Türk erkeklerinin gurur intiharı

Güncelleme Tarihi:

Türk erkeklerinin gurur intiharı
Oluşturulma Tarihi: Mart 23, 2008 00:00

İngiltere, tarihinde görülmemiş iki intihar salgınıyla karşı karşıya. Salgınlardan ilki Güney Galler’in Bridgend kasabasında. Burada son bir yılda 16-27 yaş arasında 17 genç hayatına son verdi. İkinci salgın ise İngiltere’deki Türk toplumunun içinde yaşanıyor. Geçen yıl mart ayında başlayan intihar vakalarında 11 ayda 10 kişi öldü. Hepsi erkekti. İngiliz The Times Gazetesi 6 Ocak’ta konuyla ilgili bir yazıya "Maço toplum, erkeklerin onur ölümüyle çaresiz" başlığını attı.

İngiltere’de canına kıyanların aileleriyle, doktor, sosyolog, polis müfettişi ve toplum önderleriyle görüştük. İdeolojik ayrımlardan dolayı asla bir araya gelmeyen 17 dernek ve vakıf, İntiharlar İçin Ortak Platform’da harekete geçmiş. İngiltere’deki Türklere tercümanlık ve hukuki destek hizmeti veren 16 yıllık Derman Vakfı, toplantılar düzenliyordu.

Derman Vakfı’nın Başkanı Middlesex Üniversitesi öğretim üyesi sosyolog Prof. Mehmet Ali Dikerdem’in (sağda) söyledikleri sorunun büyüklüğünü gösteriyor: "İnanması güç ama geçen yıl ruh sağlığı birimimize başvuran 482 kişiden 387’si intihar etmeyi düşündüğünü söylemiş, 66’sı daha önce intihar teşebbüsünde bulunmuş."

Dikerdem’e göre son intihar olaylarında tek bir neden aramak yanlış. Ama 12 Eylül sonrasında buraya yerleşen insanların çocuklarının ortak dertleri var. 19-27 yaş grubundaki bu gençlerin çoğu ailesine ait market ya da lokantalarda gece gündüz çalışıyor. Gelirleri düzelmiş olsa bile sosyal konumları değişmiş değil. Hemen tümü lise öğrenimini yarıda bırakmış. Eğitim düzeylerinin düşüklüğü cemaat dışına çıktıklarında sorunlarla karşılaşmalarına neden oluyor. Dr. Teoman Sırrı’ya göre de bu intiharların sebebini yoksulluk olarak görmek yanlış. Çünkü Somalililer Türklerden beş kat daha yoksul ama intihar etmiyorlar!

Ölüm olaylarının yoğun yaşandığı Hackney bölgesi polis departmanında görevli Müfettiş Richard Munns, bir dedikodunun yayıldığını anlatıyor: "Gençlerden birinin, bu ölüm son değil, ardımdan gelenler olacak, yollu bir not bıraktığı dedikodusu kulağımıza geldi. Onlarca kişiyle tek tek konuştuk, sonunda söylenti olduğunu anladık. Ölenlerden sadece ikisi arkadaş. Onun dışında, intiharların birbirinindevamı olduğuna dair bir bulgu yok."

BABALARIN SORUMLULUĞU BÜYÜK

Türk mahallesi Hackney’de görevli Müfettiş Richard Munns

Bölgede gördüm ki Türk ailelerde çocuklarla ebeveyler arasında bir iletişim uçurumu var. Özellikle babalar, çocuklarını kendi eşyaları gibi görüyor ve onlara hoyratça davranıyor. Ailelere çocuklarıyla konuşmalarını, onların dertlerini dinlemelerini ve sorunlarını ciddiye almalarını tavsiye ediyorum. Ayrıca çocuklarıyla ilgili kaygıya kapıldıklarında bizi aramalılar.

