çocuk sahibi olanlar epey artmaya başladı. Çünkü park-bahçe çok. Yalnız bu durum fiyatları da uçurdu. Birçok insan buralardan çıkmak zorunda kaldı. Bu da işin acı yanı.”

    Kadıköy yükseliyor çünkü insanın ruhuna sesleniyor...

    Kadıköy Çarşı-Moda hattından çıkıp, Kalamış’a uzanıp manzaraya bir de oradan bakmalı.

    Gezi’den sonra ‘karşıdakiler’ geldi

    Değişimi, Kadıköy’ün gözde mekânları Yer, Dün ve Bina’nın kurucularından Mustafa Yahşi’yle konuşuyorum. Buraya bir akın yaşansa da ancak Kadıköy’ün ‘havasını’ dikkate alan işletmelerin tuttuğunu anlatıyor.

    “Kadıköylüler mahallelerine sahip çıkarlar. En ufak bir olumsuzluğa tepki gösterirler. O yüzden sadece misafirleri değil yerel halkı da önemsemek zorundasınız. Zaten bizim mekânlarımız, esasen buralara sahip çıkan, müdavim olan insanlarla doludur.” Peki yeni gelenler kim ve ne zaman gelmeye başladılar? Yahşi, Gezi olaylarını bir kırılma olarak gösterse de değişimin Gezi’den önce başladığına işaret ediyor: “Sanat faaliyetleri yaygınlaştı; mekânlara iyi DJ’ler geldi, iyi yemekler yapılmaya başladı; buralı nüfus bir noktada eğlenmek için ‘karşı’ya geçmemeye başladı; Gezi’den sonraysa ‘karşıdakiler’ buraya gelir oldu.”

    Kadıköy yükseliyor çünkü insanın ruhuna sesleniyor...

    Taşra Kabare’nin kurucuları Nergis Öztürk ve Cemal Toktaş.

    Bu dosya için konuştuğumuz hemen herkes Kadıköy’ün yükselişini Beyoğlu’nun gerilemesiyle açıklıyor. Kadıköy çarşısının son zamanlarda epey rağbet gören restoranı ‘Basta!’nın sahibi Kaan Sakarya’yı dinliyoruz: “Kadıköy denince benim aklıma dinamik, özgürlükçü, enerjisi ve mizah duygusu yüksek, biraz da muhalif bir hava geliyor. Bu semtin bu kadar rağbet görmesinde sanırım bu özelliklere kucak açabilen yerlerin giderek azalması, özellikle Beyoğlu’nun son yıllarda kültürel ve sosyal yaşamın merkezi olarak kan kaybetmesi yatıyor.”

    İtişme de başlayabilir

    Belediyenin rakamlarına göre haftasonu Kadıköy’den yaklaşık iki milyon insan gelip geçiyor. Beyoğlu’yla neredeyse başa baş. Metronun, Marmaray’ın ve Avrasya Tüneli’nin varlığı ilçeye müthiş bir trafik getirdi. İstanbul’un dört yanından insanlar Kadıköy’ü gezmeye geliyor. Özellikle bu kitle için yeni kafeler, lokantalar açılıyor. Birçok Kadıköylü de savunma refleksiyle buraların artık bozulduğunu düşünmeye başladı. Olağan bir tepki. Ancak bazı Facebook gruplarında işi “Herkes de buralara gelmesin” demeye kadar götürenler var. Bu tepkiler biraz çirkin laflar da içerebiliyor. Yani değişimle beraber itişme de başlayacak gibi.

    Ama şu an Kadıköy çarşısında her şey sütliman. Henüz gerilim yok; yüzler gülüyor. ‘Kendine ait bir mahalle’ isteyenler halen burayı seçiyor. Değişim devam ediyor.

    Kadıköy yükseliyor çünkü insanın ruhuna sesleniyor...

    Kadıköy’ün çiçeği burnunda tiramisu dükkânı Maskarpon.

