‘Skor peşinde değilim, jübilemi yaptım’

Güncelleme Tarihi:

‘Skor peşinde değilim, jübilemi yaptım’
Oluşturulma Tarihi: Mart 02, 2024 07:00

Ona tiyatro sahnesinde, ekranda, beyazperde de hatta bir mekânda şarkı söylerken bile rastlayabilirsiniz. Mesleğinin her alanında olmayı seviyor, oyunculukla ilgili “Bana karakter roller daha çok keyif veriyor” diyor. Bu hafta vizyona giren ‘Ahmet’in Türküsü’ filminde Ahmet Kaya’yı canlandıran Celil Nalçakan’la buluşuyoruz. İşlerini, çocukken neden cinli sanıldığını, annesinin ona ne isim taktığını, aşk tarifini, aldatılma hikâyesini ve ilişkileri konuşuyoruz: “Aldatıldım, hem de epey göz göre göre, tak diye evde yakaladım.”

Haberin Devamı

Dizi seti ve tiyatro oyunu olmadığı bir gün buluşuyoruz. Canlandırdığı rollerden dolayı onu biraz daha sert biri sanıyor olabilirsiniz. Ama pamuk gibi kalbi olanlardan. Bir yanıyla da çok nahif ve romantik. Birer kahve koyuyor ve başlıyoruz sohbete...

- Canlandırdığın karakterlerden dolayı maço bir havan var. Öyle misin?

Hiç değilim, olandan da nefret ederim.

- Ama annenin telefonunda ‘boz ayı’ diye kayıtlıymışsın...

Onun maçolukla ilgisi yok. Ben biraz haşin seviyorum. Biraz da iriydim (gülüyor).

- Ekranda seni genelde mafya olarak veya ağır abileri canlandırırken gördük. Kendi tercihin mi yoksa fiziksel olarak başka bir seçenek yok muydu?

Sivas’ta doğdum, büyüdüm. Mensubu olduğum aile birazcık ağır insanlardan oluşuyordu. Benden yaşça büyüklerle arkadaşlık etmeyi çok seviyorum. Öyle olunca bazı şeyler cebimde oluyor zaten. Tabii görüntüyle de çok alakalı. Kendime güveniyorum ve yeteri kadar çalışırsam pek çok role hayat verebileceğimi düşünüyorum.

Haberin Devamı

- Annen ilkokul öğretmeni, baban teknisyenmiş...

Evet, elektrik teknisyeni. Sonra annem babamı okuttu, babam mühendis oldu. Babam gündüz çalışıyor, gece üniversiteye gidiyordu, annem evin her şeyini yapıyordu, sobaya kömür taşımaktan dedeme bakmaya... Annem, dedem ve babam; üçü de benim süper kahramanlarım.

‘Skor peşinde değilim, jübilemi yaptım’

Çocukken de böyleydim, oyunculuk yapardım Annemin orlon iplerinden saç yapar, Barış Manço olurdum.

 

‘BENİ CİNLİ SANIYORLARDI’

- Yoksul bir çocukluk mu yaşadın?

Memur çocuğusun. Sivas’ın daha dışında Menekşe Evler’de yaşıyorduk. Durumu bizden çok kötü arkadaşlarım vardı, durumu bizden çok daha iyi olan arkadaşlarım yaşadığımız konum itibariyle azdı. Ama o zaman şöyle bir ahlak vardı; mesela hiç kimse beslenme çantasına muz koymuyordu. Benim muz alacak param vardı ama yine de koymazdık.

- Küçük yaşta pazarda mantar satıyormuşsun...

Evet, sattım. Ekmeğimi taştan çıkarırım, çalışmayı çok seviyorum. 10 yaşımda yaz tatilinde ıtriyat (parfüm) deposunda çalışmaya başladım. Durmadım hiç...

Haberin Devamı

- Küçükken sana sürekli kurşun dökerlermiş...

Deli diye. Beni cinli sanıyorlardı.

- Aa neden?

Sürekli soru soruyor, hikâye anlatıyordum. Mesela soba yanıyordu, ben yer yatağında yatıyordum, sobanın aksi tavana vuruyordu. Orada bir hikâye yaratıyordum, ejderha geliyor, at koşuyor falan diye. Sonra anneme “Gece ejderha geldi” diyordum. Bir yaşlı amca vardı, “Bu çocuk cinlere karıştı, garip şeyler görüyor, kurşun döktürün” diyordu. Ama dedem bütün anlattıklarımı dinler ve sorularıma sabırla cevap verirdi. Ona bir gün “Sen neden onlar gibi bana kurşun döktürmüyorsun, cevap veriyorsun” demiştim. “Oğlum ikimiz de Allah’a çok yakınız. Sen ondan yeni geldin, ben de ona gidiyorum. Aradakiler biraz uzaklaşmış olabilir, kusurlarına bakma” demişti.