Türklerle ilgilenen aile hekimi Dr. Teoman Sırrı

İngiltere’deki intiharların baş sorumlusunun babalar olduğunu düşünüyorum. Çünkü, Türkiye’de toplumun en dibinden geldiklerinden, gözü dönmüş bir şekilde her yana saldırıp gece gündüz çalışıyorlar. İngiltere’de çocuklarıyla ilişkileri en zayıf olan babalar Türklerden çıkıyor. Çocuklar neredeyse babasız büyüyor, gurbet içinde gurbet yaşıyorlar.

Londra’da yaşayan gazeteci İrfan Taştemur

Gençlerden biri bana, "Ben yetim büyüdüm, annemle babam Londra’ya geldiğimiz gün öldü" dedi. Ben de, "trafik kazasında mı" diye sordum. "Yok" dedi "ekmek kazasında..."

Garip Aygün (26)

22 Mart 2007’de Islington’daki tarihi surlarda


Ali ve Güley Aygün çifti, 1989’da Maraş’ın Elbistan İlçesi’nin Beyyurdu Köyü’nden yola çıktılar. Üç çocuklarıyla iltica ettiler İngiltere’ye. Kebapçı dükkanlarında çalıştılar yıllarca. Sonra da kendi dükkanlarını açtılar. Büyük oğulları Garip Aygün, kendi halinde, sessiz sedasız, mütevazı bir gençti. Lise 2’den sonra okulu bıraktı. Babasının yanında çalışarak sürdürdü yaşamını. Dört-beş yıl önce bir kızı sevdi ama bu ilişki fazla sürmedi. Bu olaydan sonra daha da içine kapandı, kendini işine verdi. Ta ki bir yıl önce, Islington’da işyerlerine yakın tarihi surlarda kendini asarak canına kıyana kadar.

Murat Yaldır (23)

5 Aralık 2007’de evinde

Onun hikayesi herkesten daha acıklı. Çünkü arkasında tek bir fotoğraf bile kalmadı, hiç yaşamamış gibi ölüp gitti. Yenipınar Köyü’nden gelip Aksaray’a yerleşen Sait ve Aşire Yaldır çiftinin iki oğlundan biriydi. 1984’te Aksaray’da doğdu. Ailesi Murat 10 yaşındayken İstanbul’a taşındı. Babası kağıt toplayarak geçimini sağlamaya çalışıyordu; bugün de öyle. Bir yandan çalışan Murat, liseyi zorlukla tamamladı. 18 yaşında turist vizesiyle İngiltere’ye gitti. Doğru dürüst İngilizce öğrenemedi çünkü gününün üçte ikisi kebapçıda çalışmakla geçiyordu. Beş yıl sonra, 5 Aralık 2007 gece
/images/100/0x0/55eb1a35f018fbb8f8ab3265
yarısı çalıştığı kafeden ayrılıp işyerine ait olan evine gitti. Ertesi sabah, Londra yakınlarındaki Shepperton kasabasında bulunan dükkana gelmedi. Mesai arkadaşları bir süre sonra kapıyı çaldı. Ses gelmedi. Kapıyı kırdıklarında tavandan sallanan cesetle karşılaştılar.

Mark Mehmet Kanel (26)

18 Eylül 2007’de cezaevinde

Kıbrıslı bir babanın ve İngiliz bir annenin oğlu. 1981’de Londra’da doğdu. Liseden sonra kurslara katılarak sertifikalı camcı oldu. Son yıllarda, yabancılara yönelik saldırılar başlayınca Türk gençlerinin yanında yer aldı. 1.96 boyunda, sportmen genç kendini kavganın içinde buldu. Yedi yıl önce bir gece üstüne saldıran üç İngiliz’den ikisini yaraladı, polise teslim oldu. Denetimli serbestlik yasasıyla bırakıldı. Her hafta karakola gidip imza atmak zorundaydı. Ama Londra’da iş bulamıyordu. Sonunda İngiltere’nin güneyinde, Exeter kasabasında iş bularak oraya yerleşti.