    Kadıköy’de yaşayan sanatçı

    Gaye Su Akyol:

    “Kadıköy’ün dönüşümü Beyoğlu’nu gözlerine kestirdikleri anda başlamıştı zaten. Biz süreç içinde fark ettik belki. Sembolleri yok ederek tarihi silmeye çalışmak çok tanıdık bir hikâyedir. Ancak kimsenin rolünü bir yere devrettiği de yok. Şu var; özgürlük duygusu eşsizdir ve insan ruhuna çok ince bir yerden seslenir. Bu sesi nerede duysanız koşarsınız, bugün burası, yarın başka bir yer.”

    Kadıköy yükseliyor çünkü insanın ruhuna sesleniyor...

    Başka bir okul da mümkün başka bir hayat da!

    Kadıköy’ü farklı kılan unsurlardan biri de ebeveynlerin kendi imkânlarıyla kurduğu Koşan Kaplumbağa Anaokulu. ‘Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ (BBOM) çatısı altında kurulan ve çocuk haklarını hayata geçiren, eğitimde özgün alternatifler üzerine çalışan ilkeleriyle hareket eden okulun hikâyesini, kurucusu ebeveynler anlatıyor:

    ◊ 2016 Mart’ında Moda, Emin Onat Sokak’taki okul binamızı bulmuştuk. 30 kadar ebeveyn, BBOM İstanbul Anadolu Eğitim Kooperatifi’ni kurduk, Eylül 2016’da okulumuz çocuklara hazırdı... Diğer BBOM okullarındaki gibi, okulumuzun adını çocuklar koydu. BBOM’un dört temel ilkesi; alternatif eğitim, ekolojik duruş, demokratik yönetim ve özgün finansman okulun temelini oluşturuyor.

    Kâr amacı gütmeyen, minimum yüzde 10 oranında burslu çocuk okutan, MEB’e bağlı bir özel okul burası. Okul profesyonel eğitimcilere emanet ve özerk bir yapıya sahip ama biz ebeveynler de işlerimizden kalan vaktin ciddi kısmında okulun işlerine koşturuyoruz. Bir buçuk senedir okulda geçirmediğimiz hafta sonu sayılıdır! Bir okulun ayakta durması için aklınıza gelebilecek her detay bizim sorumluluğumuzda; tuvalet kâğıdı temin etmekten tadilat işlerine; mönüyü hazırlamaktan okulun sosyal medya hesaplarını yönetmeye; bir dolu iş üstleniyoruz.

    ◊ Ebeveynler kooperatifi kurdu, kooperatif de okulu... Okul ücreti, maliyetin öğrenci sayısına eşit bölünmesiyle hesaplanıyor. Okulu mali olarak sürdürülebilir kılmak ve burslu çocuk oranını artırmak asli dertlerimizden...

    Kooperatif olarak hareket ederken, bu kaotik şehirde bir arada durabilmeyi öğrendiğimizi fark ettik; ‘başka bir hayat’ın mümkün olabileceğini gördük. Mahalle kültürünün hâlâ nefes aldığı nadir yerlerden Kadıköy’de, şimdi bir ‘evimiz’ daha var. Çoğumuzun tek bir çocuğu vardı, hepimizin bir sürü çocuğu oldu. İşlerden yetişemeyince birbirimizin çocuklarını alıyoruz mesela okuldan, tüm çocuklar birbirinin anne-babasını tanıyor, okul dışında da çok sık bir aradalar, biz de... “Okul kuralım” derken komüne dönüştük! Kadıköy bunu yaşamak için benzersiz bir vaha; bazen gerçekten ‘köy’de yaşıyormuş kadar rahat hissediyoruz.

    Burası yeni akımlar için hep bir merkezdi

    Bant Mag.’ın kurucularından James Hakan Dedeoğlu ve Aylin Güngör, “Kadıköy 70’lerden günümüze altkültür ve yeni kültür akımları için önemli bir merkezdi” diyor. Müzisyen Gaye Su Akyol da aynı fikirde: “Kadıköy’de hep iyi müzikler üretildi, dinlendi, altkültürler doğdu. 80’lerde Köhne, 90’larda Akmar, 2000’lerde çeşitli mekânlar... Daha öncesinden gelen mirastan da söz etmeliyiz elbette. Pek çok müzisyenin, şairin yaşadığı bir yer burası. Münir Nurettin Selçuk, Selahattin Pınar, Barış Manço, Cemal Süreya, Melih Cevdet Anday, Özdemir Asaf...”

