Amerika'ya neden gittim

Güncelleme Tarihi:

Amerikaya neden gittim
Oluşturulma Tarihi: Şubat 06, 2014 09:24

Derin bir sessizliğin ardından “İnadına Yaşamak” dizisiyle ekranlara dönen Sanem Çelik, More Türkiye dergisinin şubat sayısı için objektif karşısına geçti, hem poz verdi hem de hakkında merak edilenleri anlattı.

Haberin Devamı

Ayaza inat güneş enerjisini odanın içine doldururken, tüm ekip çekim için kolları sıvamaya başlıyor. O sırada odanın kapısı çalınıyor ve içeriye ilk önce heyecanlı bir tonda “Merhaba” yayılıyor.
Sanem Çelik, “İyi ki dönmüş” dedirten güzelliği ve muzip gülüşüyle herkesi selamlıyor, çekim hakkında bilgileri topladıktan sonra tüm ekiple eski bir dost sıcaklığında hazırlıklara tüm profesyonelliğiyle adapte oluyor.
İlk karenin kombinini seçerken Çelik, “Müsaade edin, bu çekimi sanata çevirelim” diyor ve onun öncülüğünde kombinler, tam da oyuncunun ruhunu yansıtan sıra dışı bir forma dönüşüyor.
Rahat tavırlarıyla sandalyede bağdaş kurmuş oturan Çelik, ne konservatuvardan yeni mezun olmuş bir Kara Melek, ne de dönemin fenomeni olmayı başaran, tek başına yaşam savaşı veren Aliye.
“Hiçbir zaman kendimi eğitmekten vazgeçmedim. Sürekli öğreniyorum. Yaşama alıştıkça 20’li yaşlardaki algıların değişiyor, iç ses çoğalıyor ya da günler geçtikçe, garanticilik düşmanı oluyor insanın, ki bu da yaşarken biraz da ölmek gibi geliyor bana. Ben de işte tam ara dönemdeyim; bildiğini sanmakla, bir şey bilmediğini bilmek arasında. Kararlar, en rahat kalbinin sesiyle alınıyor bundan şüphem yok! Eğer kafanın içindeki sesi susturabilirsen -ki meditasyon gürültünün ilacıdır- senin için neyin doğru olduğunu bilmemene imkan yok. Farkındalık insanın en iyi dostu diyebilirim” diye ekliyor.
Hataların birer ders olduğunu konuşurken Çelik, bu sürecin kendi hayatındaki etkisini şu sözlerle anlatıyor: “Yapmış olduğum hatalarım daima ufkumu açtı. Neyi yapmam gerektiğini bazen yapamadığımla öğrendim.”

AMERİKA’YA NEDEN GİTTİM


Çelik, kendisiyle baş başa kalmak için gittiği Los Angeles’tan “Filler ve Çimen” (2000) ve “Gölgeler ve Suretler” (2010) filmlerinin yönetmeni Derviş Zaim’in rol teklifi üzerine Türkiye’ye geldiğini belirtiyor. Yedi yılın ardından büyük ses getiren dönüşü için, “Hazır olup olmadığımdan çok, zamanı geldiği için geri geldim diyelim. Sevgili Derviş Zaim ‘Balık’ filmi için çağırdı. Bir haftada kendimi burada buldum. O günden bu yana gelişen iş olanakları ve özlemim beni burada tuttu, tutmaya da devam ediyor” derken, Amerika’ya gitmesinin merak edilen sebebine ve orada yaşadıklarına şu sözlerle açıklık getiriyor:
“Yeni bir dil, bakış açısı, bilgi, insana gülücük katıyor. Bu da belirlediğiniz hedeflerin renklenmesi demek oluyor ki, keyifle olgunlaşıyor, aydınlanıyor, çabuk öğreniyorsunuz. Eğer beklenti içinde gitseydim bu bir kısım bahsettiğim imkanlardan faydalanamazdım. Ancak elbette ki hayallerim, istediklerim vardı; dil öğrenmek, resim yapmak, gezmek, yeni becerilerle, bildiğimi sandığım kendimle yeniden bilmediğim bir yerde karşılaşmak ve üstümdeki kalıplaşmışlardan sıyrılmak. Şükürler olsun hepsini başardım.”

HANGİMİZİN EMEĞİ KARŞILIK GÖRÜYOR

Çelik, 1997 yılından bu yana edindiği popülerliğinin uzun aradan sonra hâlâ güçlü olmasını sevgi ve saygıya bağlarken, emeklerinin karşılığını bu şekilde aldığını düşünmek istediğini belirtiyor. “Kazandıklarımla, ödediğim bedelleri karşılaştırdığımda aslında her seferinde başa dönüyorum. Fena bir döngü bu. Ayrıca hangimizin emeği karşılık görüyor ki bu sistemde? Biz insanlar parayı kazandırıyoruz da kendimiz hâlâ kazanamıyoruz” diye sitem ederken, karanlık günlerinden hayatında bir ışık aradığı dönem için şunları anlatıyor: “Dönüm noktalarım, benim değişim ve gelişim zamanımdır. Farkındalıkla gelirler. Gerilimden doğarlar. En güzel zamanlardır benim için; yeniden parlar güneş hep, yeniden aydınlanır yüreğim, zihnim, bedenim.”
Daha ilk bölümünden büyük bir izleyici kitlesine sahip olup geçtiğimiz haftalarda ekrana veda eden “İnadına Yaşamak” dizisinden konuşuyoruz. Yeni isimlerin her geçen gün gelip geçtiği bir sektörde, sahnenin tozunu yutmuş bir oyuncu için “unutulmak” kelimesi yeterince ürpertici olmasına rağmen Çelik, “Korkma, korktukça sıra sana gelecek. Bizim asıl belamızdır korku” sözleriyle duygularını ifade ederken bir oyuncu olarak magazin dünyasından kendini nasıl koruduğunu anlatıyor:
“Tabii senin şeytanla meleğin savaşını oturup seyretmekten başka çaren kalmıyor. Ama inanıyorum ki seyirci artık ayırt edebiliyor. Oyuncu da kendisine yapılan haksızlıkları, yalanları dolanları ayırt edebiliyor. Bense asılsız haberlerle ekmek paramla oynayan bazı bünyeleri Allah’a havale ediyorum.”
Yeni nesil oyunculara yardım edilmesinin daha yapıcı olacağını da konuşmasına eklerken, huzurun önemini vurguluyor. “Desteksiz bir düzende genç olan da yetenekli olan da eli kolu bağlı kalıyor, emekleri harcanıyor. Gelişmek için nefes alınan bir ortam gerek. Konservatuvarda eğitim gören öğrenciler parasız okuyorlar ve profesyonel hayatlarında da parasız kalıyorlar.”

AYAKKABI TASARLIYORUM


Amerika’da kaldığı dönemde resim ve müzik konusunda sürekli öğrenme duygusu içerisinde kendini yenileyen Çelik, yaratıcı ruhunu tasarım dünyasında uçuruyor. Pek az kişinin bildiği ayakkabı tasarımlarından içi içine sığmayan heyecanlı bir çocuk gibi bahsediyor:
“Menajerim, can dostum Filiz Küçük bana hep hatırlatır. ‘Tasarımdan çok bahsediyorsun, haydi çiz’ diye. Ayakkabı tutkunuyum ki zaten olmayanı da tanımadım. Aslında çalışmalarım 2007 senesinde başladı. Geçenlerde tasarımlarına da bayıldığım kıymetli insan Ümit Ünal’la sohbet ederken benim ayakkabılardan bahsettim. Berlin’deki bir fuarda birkaç tanesini sergileyebileceğimizi söyledi. Çok heyecanlıyım. Tasarlamayı seviyorum ve tasarladıklarımın giyilmesi, kullanılması hoş bir şey. Markalaşmak güzel fikir. Neden olmasın? Teklifleri değerlendirmeye açığım.”
Ama tabii ki de bu oyunculuğa bir veda değil. “Şöyle güzel bir dizide tekrar seyircimle beraber olmayı çok istiyorum. Bileşenler bazen tutmuyor. İnanıyorum ki şu an bizi koltuklarımıza mıhlayacak ‘o’ senaryo ve hatta senaryolar yazılıyor. Daha çok sinema filmi de göz çıkarmaz değil mi? ‘Balık’ filmimiz de vizyona girer yakında. Doyasıya oynamayı özledim ve hâlâ oynamaya açım” diyen Çelik, kalbinin şu an tamamen oyunculuğa ait olduğunu ifade ediyor. Gönlünün kapısını henüz biri çalmasa da o diğer tutkulu olduğu işlerle gerçek aşkı buluyor.

Haberin Devamı

OSCAR'I ALMAYA PANTOLONLA GİDERDİM

Haberin Devamı

* En büyük zaafım...
- Deniz
* Olmazsa olmazım...
- iPad’im.
* Sırada bekleyen 3 hayalim...
- Müzik, resim, şiir.
* Gelmiş geçmiş en iyi film...
- “Up”.
* Oscar’İ almaya giderken...
- Pantolon, gömlek giyerdim.
* Hayattaki en büyük hırsım...
- Öğrenmek.
* Beni en iyi anlatacağını düşündüğüm kişi...
- Filiz
* Yıldız Kenter ve Haldun Dormen’in öğrencisi olmak...
- Onur.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!