Yakışıklı genç adam çapkındı. Charlie, Georgina ve Debbie ile arkadaşlık ettikten sonra, Sophie adlı kızla birlikte yaşamaya başladı. Bundan sonrasını Walthamforest Belediyesi Kiracılar Birliği Başkanı, Londra’daki Türk derneklerinde aktif görevlerde bulunan babası Hasan Mehmet Kanel (54) anlattı: "Oğlumun yaşadığı kasabadaki ilk kız arkadaşı Charlie, birinin tecavüzüne uğramış. İmdadına oğlum yetişmiş, çıkan kavgada tecavüz zanlısı ölmüş. Charlie, hamile olduğunu söyleyince, oğlum onu korumak için cinayeti üstlenmiş."

İddiaya göre DNA testi ve adli soruşturma sonucu cinayeti Charlie’nin işlediği ortaya çıktı sonradan. Ama bu esnada gözaltına alınan Mark Mehmet Kanel’in de, adres değişikliğini bağlı bulunduğu sosyal hizmetlere bildirmediği anlaşıldı. Exeter Hapishanesi’ne 19 gün bekletildi. Tahliyesine iki gün kala, resmi rapora göre "Kaldığı odada diz çöken Kanel, pencere camını kırarak çarşafın bir ucunu pencere demirine diğer ucunu da boğazına dolayıp kendini sırtüstü geriye doğru bırakarak" intihar etti.

Babası, oğlunun Londra yakınlarında Walthamstow Müslüman Mezarlığı’ndaki mezar taşına işlediği "Çok erken gidiyorsun" adlı şiirde şöyle diyor: Diyorlar ki Tanrı’ya yeni melek lazımmış / En iyi sendin diye seni erken çağırmış...

Serhat Sağır (22)

5 Kasım 2007’de ailesinin marketinde

Sivas’ın Gürün İlçesi’nden İngiltere’ye iltica eden Sağır ailesi, oturma ve çalışma izni alabilmek için beş yıl uğraştı. 1985’te Serhat doğdu. Baba Süleyman Bey, sonunda bir market işletmeye başladı. Yeni bir hayat kurmak isteyen ailenin tüm fertleri gece gündüz çalışmak zorundaydı. Serhat ilkokuldayken, hafta sonları babasının yanında çalıştı. Liseyi tamamlamadan okulu bıraktı. Ailenin ekonomik durumu birkaç yılda düzeldi. Artık Serhat dışarı çıkıp arkadaşlarıyla eğlenebiliyordu. Kendinden pek bahsetmez, bir sır küpü gibi dolaşırdı. 5 Kasım 2007 gecesi bir doğum günü partisinden çıktıklarında Serhat keyifli görünüyordu. Hackney’de, Kingsland Road’daki dükkanlarına gitti. Dışarıda geç saate kadar kaldığı gecelerde dükkanın üst katındaki odada yatıyordu. Onu en son dükkanın kilidini açarken gördü bir komşusu. Babası, sabah 6.00’da işyerini açtı. Oğlunun boynunda bir iple üst kattan merdivenin boşluğunda sallandığını gördü. Kuzeni Özkan Sağır, mezarına şöyle bir yazı bıraktı: "Adın her güzel şeye yakışırdı. Şimdi sen bana söyle senin o güzel adın bu mezar taşına hiç yakıştı mı?"

Mert Olgu Yalçınkaya (21) 18 Şubat 2008’de odasında

İstanbul Okmeydanı’nda doğdu. Üç yaşındayken ailesi İngiltere’ye iltica etti. Can Dost adında bir kardeşi oldu. Babasıyla annesi 10 yıl önce ayrıldı, çocuklar annede kaldı ve babayla ilişki tamamen koptu. Mert Olgu, liseden sonra çalışmaya başladı. Üniversiteye hazırlanıyordu, İngilizcesi iyiydi. Bir emlak ofisine girdi, para kazanmaya başladı. Bir araba aldı, sevgilisi Katherina ile İngiltere’yi, Türkiye’yi gezdiler.

Londra’da anneyle birlikte yaşayan gençler zaman zaman ayrılıyor, sonra barışıyordu. 18 Şubat 2007 sabahı da tartıştılar, bunun üzerine Katherina evi terk etti. Akşama doğru aralarındaki buzlar eridi. Dışarıda yemek yediler, sonra vedalaşıp ayrıldılar. Necla Hanım, akşam elinde alışveriş paketleriyle eve döndüğünde oğlunun odasının kapısında oturduğunu gördü. "Niye orada oturuyorsun?" diye sordu. Cevap alamayınca yanına gitti ve oğlunun boğazındaki bornozun kuşağını fark etti. Ona dokununca kaskatı bir bedenle karşılaştı. Canhıraş bir şekilde patronunu aradı. Hemen koşan patronu çocuğun boynundaki ipi çıkarmaya çalıştı, kuşak çözüldüğünde üç nefes aldı genç adam. Bu onun son soluklarıydı.

Mert’in hayatına son verme biçimi ürkütücüydü. Polisin bulgularına göre, ilmik yaparak boynuna taktığı kuşağın diğer ucunu kapıya bağlamış, ayağa kalkmış, bir ayağını kapıya dayayarak kendini geriye doğru çekmiş, nefesi kesilene kadar öylece beklemiş ve dönüp yere oturmuştu. Boğazında morluk yoktu. Kulak bölgesine oturan kandan kendisini geriye çekerek hayatına son verdiği anlaşılmıştı.

Mert Olgu’nun babası Şahin Yalçınkaya’nın ikinci eşinden olan kızı Eylül 4.5 yaşında. Ağabeyini hiç görmemiş. Ama o öldükten sonra, babasıyla birlikte mezara gitmişler, Eylül yaptığı resmi oraya bırakmış. Resimde bir erkek çocuğu var, bir de kız. Erkek çocuğun altına Olgu yazılmış, küçüğüne de Eylül. Olgu’nun elleri çiçek şeklinde, kollarını açmış, kendisine doğru yürüyen küçük kızı kucaklayacak gibi duruyor.

Hamza Küçükköse (37)

30 Aralık 2007’de parkta

1970’te Nevşehir’in Yalıntaş Köyü’nde doğdu, ortaokulu bitirdi. Ailesi, Hamza 14 yaşındayken çocuklarını da yanına alıp kaçak yollardan İsviçre’ye gittiler. İltica başvurusunda bulundular. Üç yıl sonra kabul edilmeyeceklerini anlayınca İngiltere’ye geçtiler. İngiliz İçişleri Bakanlığı beş yıl sonra aileye vatandaşlık hakkı tanıdı. Hamza, Londra’ya adımını atar atmaz çalışmaya başladı. Kafelerde, lokantalarda komilik, aşçılık, garsonluk yaptı. Yedi yıl önce de iki kebap salonu ve bir coffee shop sahibi oldu. Evlendi, bir kızı oldu. Dört yıl boyunca çok iyi giden işleri sonra bozulmaya başladı. İflas edeceğini anlayan Küçükköse, işini kurtarmak için yüksek faizle tefecilere borçlandı. Ödeyemedi, borçları katlandı. Bu sırada annesi de öldü. Dükkanlarını satıp borçlarını kapatmaya çalıştı, yetiştiremedi. 30 Aralık 2007 gecesi, Londra’nın merkezinde Regent’s Park’ta bir ağaca kendini asarak yaşamına son verdi.

İKİ 12 EYLÜL MÜLTECİSİNİN KESİŞEN ÖLÜMÜ

Recep Eriş de, Feyzullah Maraşlı da eğitimli. İkisi de 12 Eylül dönemi mültecisi. 1980’lerde Dev-Yol davasında yargılanmış, serbest bırakılmış ve yurtdışına çıkmışlar. Birbirleriyle İngiltere’de tanışan bu iki insanın kaderi ölümde de paralel gitmiş.

