Gücün peşinde koşanların başına gelenler

Güncelleme Tarihi:

Gücün peşinde koşanların başına gelenler
Oluşturulma Tarihi: Haziran 29, 2012 21:12

Darren Aronofsky’nin başkanlık ettiği Venedik Film Festivali’nden Altın Aslan ile dönen Alexander Sokurov imzalı Faust, ünlü yönetmenin diğer filmleri gibi zor ama eşsiz bir sinema keyfi sunuyor. Goethe’nin bilgi ve gücün arayışı hakkındaki trajedisinden esinlenen Faust, 19. yüzyılda geçiyor ve ruhunu şeytana satan kahramanını izliyor.

Haberin Devamı

FAUST
Yön: Alexander Sokurov
Oyn: Johannes Zeiler, Anton Adasinskiy, Isolda Dychauk, Georg Friedrich
Tür: Dram
Süre: 134 dk.

Ünlü Alman yazar Johann Wolfgang Goethe’nin yazdığı Faust, defalarca sinemaya uyarlanmış olan bir eser.
Faust, sadece sinemada değil edebiyat dünyasında da pek çok kitaba ilham kaynağı olmuştu.
Ki bunlardan biri de Thomas Mann’ın Nazizm’in köklerine kadar indiği Doktor Faustus’tu.
İşte Alexander Sokurov imzalı Faust da, Goethe ve Thomas Mann’ın kitaplarından yola çıkıyor.
İki kitabı da kaynak alarak kendi Faust’unu ortaya koyuyor.

GÜCÜN DOĞASI TEMASINA DEVAM

Sokurov, Gücün Doğası adlı tematik serili filmlerinde halklar üzerinde derin etkiler bırakan, dünya tarihini değiştiren liderlerin gücü nasıl elde ettiklerini, insani zaafları incelemiş ve perdeye taşımıştı.
Adolf Hitler’i ele aldığı Moloch’la başladığı seri, Lenin’li Telets (Boğa) ile devam etmiş, sonra da Japon lider Hirohito’yu anlattığı Solntse (Güneş) gelmişti.
Bu serinin devamı gibi algılanabilecek olan Faust yine gücün doğasını, güçten gelen kötülüğü ve insanoğlunun varlık sebebini ele alıyor.

Haberin Devamı

/images/100/0x0/563ca755f018fb32c8ec7d6b

CESET BURADA RUH NEREDE?

Faust oldukça ilginç bir sahneyle açılıyor. Bir erkeğin çürümeye yüz tutmuş cinsel organından açılan kamera parçalanmakta olan vücuda yayılıyor.
Doktor Faust, yardımcısıyla birlikte cesedi parçalıyor, iç organlarını hunharca dışarı çıkararak ceset üzerinde incelikli çalışmasını sürdürüyor.
İç organlar dışarı çıktıkça bizi kolay bir seyrin beklemediği de anlaşılıyor zaten.
Görsel açıdan doyurucu ama pek çok açıdan rahatsız edici bir film var karşımızda.
Ceset parçalanırken cevabı aranan soru ise şu; ruh nerede?

RUHUNU ŞEYTANA SATAN KURBAN

Heinrich Faust bilgiye aç, hayata karşı doyumsuz.
Monotonluktan sıkılmış, sürekli olarak bilginin, yeninin, yenilenmenin peşinde koşuyor.
Biraz huzursuz bir ruh olduğu da söylenebilir.
Sürekli olarak insan olmanın anlamını, bilgiye olan açlığını dert ediyor ve sorguluyor.
Ve bu sorular arasında kalıp, varoluşla ilgili asla bir doyuma ulaşamıyor.
Şeytan onun zihinsel ve bedensel açlığını görüyor.
Ruhunu şeytana satarak güçlenen ve elde ettiği güçle değişen Faust örnek alınası bir kurban haline dönüşüyor.

Haberin Devamı

ŞEYTAN’IN GÖRÜNTÜSÜ KORKUNÇ

Faust’un en ilginç sahnesi, korkunç vücuduyla karşımıza çıkan Şeytan’ın tasviri. Cinsel organı arkada bir kuyruk gibi sallanan Şeytan’ın bu halinin göründüğü sahneyi unutmak zor.
Cinselliğe, paraya, güce, statüye aç olan Faust’u Alman televizyonlarının yıldızı Johannes Zeiler oynuyor. Faust’un tutkuyla sevdiği Gretchen ise Rus oyuncu Isolda Dychauk tarafından canlandırılıyor.
Şeytan rolünde müthiş bir performansla Anton Adasinskiy var.
Etkileyici görsellik ve atmosfer konusunda ünlü görüntü yönetmeni Bruno Delnonnel’in adını es geçmek olmaz. Yeşil fon ve deforme lenslerle elde edilen farklı bir dünya algısı gayet başarılı.
Bu görsellikte dikkatimizi en çok dağıtan yoğun diyalogları takip etmek için okumak zorunda olduğumuz altyazılar oluyor.
‘Tanrı yok ama kötülük burada’ diyen şeytanın gücün peşinde koşan insana neler ettiğine gelen bu incelikli Sokurov yorumu zor ama besleyici bir seyirlik.