    ÖZGÜRLÜK VE HUZUR İÇİN BURADA YAŞIYORLAR...

    Kadıköy yükseliyor çünkü insanın ruhuna sesleniyor...

    Güya Beşiktaş’ta oturuyorum ama her boş vaktimde kendimi Kadıköy’de buluyorum! Pek çok arkadaşım Moda’da yaşıyor. Onlarla buluşmak, yemek yemek, bir şeyler içmek, sevdiğim müzisyenlerin konserlerine, sinemaya, tiyatroya gitmek için yola çıktığımda vardığım yer hep Kadıköy oluyor. Artık Anadolu Yakası’nda yaşama fikrine “Annemlerin yanına, Balıkesir’e dönmekle neredeyse aynı şey” gözüyle bakmıyorum, emlakçıların önünden geçerken çaktırmadan vitrinlerini süzüyorum...

    Bu dosyayı hazırlarken vaziyete ‘yakından bakınca’ aslında bu değişime çok da şaşırmamak gerektiğini anladım. Bugün Kadıköy’de hayat, üç ana damarda -yeme içme, kültür sanat ve eğlence- gürül gürül akıyor.

     Yeme-İçme

    Vedat Milor: Burada şahsiyetli lokantalar var

    Yazarımız Vedat Milor, Kadıköy’ü şöyle değerlendiriyor: “Eskiden sadece ‘Koço’ vardı. Onun dışındakiler hep ‘yalap şalap’ kafelerdi. Şimdilerde bu semtte çok ciddi bir devinim yaşanıyor. Bildiğimiz kebapçı tarzının ve ‘uluslararası mutfak’ denen ama sıradanlıktan başka bir şey ifade etmeyen lokantaların tamamen dışında; hem lezzetli, hem sağlıklı hem de çeşit açısından zengin yerler açmaya başladı. Her zevke hitap eden değil, daha şahsiyetli yerler bunlar.”

    Milor’un tarifine örnek olabilecek çok sayıda mekân var Kadıköy’de. Bina, Dün Moda, Yer akla ilk gelenlerden. Bu üç kardeş mekân hem atmosferiyle hem de sunduğu lezzetlerle kısa zamanda semt sakinlerinin de ‘günübirlikçiler’in de yoğun ilgisini gördü.

    Şef Kaan Sakarya’nın geçen yıl ‘fine-dining’ restoranı Nicole’ü bırakıp Sakız Sokak’ta açtığı dürümcü de bir diğer önemli örnek... Sakarya bu restoran için neden Kadıköy’ü seçtiğini şöyle anlatıyor: “Sunduğumuz yemekler her ne kadar basit olsalar da farklı bir dokunuş taşıyor. Buna değer verecek insanları düşününce Kadıköy’un doğru bir nokta olduğuna karar verdik.”

    Bir de daha özel meraklara hitap eden yerler var: onlarca çeşit mısır gevreği seçeneği sunan Crazy Flakes, sadece tiramisu servis eden Maskarpon, ‘Breaking Bad’ temalı kahveci Walter’s Coffee Roastery...

    Kahveci demişken... Kadıköy aynı zamanda; bugün İstanbul’un neredeyse tamamını sarmış durumda olan üçüncü dalga kahve akımına öncülük eden yerlerden biri. Şehrin ilk yeni nesil kahve dükkânlarından birini, Salih Tunca Özgürer, 2012’de açtı. Kadıköylüler, ‘Çekirdek’i çok kısa sürede benimsedi. Geçen yıl sahibinin geçirdiği bir kaza nedeniyle birkaç ay kapalı kalan mekânın kepenginin geçmiş olsun dileklerini yazdıkları post-it’lerle doldurdular. Bunu haber yapan internet siteleri oldu. Durum diğer semtlerde yaşayanlar için biraz şaşırtıcıydı çünkü. Aslında onlar bilmiyor ya da unutmuş olabilirlerdi ama Kadıköylüler için bunda garip bir şey yoktu çünkü ‘mahalle sakini’ olmak biraz böyle bir şeydi...