Recep Eriş (48)

23 Haziran 2007’de Londra’daki evinde

Recep Eriş, 1959’da Bursa’da doğdu. ODTÜ Elektrik Mühendisliği’nden mezun oldu. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Dev-Yol davasından gözaltına alındı, beş yıl hapis yattı. Tahliyesinden iki yıl sonra 1987’de İngiltere’ye gitti. İntihar ettiğinde geride, "Haziranda ölmek zor, biliyorum" diye bir not bıraktı. Eriş’in hiçbir akrabası yok İngiltere’de. Dostu yazar Abdullah Yılmaz’ın (69) anlattığına göre, Recep İngiltere’de kendine bir hayat kurmak için çok çalışmış. Okumuş, ütücülük yapmış, muhasebe kursunu bitirmiş, taksiciliğe başlamış, sonunda vergi mükellefi bile olmuştu. Eser adındaki sevgilisiyle mutluluğu da tatmıştı, mutsuzluğu da. Son olarak kendine küçük bir ev satın almıştı. Evin ödeme taksitlerinde sıkıştığı söyleniyordu ama intiharını buna bağlamak için elde yeterince veri yoktu.

Feyzullah Maraşlı (47)

11 Ağustos 2007’de Edinburgh’da evinde


1960’ta Kayseri Sarız’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni kazandı ama 12 Eylül’de Dev-Yol davasından gözaltına alınınca okulu yarım kaldı. 1988’de İngiltere’ye iltica etti. 1991’de evlendi, bir oğlu oldu. Sonra İskoçya’ya, Edinburgh’a yerleşti. Arkadaşları ona Feyzo Can diyordu. Yakın dostu Recep Eriş’in intiharından çok etkilendi. Geçen yıl temmuz ortasında bir gün tüm felsefe kitaplarını bir valize doldurarak Edinburgh’da Marks&Spencer mağazasının önündeki meydanda yaktı. Elbiselerini de çıkarıp ateşe attı ve "dünyayı değiştirin" diye bağırmaya başladı. Polis tarafından hastaneye götürülüp tedavi altına alındı. 12 Ağustos 2007’de evinin sekizinci kattaki pencere demirlerine bir ip bağlayarak boynuna geçirdi ve kendini astı. Geriye iki satırlık bir not bıraktı: "Artık dayanamıyorum. Eşim ve oğlum, beni affedin..."

KİLİSE BAHÇESİNDE BEŞ HAFTA ARAYLA AYNI DEMİR ÇARDAKTA

Türklerin yaşadığı Hackney’de St. John kilisesinin arkasında bir bahçe, burada da bir çocuk parkı var. Altı ay öncesine kadar, buradaki bankların üstünde demir profillerden bir çardak bulunuyordu. 30 Temmuz 2007’de Orhan Kaya kendini bu demirlere astı. Beş hafta sonra da çocukluk arkadaşı Can Önel, aynı demirde sallanırken bulundu. Bunun üzerine kilisenin yaşlı papazı demirleri kestirdi. 27 Şubat’ta Can’ın doğum gününde, kilisenin başrahibi, Can Önel’in annesi Emel Hanım’ı bahçeye davet etti. Emel Hanım geldiğinde Can’ın kendini astığı yerde yeni dikilmiş bir incir fidanı ile oğlunun adının yazılı olduğu pirinçten bir plaket gördü. İngilizce ve Türkçe olarak "Seni kalbimizde yaşatacağız" yazan bir plaketti bu. Arkadaşları bu anıtın dibine çiçekler koymuş, mumlar yakmıştı. Can ve Orhan gibi Hackney’de büyümüş çocuklar için bu parkın özel bir yeri var. Orada Sivaslı 23 yaşında Emrah adında bir Türk genciyle karşılaştık. Arkadaşlarının öldüğü yere lale bırakmak için gelmişti. Fotoğrafının çekilmesini istemedi. Tek başına yaşıyormuş Erhan. Bayramdan bayrama görüşüyormuş anne babasıyla. "Çünkü, beni çok yalnız bıraktılar Londra’nın soğuğunda" diye anlattı. "Annem beni bırakırdı sabahları buraya. İşe gider, akşam gelip alırdı. Kilisenin arkasında yoksullar için bir aşevi vardı. Rahibeler öğlen beni oraya götürüp karnımı doyururdu. Ekim ayından itibaren buz keserdi hava. Somalili ve Jamaikalı arkadaşlarımla donmamak için birbirimize sarılır, kilisenin kapısının açılmasını beklerdik. İki Türk çocuğu daha vardı. Anne babaları onları eve kilitler, yanlarına yiyecek koyar çekip giderdi. Pencerenin demirlerinin arkasında yolumuzu gözlerlerdi. Somalili bir arkadaşımız bir gün elinde eyeyle geldi ve demirleri ek yerlerinden keserek çocukları oradan çıkardı. Alıp parka götürdük, akşama kadar oynadık, sonra evlerine bıraktık. Ve demirleri bir Japon yapıştırıcısıyla yerine oturttuk..."