Haberin Devamı

HAFTANIN DiĞER FiLMLERi

Sid’in sürprizle gelen ninesi favori

ICE AGE: CONTIENTAL DRIFT
BUZ DEVRİ 4: KITALAR AYRILIYOR
Yön: Steve Martino, Mike Thurmeier
Ses: Ali Poyrazoğlu, Haluk Bilginer
Tür: Animasyon

Önceki filmleri dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gişe rekorları kıran Buz Devri serisinin dördüncü filmi ‘Buz Devri 4: Kıtalar Ayrılıyor’, Amerika’dan da önce 3 boyutlu ve Türkçe dublaj seçeneğiyle vizyonda. Ama önce baştaki The Longest Daycare adlı şahane animasyonu hatırlatayım. Simpsonlar’ın Maggie’sinin anaokulu macerasına hayran kalacağınızı garanti edebilirim. Asıl filmdeyse Manny, Diego ve Sid kıtaların ayrılmasıyla birbirinden ilginç ve komik maceraların ortasında kalıyorlar. Bir buzdağını kendilerine gemi yapan ekip, deniz yaratıkları, korsanlar ve farklı bir dolu türle karşılaşırken yepyeni bir dünya keşfediyor. Tabii bu arada, kıtaların ayrılmasının baş sorumlusu olan Scrat de meşe palamudunun ardında koşturmaya devam ediyor. Buz Devri’nin eğlenceli ve macerayla dolu dünyasının başarılı grafik ve renk çalışmalarıyla karşımızda olduğu bu filmdeki görsellik, üçüncü boyutla da birlikte her zamankinden daha fazla ön planda. Ancak o arada senaryonun biraz geride kaldığını üzülerek söylemem gerek. En önemli yenilik Sid’in sürprizlerle gelen ninesi. Yaşlı kadın şahsına münhasır tavırlarıyla ortalığı kırıp geçiriyor. Bir başka göze çarpan karakterse kahramanlarımızın deniz aşırı ülkede karşılaştıkları beyaz kaplan. Jennifer Lopez’in seslendirdiği bu beyaz kaplan o kadar güzel resmedilmiş ki, gözünüzü alamayacaksınız. Her ne kadar bu kez senaryoyu ikinci plana almış, görselliğe ve maceraya yüklenmiş olsa da Buz Devri başımızın tacıdır. Kaçırmak yazık olur.

Haberin Devamı

Borç batağında yeni bir hayat

UNE VIE MEILLEURE
DAHA İYİ BİR HAYAT
Yön: Cedric Kahn
Oyn: Guillaume Canet, Leila Bekhti, Slimane Khettabi, Abraham Belaga
Tür: Dram

Aşçı Yann ile oğlunu tek başına büyütmeye çalışan bekar bir anne olan Nadia, tanıştıkları andan itibaren aşık olup büyük bir tutkuyla birbirlerine bağlanıyorlar. Nadia ve oğluyla bir aile kurmak isteyen Yann, kırsal bölgede bir restoran satın almaya karar veriyor. Kendi restoranında şef olmanın ve yeni ailesiyle sakin bir hayat sürmenin hayaliyle yaşarken, altından kalkması zor bir borç batağına girerek farklı bir hayata sürükleniyor. Yönetmenliğini Cedric Kahn üstlendiği filmin başrollerini başarılı Fransız oyuncu Guillaume Canet ve Leïla Bekhti üstleniyor.

Haberin Devamı

Çernobil’in ardından

CHERNEBYL DIARIES
ÇERNOBİL’İN SIRLARI
Yön: Bradley Parker
Oyn: Jesse McCartney, Jonathan Sadowski
Tür: Korku

Çernobil’in etkilerinden yola çıkan bir korku filmi. Avrupa’da tatile çıkan altı kişilik bir arkadaş grubu, gezilerinde rehberlik etmesi için farklı bir turist rehberi tutuyor. Adam onları, Çernobil nükleer faciasından önce işçilerin ikamet ettiği ama artık terk edilmiş olan Pripyat şehrine götürüyor. Yıkıntıların arasında gezerken turist kafilesinin aslında yalnız olmadıklarını anlamaları çok sürmüyor. Yönetmenliğini Bradley Parker’ın üstlendiği filmin senaristleri arasında Paranormal Activity serisine imza atan Oren Peli de var. Başrollerde ise Jesse McCartney, Jonathan Sadowski ve Olivia Dudley yer alıyor.

İspanya’nın gişe canavarı

THE OPPOSITE OF LOVE
YA AŞK OLMASAYDI?
Yön: Vicente Villanueva
Oyn: Hugo Silva, Adriana Ugarte, Alex Barahona
Tür: Romantik komedi

Ya Aşk Olmasaydı, geçen yıl İspanya’nın en çok izlenen filmlerinden biriydi. 36 milyon dolar hasılat elde eden bu romantik komedinin başrollerinde İspanyol televizyon dizilerinin yıldızları Hugo Silva ve Adraina Ugarte var. Merce, karmaşık bir kız, sevgilisi yok, istemiyor da. Çünkü sevgilisi olduğunda diğer yüzü ortaya çıkıyor ve tam bir kontrol delisine dönüşüyor. Bir gün falcı aşkın kapısını çalacağını söylüyor. Ve sıra Merce’nin karşısına çıkan üç itfaiyeci arasında seçim yapmasına geliyor. Ya Aşk Olmasaydı, kadın ve erkek ilişkileri ve aşk üzerine çok şey söyleyen keyifli bir film.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!