TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu:'Yılbaşı kutlayana karşı çıkana önce ben karşı çıkarım'

TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu:Yılbaşı kutlayana karşı çıkana önce ben karşı çıkarım

“Gazetelere bakıyorum, herkes bir ‘üst akıl’dan bahsediyor. Birbirimizi düşmanlıkla suçluyoruz. İç savaş çığırtkanlıkları yapılıyor. Çok ürkütücü bir tabloyla karşı karşıyayız. Ben bu konuda ciddi manada endişe duyuyorum.” Bu sözler, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’na ait. Milli Görüş geleneğinden gelen milletvekili, Reina saldırısının ardından Milli Gazete’nin 31 Aralık’ta attığı “Bugün son gün, bu uyarı son uyarı, kutlama!” manşetini sert bir dille eleştirmişti. Yeneroğlu’yla toplumdaki kutuplaşmanın nasıl üstesinden geleceğimizi konuştuk.

Haberin Devamı

Reina saldırısının ardından sosyal medyada kurbanlara yönelik kabul edilemez ifadeler kullanıldı...

- Bunlar tabii çok ürkütücü şeyler. Ben Batı ülkelerinde Müslüman olarak ötekileştirmeye maruz kalmış bir insan olarak buna şiddetli bir biçimde karşı çıkmamız gerektiğini söylüyorum. Ben hayatımda yılbaşı kutlamadım. Ama yılbaşını kutlamak isteyenlerin engellenmesine ilk başta ben karşı çıkarım. Mesela ezana karşı çıkanlar da var. Farklılıkları ortak zenginlik olarak kabul etmediğimiz sürece yol almak mümkün değil.

Milli Gazete’nin manşetini sert bir dille eleştirdiniz. Toplumdaki nefret söyleminin artmasının kaynağı ne sizce?

- Benim o tepkimin sebebi tabii ki (Reina’ya yapılan) menfur saldırı ve bu kadar insanın katledilmesinin ötesinde bir duruş. Ama bunun ötesinde temel problemimiz, ülkemizde herkesin kendi kompartımanına kapanmış olması. İnsanlar kendilerini teyit edenleri dinliyor, okuyor. Özeleştiri kültürü yok. Dikkatimi çeken şey şu: İnsanlar, sosyal gruplar, kendi mahallelerinin normlarını ‘ortak norm’ olarak dayatmaya çalışıyor. Ancak bu yeni bir olay değil. 90’lı yıllarda Ahmet Kaya’nın Kürtçe bir şarkı söylemek istediği için yurtdışına kovulduğunu unutmayalım. 2000’lerde “Eşi başörtülü cumhurbaşkanı istemiyoruz” kampanyalarını hatırlayalım.

MUSEVİLERE VE ERMENİLERE YÖNELİK ÖTEKİLEŞTİREN BİR DİL KULLANILIYOR

Haberin Devamı

TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu:Yılbaşı kutlayana karşı çıkana önce ben karşı çıkarım

Son yıllarda bu kutuplaşma daha çok derinleşmedi mi?

- Gazetelere bakıyorum, herkes bir ‘üst akıl’dan bahsediyor. Birbirimizi düşmanlıkla suçluyoruz. İç savaş çığırtkanlıkları yapılıyor. Çok ürkütücü bir tabloyla karşı karşıyayız. Evet, bunların özellikle son yıllarda çok daha fazla keskinleştiğine dair bir kanaat var. Ben bu konuda ciddi manada endişe duyuyorum.

Twitter’da verdiğiniz tepkilerin ardından sosyal medyada size yönelik saldırı oldu mu?

- Bana ağır eleştiri yöneltenler, genellikle söylediğimin içeriğine bakmıyor. Ben azınlık hissiyatı içinde yetişmiş bir insanım. Örneğin, Türkiye’de sürekli Musevilere ve Ermenilere yönelik ötekileştiren bir dil kullanılıyor. Egemen kültür içinde azınlıklara hep sınırlarını bilmeleri gerektiği hatırlatılır. Maalesef Türkiye’de bu temayül var.  Bu anlamda aşmamız gereken bazı engeller olduğunu gözlemliyorum.

Nefret söyleminin kendi ‘Milli Görüş’ kimliğinize aykırı buluyorsunuz anladığım kadarıyla...

Haberin Devamı

- Bakın, mesela Erbakan Hocam iktidardayken partisi kapatıldığında basının karşısına çıkıp “Herkes huzuru temin etmekle meşgul olsun, hiç kimse taşkınlık çıkarmasın” dedi. Bu inanılmaz bir sağduyu. Ancak bugün Milli Gazete olsun, Akit olsun, Sözcü olsun -benzer şeyleri 90’lı yıllarda Cumhuriyet’te de gördük- çok keskin ve ajite bir dille kendi mahallesinin normlarını toplumsal esas alarak başkalarını vurmaya çalışıyor.

TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu:Yılbaşı kutlayana karşı çıkana önce ben karşı çıkarım

Yani herkes kendi hayat tarzını dayatmaya çalışıyor?

Haberin Devamı

- Ülkemizde maalesef herkesin mutabık olduğu normlar etrafında bir toplumsal sözleşmeye sahip değiliz. Bunun için insanlar başkasına yönelik bir tahakküm dili kullandığının farkında olmayabiliyor. Bu dil hegemonyal bir dil ama bu toplum homojen bir toplum değil. Bu hegemonyal dil, insanlar üzerinde ister istemez baskı ve tehdit algısı oluşturuyor.

Bu dili kim kullanıyor?

- Bu dili Türkiye’de inanın herkes şu veya bu şekilde kullanıyor. Farklı kesimler birbirlerine çok yabancılaşıyor. Örneğin, otobüste şortlu bir hanımefendiye yapılan saldırı... Farklı yaşam tarzlarına yönelik bu tarz şiddet eylemleri toplumsal barış açısından çok tehlikeli. Ya da bugün benim nefret suçlarına karşı cephe almam insanları şaşırtabiliyor. Bu da ürkütücü. Demek ki birbirimizi hangi noktalara taşımışız!

Haberin Devamı

Farklı kesimlerden insanlar birbirini tanımıyor mu?

- İzmirli bir genç, Diyarbakırlı bir genci tanımıyor. Dolayısıyla empati kuramıyoruz. Ben Bayburtluyum, Aydınlı bir hanımla evliyim. 16 yıl önce hanımı istemeye gittiğimizde akrabalarından “Biz Kürtlere kız vermeyiz” gibi bir tepkiyle karşılaşmıştım! Anladım ki zihinlerinde ‘ötekileştirilmiş’ bir Kürt imgesi var. İnsanlar birbirlerini tanımadıkları için bu durumla karşı karşıyayız. Gençlerin o yöreleri görmesi, o insanlarla oturup sohbet etmesi çok önemli. Tek tip bir toplum hayalinin herkes için kâbus olacağının anlaşılması gerekiyor.

Haberin Devamı

 

SİYASETİN DİLİNİ, ÖFKEDEN UZAK BİR ŞEYE ÇEVİRMESİ LAZIM

Siz HDP binalarına saldırılara da tepki göstermiştiniz...

- Toplumsal öfkeyi anlayabiliyorum ama HDP binalarına yönelik saldırılar kabul edilemez, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Dolayısıyla hiç kimse hukuku kendi eline alıp da başkalarına yönelik şiddet uygulayamaz. Bunu mesela son Barbaros Şansal olayında da gördük. Bu şiddeti kim uyguluyorsa bunlarla ilgili savcılıklar, emniyet güçleri üzerine düşeni yapmalı.

Türkiye’de toplumsal barışın yeniden tesis edilebilmesi için ne yapılması lazım? Herhalde bu konuda siyasetçilere de görev düşüyor...

- Mutlaka... Siyasetin de dilini, daha makul ve öfkeden uzak bir şeye çevirmesi lazım. Gazetelere bakıyorum, birbirlerini düşmanlıkla suçluyorlar. Sonuç itibariyle bu dil, zihinleri zehirliyor. Dolayısıyla siyasal kültürü de zehirliyor. Empatiye müracaat ettiğimiz müddetçe toplumun tüm kesimlerini kucaklayabileceğiz. Herkesin, başkasının yaşam biçimine saygı göstermesi gerekiyor.

 

“KİN VE NEFRET TELLALIĞI YAPAN, KİN VE NEFRETE MARUZ KALIR”

Mustafa Yeneroğlu (41), Bayburt’ta doğmuş, Almanya’da büyümüş, Köln Üniversitesi’inde hukuk okumuş.

Kayseri’deki bombalı saldırıların ardından HDP binalarına düzenlenen saldırılara sert tepki gösteren Yeneroğlu, “HDP binalarına yönelik saldırılar kabul edilemez, bunlar ancak provokatörlere ve teröre hizmet eder” demişti. Reina saldırısının ardından da Milli Gazete’nin 31 Aralık tarihinde sürmanşetten yayımladığı  “Bugün son gün, bu uyarı son uyarı, kutlama!” başlıklı haberini sert bir dille eleştirdi, “Kin ve nefret tellallığı yapan tabii ki kin ve nefrete maruz kalır” dedi.

Haberle ilgili daha fazlası: