Cumhuriyet döneminin ilk lirik sahne eseri*:ÖZSOY OPERASI (II) LIBRETTO Libretto ve hatıra, Saygun'un Ä°stanbul Devlet Operası Kütüphanesi'ndeki el yazmalarından

Güncelleme Tarihi:

Cumhuriyet döneminin ilk lirik sahne eseri*:ÖZSOY OPERASI (II) LIBRETTO Libretto ve hatıra, Saygunun İstanbul Devlet Operası Kütüphanesindeki el yazmalarından
Oluşturulma Tarihi: Aralık 11, 2000 00:00

Cumhuriyet döneminin ilk lirik sahne eseri*:ÖZSOY OPERASI (II) LIBRETTO Libretto ve hatıra, Saygun'un Ä°stanbul Devlet Operası Kütüphanesi'ndeki el yazmalarından çıkartılmıştır. El yazmasında okunamayan kısımlar (…) iÅŸaretiyle belirtilmiÅŸtir. Özsoy (Uvertür biter) Resitatif / OzanAlnımda çizgilerle sürecek adım adım Gönlümü büyük dür'le damla damla suladım Ey beni dinleyenler, ey karşıdaki erlerTanır mısınız beni? Bana öz ozan derlerBenim sesim haykırır, fakat sazım aÄŸlamaz,Gönlüm doÄŸruyu duyar, boÅŸa umut baÄŸlamazBen ne puta tutgunum, ne de yare vurgunumNe bir sevgi bilirim, ne didara vurgunum Ne koÅŸmaya inanır, ne de bir süs ararım Ne bir sevgili tanır, ne bir yara sararım Elimde dostlarımla yalnız hakka bakarım DoÄŸruyu anlatırım, gönüllere akarım Gönlü açık olanlar beni elbet severler Tanıdınız mı beni? Bana öz ozan derler Ben ne Omiros gibi hayali yavuzları Tanrılarla aÅŸk yapan güzel kızcağızları Anlatmaktan hoÅŸlanır; ne de eski Finlerin Kalevala'sı gibi, insanlarla cinlerin Döğüşünü süslerim. Hayal enginlerinde Ben Firdevsi deÄŸilim. Kendi dar havsalamdan Güzel, renkli savaÅŸlar yaratıp, içlerinde Uyuyan arslanları kamçılamam, ben vatan Yavuklusu ozanım, öz tarihi söylerim, OlmuÅŸu naklederim. Ä°ÅŸte böyle beylerim Tarih diyor bize: "Medeniyet" ormağı Brakisefal soyda buldu özlü kaynağı Bu soy Asya'dan çıktı, dört bir yana yayıldı, Bu tarih yükseliÅŸin baÅŸlangıcı sayıldı. Avrupa, Anadolu, Ä°ran ve Orta garpta Medeniyete girdi, bakır, bu büyük soyla. Zaman durur mu? Sakın zamanı durur sanma Duran düşer, ilerden gayrısına inanma. Asırlar, geçti böyle, tarih önünde boy boy Bakın size söyleyeyim nasıl doÄŸdu büyük soy Gözünüzü yumunuz, gönlüm sizi kavrasın, Kırk bin yıl eskideyiz, gözlerinizi açın. Koro B. Ulu Tanrı! Can verdin bize senEy ulu Tanrı, ulu Tanrı Ä°man verdin bize sen, ulu TanrıBir yavru ver bize ulu TanrıUlu Tanrı bizi dinle T. Ulu Tanrı! Can verdin bize Ulu Tanrı, ulu Tanrı, ulu Tanrı Can verdin bize Ulu Tanrı (9 defa), Tanrı Yalvarıyoruz sana. A. Ulu Tanrı! TanrıB. Yalvarıyoruz sana ulu Tanrı!Yalvarıyoruz sana ulu Tanrı! Yalvarıyoruz sana ulu Tanrı! Bir yavru ver bize Ulu Tanrı bizi dinle S. Ulu Tanrı! Ä°man verdin bize sen Yalvarıyoruz sana ulu Tanrı Yalvarıyoruz sana Hakana bir yavru ver ulu Tanrı! Yalvarıyoruz sana Hakana bir yavru ver Ulu Tanrı bizi dinle. Replikler / BaÅŸ Åžaman: Ey dört yanın, doÄŸunun, batının, gün ortasının ve kara yurdun beyleri! Bu mavi gecede Ulu Hakan Feridun'un çaÄŸrısına kulak verdiniz ve buraya toplandınız. GeliÅŸiniz umutlu ve uÄŸurlu olsun. Birinci Bey: Tanrı Feridun'un dileÄŸini hoÅŸ tuttu. Yurdun son kara bahtını da deÄŸiÅŸtirdi. Yıllardan beri bir yavru bekleyen hatun neredeyse doÄŸuracak. Ä°kinci Bey: Hepimiz yedi yerden yedi türlü sungularla geldik. (…) Hakan'ın bir oÄŸlu olsun dileÄŸini yükselten bizler isteÄŸimizin yerini bulmasından pek ÅŸeniz. BaÅŸ Åžaman: Artık insan soyunun ÅŸen olma çağı geldi. Az sıkıntı mı çektik… Beyler, o