    Kadıköy yükseliyor çünkü insanın ruhuna sesleniyor...

     Kültür-Sanat

    Nergis Öztürk: “Başka yerde bu kadar iyi ve özgür hissedebileceğimizi düşünemiyoruz”

    Belediyenin verdiği rakamlara göre ilçede bugün 18 kültür merkezi faaliyet gösteriyor. Bu merkezlerdekilerden bağımsız olarak 38 sanat galerisi ve altı sinema var. Rexx Sineması, Anadolu Yakası’nda sinemanın ana üssü konumunda. Festival filmlerini izleyiciyle buluşturan Başka Sinema’nın filmleri de hem Rexx’te hem de Kadıköy Moda Sineması’nda izlenebiliyor. İstanbul’un tek opera binası, Süreyya Operası da burada.

    Ama en can alıcısı semtin tiyatroyla kurduğu bağ. Kadıköy’de 25’i sahne sahibi olmak üzere 50 tiyatro topluluğu faaliyet gösteriyor. Bu topluluklardan Taşra Kabare’nin kurucusu Nergis Öztürk: “Geçen yıl, Taşra Kabare açıldığında Kadıköy’deki 25’inci tiyatroyduk. Bu inanılmaz bir şey! Avrupa tarafında salonlar tek tek kapanırken burada yenileri açılmaya devam etti. Çünkü herkesin burada kendini evinde hissedebileceği mekânları, sokakları var. Özellikle entelektüel kitle için dilediğine bu kadar kolay ve samimi bir şekilde ulaşabilmek kültür-sanat mekânlarının artmasını hızlandırdı. Bizim de hayalimiz; oyunlarımızı özgürce oynayabileceğimiz, gerektiğinde arkadaşlarımızla, seyircimizle oturup sohbet edebileceğimiz bir mekânımızın olmasıydı. Cemal’le (Toktaş, diğer kurucu) tanıştığımız günden beri bunu istiyorduk. Kadıköy evimiz artık. Başka bir yerde bu kadar iyi ve özgür hissedebileceğimizi düşünemiyorum.”

    Kadıköy yükseliyor çünkü insanın ruhuna sesleniyor...

     Eğlence

    Eda Demir: Değişim, Beyoğlu’nun hedef olmasıyla başladı

    Semtteki eğlence hayatının, yeme-içme ve kültür-sanat alanlarında olduğu kadar büyük bir dönüşüm yaşadığını söyleyemeyiz belki. Yine de mekân sayısının ve kalabalığın arttığı bir gerçek. Bir de; ‘yeni dalga’ olarak anılan müzik akımının doğmasına değilse de büyüyüp yeşermesine ortam sağladığı...

    Sofar Sounds İstanbul Direktörü Eda Demir, sanatçıların özellikle neden son yıllarda Kadıköy’ü tercih ettiğini şöyle açıklıyor: “Kadıköy, özellikle de Moda, gözlerden uzak, sakin, denize yakın yani romantik olmasından dolayı müzisyenleri içine aldı. Eskiden Beyoğlu’ydu belki bu. Değişim; Beyoğlu’nun hedef olmasıyla, kapıların önündeki mutlu insanların oturduğu masaların kaldırılmasıyla, yağmalanmasıyla, korkunun Beyoğlu’nda yürüyen insanları esir almasıyla ve elbette betonlaşmayla başladı. Cihangir’de, Beyoğlu’nda yaşayan sanatseverler Kadıköy’e taşınmaya başladı. Bunda Gezi’nin de etkisi vardır. Fakat Kadıköy, ben kendimi bildim bileli müziğin ve müzikseverin her yerde, sokaklarda, mekânlarda olduğu bir yerdi.”