Haberin Devamı

- Ailede hiç oyuncu yokken senin sevdan nasıl başladı?

Ben çocukken de böyleydim, hep oyunculuk yapardım. Annemin orlon iplerinden kendime saçlar yapıp Barış Manço falan oluyordum, kendimden ve dedemden başka oynayacağım arkadaşım yoktu. O şekilde başladı.

- ‘Sıla’ dizisinden bu yana 14 senedir hayatımızdasın. Bu mesleği yaptığından hiç pişman oldun mu?

Hiç olmadım, menajerlerim Çağla Yozgatlı ve Gülden Avşaroğlu’yla 15 senedir birlikteyiz. Hiçbir şey bize altın tepside sunulmadı. Hiç unutmam; Kadıköy’de bir deneme çekimi vardı. Maltepe’deydim, dolmuş param yoktu ve yağmur yağıyordu.
Maltepe’den Kadıköy’e 4 saat 20 dakikada yürünüyor, yürüdüm. Bir de seçilmedim. O üzüntüyle yürüyerek döndüm. Ben o yüzden şu an işimin kıymetini biliyorum.

Haberin Devamı

‘Skor peşinde değilim, jübilemi yaptım’

 

AHMET KAYA’YI CANLANDIRMAK RÜYA GİBİYDİ

- Sahnede sık sık Ahmet Kaya şarkıları söylüyorsun. Bu hafta vizyona giren ‘Ahmet’in Türküsü’ filminde de Ahmet Kaya’yı canlandırıyorsun. Nasıl geldi sana hikâye?

Bazı şeyleri çağırıyorsun, ben de çok çağırdım. Benim için Ahmet Kaya’yı canlandırmak rüya gibiydi, bir gün olacak diye bu rolü hep bekliyordum gerçekten ve geldi.

- Role nasıl hazırlandın?

Net olarak bu role hazırdım. Mesela Ahmet Kaya’nın YouTube’da ‘Uçurtmam Tellere Takıldı’ diye belgeselini en az 50 kere izledim. Nasıl yürüdüğünden nasıl tebessüm ettiğine kadar biliyordum. Hayatını çok incelemiştim. Bir de Kudret Sabancı gibi iyi bir yönetmenle çalışmak üst üste geldi.

Haberin Devamı

- En zor kısmı neydi?

Büyük sorumluluk. Gerçek bir yıldız. Böyle birini oynamak çok zor aslında. Çok ağır bir karakter; güne onun ağırlığıyla başlıyor, sete gidiyorsun.

- Bugün Ahmet Kaya’yı karşında görsen ona ne derdin?

“Sahnede ‘Kum Gibi’yi senden çok okuduğum için kusuruma bakma abi” derdim . Bence öbür tarafta Ahmet Abi, Mehmet (Erdem) ve bana “Gözüm ne ekmeğimi yediniz” diyecek.

- Film aslında beş yıl önce çekildi. Sonra araya pandemi girdi. Aileyle yapım şirketi arasında mahkeme süreci yaşandı. Onlar filmi desteklemediler. Sen de rolü canlandırdığın için eleştirilere maruz kaldın. Ne dersin?

İnsanlar filmi izlerler, “Çok kötü oynamış” ya da “Hakkını vermiş” derler, beni ilgilendiren kısım bu. Önümüzdeki sene de başka bir karakteri oynayabilirim. İşin diğer kısmı beni mesleğime uzaklaştıran bir şey. Keşke bunların hiçbiri olmasaydı ve biz şu anda bunları değil de film hakkında konuşsaydık. Ben zaten barış yanlısı biriyim, kavgadan hep uzak durdum, şimdi bir kavganın içine çekilmeye de hiç niyetim yok.

- İleride senin filmin yapılsa ve ailen istemese ne derdin?

Vallahi ben gitmeden önce “Engellemeyin çocukları, kim istiyorsa yapsın” derim.

‘Skor peşinde değilim, jübilemi yaptım’

 

AŞK BİR İNSANIN KOKUSUNU UNUTMAMAKTIR

- Tiyatro oyunun ‘Üçü Bir Arada’ devam ediyor. Oyun erkek dünyasını anlatıyor. Sen erkek dünyasını nasıl anlatırsın?

Bizim daha analog bir dünyamız var. ‘Friends’ dizisinin bir bölümünde izlemiştim, bir öpüşme hikâyesini kadınlar ne kadar detaylı ve güzel anlatıyorsa erkekler için tek cümle, futbol konuşmak gibi bir şey.

