« Hürriyet.com.tr

En batıdaki Osmanlı

Hırvatistan’ın Vrana kasabasındaki bir ahırdan, Topkapı Sarayı’nda Bostancı, Silahtarağası ve Kaptan-ı Deryalığa kadar uzanan bir serüven ve yarım kalmış bir han. Venedik sınırı civarında, Vrana Gölü yakınlarındaki ‘Yusuf Maskoviçe Han’daydım sevgili dostlar.

AYHAN SİCİMOĞLU
X

Çıplak ayaklı, genç irisi, zekâ gözlü seyis, Durak Bey’in burnundan buhar soluyan atının yularını kaptı, hayvan çocuğu çok iyi tanıyor olmalı ki hemen teslim etti kendini. Joseph, terli atı hemen çuhası ile sarmaladı.

Durak Bey, yüzünde bir gülümseme ile çocuğun elma yanaklarını okşadı ve atını emin ellere teslim etmenin rehaveti içerisinde çiçeklerle dolu bahçesinde şadırvanına çekildi.

Joseph’in ayakkabıları yokmuş. Kuru samanlar iyi de, buz gibi taşlara basınca yüreğine kadar titriyormuş. Kışlardan bir kış, kocasını yeni kaybetmiş merhametli bir kadın, iriyarı  kocasının bebek beşiği ayakkabılarını çocuğa hediye etmiş.

Joseph sevinç içerisinde yeni ayakkabılarına çuha doldurarak ayağına uydurmuş ama 10 yaşında bir çocuğun 46 numara ayakkabıları Durak Bey’i kahkahalarla güldürmüş ve çocuğu aldığı gibi Vrana Gölü kıyılarındaki dillere destan bahçesine götürmüş. Çocuğun bu yeni evinde öğreneceği bahçıvanlık bilgisi onu sonradan götürüleceği Topkapı Sarayı’nda ‘Bostancı’ yapmış.

En batıdaki Osmanlı
Osmanlı’nın en batıdaki eseri Maskoviçe Han, Yusuf Paşa’nın Girit seferi sonunda çocukluk arkadaşı Deli İbrahim tarafından boğdurulması nedeniyle tamamlanmamış.

IV. MURAT' IN " ACI KUVVETİ "
Sultan IV. Murat, Osmanlı’nın en acımasız hükümdarı. Otuz kiloluk dev gürzleri saatlerce sallayabilmesi, normal bir insanın yerinden bile zor kaldırabileceği 50 kiloluk kılıçları kuşanıp onlarla talim etmesi... (Topkapı Sarayı’nda hâlâ teşhir ediliyor mu bilmem)

Bir seferinde kızdığı bir askeri, atı ile beraber tek darbede ikiye bölmesi mübalağası.... Dev cüssesinin acımasız kolları ile insanları kucaklayıp, ayaklarını yerden keserek yavaş yavaş sıkarak öldürmesi... Bir yerde okuduğuma göre ölüm cezalarını bizzat kendisi infaz edermiş... Huzurundaki paşaları, (belki de küçük düşürmek için) kuşaklarından tutup, denge için kafalarına basıp, ayaklarını yerden keserek Divanı, dolaştırması gibi tuhaf hikâyeleri de var....

Neyse; İstanbul’da kendisinin getirdiği tütün ve içki yasağı mevcut. Tebdil-i kıyafet dolaştığı gecelerde tütün ve şarapçıları yakalatıp, ertesi sabah donanmanın mizana direklerine asılı dizdiren bu sultanın kendisi öylesine tütüne ve şaraba meraklıymış ki, 27 yaşında sirozdan ölmüş.

DELİRTEN YALNIZLIK VE KORKU

IV. Murat tüm kardeşlerini boğdurtmuş ama tek bir İbrahim’i soyunun devam etmesi için bırakmış. İbrahim ise yirmi küsur sene kulaklarında boğdurulan kardeşlerinin çığlıkları, her gece cellat korkusu ile kapatıldığı ‘küçük saray kafes’te yaşamış.

İbrahim’in tüm hizmetkârlarının dili kesik, yani kafesteki bu şehzade kimselerle konuşturulmuyor. Sanırım küçük Yusuf’u, Türkçe bilmediğini sanarak şehzadenin minik bahçesine bostancı olarak gönderiyorlar ama akıllı Yusuf daha Josepf  iken Türkçeyi kavramış. Şehzadeyle gizli gizli sohbet ediyor, ona her gün çiçekler, meyveler gibi hediyeler getiriyormuş.

Devamlı ölüm korkusu ve şiddetli baş ağrıları ile yaşayan İbrahim, abisinin erken ölümüne inanmamış. Boğdurmaya götürüyorlar sanmış ve odasına kendini kapatarak kapının  arkasına da dolapları dizmiş. İnandırmak için abisinin cansız vücudunu avluya getirip pencereden göstermişler. Zoraki tahta oturmuş.


 ÖNCE TERFİ, SONRA ÖLÜM

 En batıdaki OsmanlıYusuf Markoviç

Deli İbrahim, Yusuf’u hemen yanına almış ve önce Silahtar Ağa, sonra da Kaptan-ı Derya mevkilerine getirmiş. Sonra da iki yaşındaki kızı ile evlendirerek kendine damat yapmış.

Soğuk bir kış günü Vrana’da yaşlı bir kadının evinin kapısı çalınmış, yaşlı kadın kapıyı açınca bir de ne görsün? Kapının eşiğinde kocasının ayakkabısı, içi altın dolu...


Kaptan-ı Derya Yusuf Paşa doğduğu toprakları da hiç unutmamış. Osmanlı Venedik sınırı civarında, Vrana Gölü yakınlarına büyük bir han yaptırmaya koyulmuş. Maskoviçe Han aslında hiçbir zaman tamamlanmamış, inşası sırasında Yusuf Paşa Girit seferine çıkmış ve bu sefer sonunda ise çocukluk arkadaşı Deli İbrahim’in fevri kararı ile boğdurulmuş.

DELİ  İBRAHİM'İN PİŞMANLIĞI

En batıdaki Osmanlı

Deli İbrahim, şiddetli baş ağrısı nöbetleri ve sonradan hemen pişman olduğu ani fevri kararları ile boğuşuyor imiş. Bu ani hiddet nöbetleri sırasında birçok değerli kişi hayatını kaybetmiş derler. Girit seferi sırasında affettiği Venedikliler nedeniyle Yusuf Paşa’nın düşmanları Sultan’ı dolduruşa getirmiş.

Deli İbrahim “Urun Kellesini!” demiş ve akabinde hemen pişman olmuş ama... Durumu fırsat bilen Yusuf Paşa düşmanları Sultan’ın hiddeti dinmeden kararı hemen infaz etmişler. Derler ki: Paşa’nın cansız cesedini gören Sultan gözyaşları dökerek “Elma gibi al yanakları da varmış” ağıtıyla öylesine sarılmış ki cansız vücuda... Dört kişi zor koparmış Sultanı..

Kaynak: AYHAN SİCİMOĞLU

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Mavi ve yeşilin binbir tonu eşliğinde Rally Halikarnassos
Hayallerin ötesinde bir kent Bangkok
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Dünya üzerindeki en kalabalık 20 şehir
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
2018’in en renkli 10 rotası
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Kabilenin izini sürerken öyle şeyler yaşadı ki... İngiliz kâşifin zor anları!
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Kelimatu Dağı'nın nefes kesen gölleri