Orhan Kaya (19) 30 Temmuz 2007’de

Orhan Kaya, Maraş’ın Elbistan İlçesi Kizir Köyü’nden Londra’ya göç eden altı çocuklu bir ailenin en küçüğüydü. Bir yaşında ailesiyle birlikte İngiltere’ye gelmişti. Kaya ailesi mülteci statüsünü kazanmak yıllarca çırpındı. Orhan lise 2’de okulu bıraktı. Londra dışında ailesine ait markette çalışmaya başladı. Orhan hakkında konuştuğumuz herkes, genç adamın kız arkadaşıyla yaşadığı sorunların onu ölüme götüren başlıca sebep olduğu kanısındaydı. Yakınlarından biri, Orhan’ın bir gün kendisine, "Keşke üniversiteye gitseydim. Şimdi ölene kadar ikinci toplumun bodrumunda yaşamaya mahkumum" dediğini anlattı. Orhan Kaya, 29 Temmuz 2007 akşamı Hackney’deki evlerinden ayrılarak ortadan kayboldu. Pazartesi sabah 6.30’da Lower Clapton Caddesi’ndeki St. John-at-Hackney Kilisesi’nin bahçesindeki çocuk parkında sundurmanın demirine asılı olarak bulundu. Burası Orhan’ın ve arkadaşı Can Önel’in çocukken oynadıkları parktı. Orhan’ın cesedini, John Sylvester adlı çöpçü buldu. Koşarak polise haber veren Sylvester’in ifadesine göre, parkta o sırada dört kişi daha varmış. İkisi cesedin karşısındaki bankta oturmuş sohbet ediyor, biri sabah sporunu yapıyor, dördüncüsü ise Orhan’ın cansız bedenini seyrediyormuş.

Can Önel (24) 7 Eylül 2007’de

Can Önel’in annesi Emel Hanım’ı ziyaret ettiğimizde, oğlunun ölümünün üzerinden aylar geçmişti. Ailenin serüveni tipik bir umuda yolculuk hikayesiydi. Emel ve İbrahim Önel çifti Maraş’ın Kirizler Köyü’nden Antep’e göç etti. Önce Cem doğdu, sonra Cenk, Can ve Hüseyin. Can 10 yaşındayken aile Almanya’ya göç etti. 1997’de de İbrahim Bey, üç büyük oğluyla turist vizesiyle Londra’ya gitti. Vize süresi bitince kaçak olarak yaşamaya başladılar. Birkaç ay sonra Emel Hanım, küçük oğlu Hüseyin’le Londra’ya geldi ve iltica başvurusunda bulundu. İngiliz İçişleri Bakanlığı, Emel Hanım ve küçük oğluna hemen oturma izni verdi. Bir hafta sonra İbrahim Bey de diğer çocuklarıyla başvurunca, polis hileli bir durum olabilir diye oturum izni vermedi. Yarısı izinli, yarısı kaçak olan aile de mahkemeye başvurdu.