    Bant Mag.’ın kurucuları James Hakan Dedeoğlu ve Aylin Güngör de Gezi’ye değiniyor: “Popülarite, Gezi sonrası ciddi bir ivme kazandı.  Gezi öncesi ve sonrası dönemin acı izleri Beyoğlu ve civarında fazlasıyla var. Birçok insan kendilerine bunlardan uzak, benzer fikir ve zevklere sahip komşularla yaşayabilecekleri, çok pahalı olmayan bir mahallenin hayaliyle Kadıköy’e geldi. Bu süreçte, Avrupa Yakası’nda yaşayanlar için ‘yılda belki bir kere’ gittikleri Anadolu Yakası’na olan bakış açılarının değişmesi de çok önemli oldu. ‘Gidilmez’ ya da ‘zor gidilir’ dedikleri yerin aslında ne kadar da gidilebilir ve hatta yaşanılabilir olduğunu fark ettiler. Bant Mag. olarak 2000’lerin ortalarında Kadıköy’de konser düzenlemeye başladığımızda hayatlarında ilk defa Kadıköy’e geçmiş İstanbullularla tanışıyorduk, o zamandan bu yana işler epey değişti. Yine de Beyoğlu’nun tekrar kültürel canlılığını geri kazanacağını umuyoruz. Tarihine dönüp
    bakarsak bunu görebiliriz.”

    Fikirtepeliler yerine başka bir ‘müşteri kitlesi’ isteniyor

    Kent çalışmaları uzmanı akademisyen, aktivist ve mekânda Adalet Derneği’nin kurucusu Yaşar Adanalı, ‘yükselen’ ilçenin ‘öteki yüzünü’ anlatıyor.

    * Kadıköy’ün ‘yeni cazibe merkezi’ olması durumuna biraz daha geniş bir perspektiften bakmakta fayda var. İstanbul’da kentsel dönüşümün en sert yaşandığı yerlerden biri Kadıköy. İşin ilginç tarafı, burası son döneme kadar İstanbul’un belki de yaşam kalitesi en yüksek semtlerini barındırıyordu. Bahçeli, yeşiller içinde az katlı apartmanları, Bağdat Caddesi gibi canlı ticaret aksı, uzun sahili ile insanların bulunmak ve yaşamak istediği bir yerdi.

    * Şu an Caddebostan, Göztepe, Şaşkınbakkal, Suadiye gibi semtler, muazzam bir rant hırsı ile, bina bazlı yıkılıp çok katlı rezidanslar olarak yeniden inşa ediliyor. Yıkımlar ile ortaya çıkan asbest halk sağlığını tehdit ederken, tarihi peyzajını yok ederek yıkılan binaların yerine yapılan yüksek katlı yapılar da, yatırımcılarına kar getirse bile eski kentsel kaliteyi sunmaktan çok uzakta. Bu rant hırsı ve inşaat çılgınlığı peşinde koştururken de, hafriyat kamyonları, beton mikserleri, kaldırımlara taşan ve yayaların/işçilerin canını da alan şantiyeler sonucunda İstanbul’un en değerli yerlerinden biri yaşanılmaz bir hale geldi.

    * Orta-üst sınıf yaşam alanları bu şekilde dönüşürken, daha dar gelirlilerin yaşadığı Fikirtepe’de ise halk, önlerine konan ve çoğunlukla içi boş vaatlerle dolu kocaman bir rant pastası sebebiyle komşuyu komşuya düşüren yıkıcı bir süreçten geçiyor. Bu yıkım o kadar şiddetli yaşandı ki, bir dönem Suriye’deki savaşı konu alan bir film için Fikirtepe film seti olarak bile kullanıldı.

    * ‘Mahalle’ denen, sıkı sıkıya örülmüş sokak, bina, esnaf ve komşu ilişkilerine dayanan yaşam alanı yok olurken, yerine güvenlikli duvarlar ardında yükselen rezidanslar, Fikirtepeliler yerine başka bir ‘müşteri kitlesi’ için inşa ediliyor. Bu arşa yükselen projelerin ne birbirleriyle ne de İstanbulla kurdukları ilişkinin uyumlu olduğu söylenebilir.

     

     

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNAN HABERLER

        Sayfa Başı