- Oyundaki karakterin çapkın ve skor peşinde olarak tanımlanıyor. Sen ne kadar bunların peşinde oldun?

Vallahi çapkın değilim. Skor peşinde de değilim. 45 yaşımdayım, jübilemi yaptım. Sen hiç 45 yaşında forvet gördün mü? Orta sahada 10 numara oynarsın, gençlere pas verirsin, en sonunda evde sudokunu çözersin.

- Oyunun tanıtımlarında “Bir erkekte aşk acısı kaç gün sürer” diyor. Sende kaç gün sürer?

Bende gün değil, rahat iki ay sürüyor. Sonra bir sabah uyanırsın ve bakarsın güneş açmış, o anda biter bende de biten.

- Sen şiirler yazıyorsun, şarkılar söylüyorsun. Aşk üzerine kafa yoran biri misin?

Aşk bir insanın kokusunu unutmamaktır.

- Hiç kokusunu unutamadığın biri oldu mu?

Oldu. Valideçeşme’de oturduğum dönem, 20 sene geçti üzerinden, Nişantaşı’nda oturan bir arkadaşıma gidiyordum. Yanımdan geçti, yüzünü görmedim, kalakaldım, kokusunu aldım ve o an tanıdım.

‘Skor peşinde değilim, jübilemi yaptım’

‘BÜYÜK AYIP ETMEK ÜZEREYİM, GİDEYİM’ DİYORUM

- ‘Kardeşlerim’ dizisinin dördüncü sezonu. 119 bölüm boyunca bir karakteri canlandırmak oyunculuğu köreltir mi?

Canlandırdığım karakterin adı Akif Atakul. Eğer Akif’i  oynuyorsanız köreltmez, hayatımda bu kadar renkli bir adamla tanışmadım. Arkadaşını dolandırıyor, hırsızlık yapıyor, eşini aldatıyor ama ‘Ekrana çıksın da bunu izleyeyim’ diyorsunuz, çokrenkli.

- Dizide genç ve yeni oyuncularla çalışıyorsun. Onlardan ne öğrendin?

Daha olgun olabiliyorlar. Benim 20 yaşımdayken kariyer planı yapmak gibi bir hasletim yoktu. Gençler yapıyor, hem de çok iyi yapıyorlar, buna zaman harcıyorlar, saygı duyuyorum. Mesela bizim dizide Onur Seyit Yaran vardı. Davut heykeli gibi çocuk, “İspanyolca öğreneceğim çünkü İspanya’da dizi çekmek istiyorum” dedi, gitti İspanya’da ev tuttu, kurslara yazıldı. Düşün, şöhreti yakalamışsın, herkes ağzının içine bakıyor, paranı kazanıyorsun, bunu dışarıda yemek yerine kendine yatırım yapıyorsun. Keşke ben de 20 yaşındayken öyle olabilseydim.

- Dört senedir kötü karakteri canlandırırken kendi içindeki kötüyle karşılaştın mı hiç?

Evet, bazen Akif’i haklı bulduğum yerler oluyor, sonra kendime geliyorum, “Ne yapıyorsun? Manyak mısın” diyorum.

- Jön olmak ister miydin?

Bana karakter roller daha çok keyif veriyor. Mesela sabah sahnesi çekeceğiz, karakter kahvaltıya iniyor. “Saçlarıma fön çekmeyin” diyorum, biraz dağınık kalsın. “Bu adam neden çirkin görünmek istiyor” diyorlardı, çirkin görünmek istemiyorum, insanın gerçeği bu.

- Akif karakteri eşini aldatıyor ama bir şekilde o aldatmalardan yırtıyor. Sen böyle şeyler yaşadın mı?

Ben flört seviyorum ama hayatımda biri olduğunda fiilen aldatmışlığım yok. İş o noktaya geldiğinde “Ben büyük ayıp etmek üzereyim, gideyim” diyorum. Ama göz ihanetleri var tabii, yok yapmadım diyen de net yalan söyler, yemeyelim birbirimizi ya...

- Peki, aldatıldın mı?

Evet, aldatıldım, yakalamışlığım da var. Hem de epey göz göre göre, tak diye evde yakaladım.

- O an ne hissettin?

O duyguyu cümle kurarak anlatman mümkün değil. Kızgın bir lav düşün, bir kaşık alıyorsun ve içine akıyor...

- Ne yaptın?

İki ihtimal vardı, ikinciyi seçtim, “Allah belanızı versin” dedim, ilkini seçseydim zaten şu an bu röportajı yapmıyorduk.

BAKMADAN GEÇME!