Bu sırada çocuklar okula yazıldı. Can ortaokulu bitirdikten sonra market sahibi bir Hintlinin yanında çalışmaya başladı. Mahkeme ilerlediğinde çalışma izni elinden alındı. Çeşitli işlerde kaçak olarak çalıştı. Mahkeme yıllarca devam etti. Sonunda ağabeyi Cenk’in başvurusu reddedilerek sınır dışı edilmesine karar verildi. Can’ın da sınır dışı edileceğine dair işaretler vardı. Her hafta karakola gidip "buradayım, çalışmıyorum" diye imza atıyordu.

Son altı ayda eve kapandı. Arkadaşı Orhan’ın, küçükken birlikte oynadıkları çocuk parkında intihar etmesinden sonra sokağa adımını atmaz oldu. Annesi Emel Hanım, sonrasını anlatıyor: "Odasında sürekli sigara içip volta atıyordu. Para uzatırdım odanın kapısından, sigara alsın diye. Getirip salona atardı. ’Ben hiçbir şeyi hak etmiyorum’ derdi. Bir akşam çıktı. Gece gelmeyince arkadaşlarını aradım, bulamadım. Ertesi sabah polis geldi kapıya. Oğlumun parkta sallanan cesedini bulduklarını söyledi." Can Önel, o gece St. John Kilisesi’nin parkında, Orhan Kaya’nın intihar ettiği yerde, boynuna geçirdiği ipi aynı çardağın demirine bağlayarak kendini boşluğa bırakmıştı.

KENDİNİ ASMAK BİR ÇEŞİT CEZA

İngiltere’deki intiharların büyük bölümü etkili zehir enjekte edilerek, ilaçla veya tabancayla yapılıyor. Ama Türkler kendilerini asıyor. Son bir yılda Galler’deki intiharlarda da aynı yöntem kullanılıyor. İngiliz uzmanlar, bunun bir nevi kendini ve çevresini idamla cezalandırma yöntemi olduğuna dikkat çekiyorlar.

İKİNCİ TOPLUM TEORİSİ

İngiltere’de göçmenlere "ikinci toplum" deniyor. İngiltere’deki 300 bin Türk, bu ikinci toplumun hiyerarşisinde, Bangladeşliler ve Somalililerle birlikte en dipte. Türkiye doğumlulara oranla Kıbrıslılar daha şanslı. Kıbrıslı Türkler buraya çok eski dönemlerde gelmiş. Refah ve eğitim açısından Hintlilerle birlikte ikinci toplumun zirvesindeler. Türkiye’den gidenlerse eğitimde Somalililerin de altında.

İngiltere’deki her 100 Türk’ten

59’u işsiz

49’u belediye evlerinde yaşıyor

21’i devlet yardımı alıyor

NEDEN ERKEKLER İNTİHAR EDİYOR?

İngiltere’de geçen yıl intihar eden 6 bin kişiden 4500’ü erkek. Erkekler her zaman intiharda kadınların önünde. Ancak intihar eden Türkler arasında erkeklerin oranı, genel oranla açıklanamayacak kadar yüksek. Bunu, Türklerin maço bir toplum olmasına bağlayanlardan biri de Dr. Teoman Sırrı: "Erkekler zaten sorunlarını paylaşmaz. Maço toplum olmamız, dertlerimizi paylaşmada bizi çok daha tutuk davranmaya itiyor. Ayrıca Türk gençleri kan görerek büyüyor. Namusu için eşini, sevgilisini boğazlayan erkeklerin haberleriyle yatıp kalkıyor. Küçük yaştan itibaren silahla içli dışlı oluyor ve ölümü kanıksıyor."
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!