günleri bu en sevinçli beklemede bile anmak gerektir. Saadetin güzelliÄŸi kötü günler düşünüldükçe artar. Ä°kinci Bey: Dakkak'tan ne konuÅŸacaksın? Bütün insanlığı boyunduruÄŸu altında ezen o fenalık kaynağını ne anacaksın? Birinci Bey: Omuz baÅŸlarında birer yılan kafası vurduÄŸu her gün bir çift taze insan beyni yetiÅŸtirmek için kurban olan zamanlar çocuktun, unuttun mu? BaÅŸ Åžaman: Kâinat eyilikle kötülüğün, ışıkla karanlığın, adlarıyla söylersen Hürmüz ile Ehriman'ın ezeli harp meydanıdır. Ä°kinci Bey: Ne iyi ki artık yeryüzünde Hürmüz hükmediyor. Çekicini örsüne vuran demircinin çıkardığı kıvılcım bir ateÅŸ kaynağı oldu. Dakkak düne karıştı. Ehriman yerlere geçti. SeçtiÄŸimiz beyimiz Feridun beylerin en ünlüsüdür. (Uzaklardaki burçlardan boru sesleri akseder. Bunlar Hakan'ın geliÅŸinin habercisidir.) BaÅŸ Åžaman: Bu gece mavi gecedir. Gönül diler ki Feridun'un bu gece dünyaya gelecek çocuÄŸu babasının bir örneÄŸi olsun. Birinci Bey: Feridun da bir mavi gecede doÄŸmuÅŸ deÄŸil mi? BaÅŸ Åžaman: Öyle (müzik baÅŸlar) Bir Asker: Yol verin! Ulu Hakan geliyor. Koro: YaÅŸa! YaÅŸa Feridun! Sen başımızda var ol Sana mutlu dilekler getirdi bu örük kol! Arya / Feridun: Derin göklerden akan yüce yavuz kartallar Sizi, seçtiÄŸiniz bey, özyürekten selamlar Atılınca karayı silecek gibi hırçın Kanadınızda siz en varılmaz en yalçın Kayaları aÅŸarak nur saçan beylersiniz Ãœnünüz yüce olsun! Yurduma hoÅŸ geldiniz Koro: Ulu Hakan Feridun En güzel dileklerimiz seninle olsun Bu gece mavi gece, kutlu gece Gönlüm acıyı unutsun Mutluluk ve neÅŸ'eyle dolsun Ulu Hakan Feridun. Arya / Feridun: Size şölen hazırdır, kurbanlar sizi bekler Bu saadetli günde, nur getirdiniz beyler Hep kollar göğe kalksın, yere kapansın dizler Benimle bir olunuz, dua edelim bizler. Koro: Hep kollar göğe kalksın, yere kapansın dizler Sizinle bir olalım, dua edelim bizler Ey ulu Tanrım, bu gece huzurla dolsun, Ey ulu Tanrım, ulu Tanrım Ey ulu Tanrım, beklediÄŸimiz müjdeyi bize bağışla Huzur ver bize Tanrım, sen huzur ver bize Ey ulu Tanrım, ulu Tanrım Soprano Solo: Ey ulu Tanrım! Ey ulu Tanrım! Resitatif / Feridun: Tanrım bu güzel geceyi en güzel umutlarla doldur, nurunla doldur. BeklediÄŸimiz müjdeyi bize bağışla… Kollarımızı sana kaldırdık. Ulusumuzu. (…) (Koroya eÅŸlik eder) Replikler / Birinci Bey: Ey yeryüzünün sevgili beyi, sen saadetin kaynağısın. Feridun: Saadetin asıl kaynağı, kendinden çok, baÅŸkalarından az ÅŸey hakkedendir. Sizlerle biz nice kara günlerimizi paylaÅŸtık. Her paylaşılan kara düşüncede bir saadet yok mudur? BaÅŸ Åžaman: Åžimdi sıra senin kalabalık saadetini paylaÅŸmaya geldi. Feridun: Baba olmak sanırım bir zevktir. Fakat en büyük "kut"u ben Ata olmak hayalinde bulurum. Düşünün beyler: Yıllar onbinlerce yıllar geçecek, oÄŸullarımızın öz soyu yeryüzünü kaplayacak. Bir (…) Bir duygu bana tam içimden sesleniyor. "Feridun" diyor. Bu mavi gecede doÄŸar yavrunun büyük bir (…) var. Birinci Bey: Bak ta (…) BaÅŸ Åžaman: Ä°ki pembe yıldız tan yerinde kavuÅŸuyor. Haber verilen saat geldi. Ä°kinci Bey: iÅŸte nefes koÅŸan bir atlı da tepenin eteÄŸine vardı. Feridun: Hani?! BaÅŸ Åžaman: Ä°ÅŸte ÅŸurada. Feridun: KoÅŸ biraz! (Bir haberci nefes nefese girer.) BaÅŸ Åžaman: Müjdeni ver! Haberci: Hakanım sana ne mutlu! Feridun: Söyle haydi! Haberci: Baba oldun! Feridun: Erkek mi? Haberci: Hem de ikizi! Feridun: Ä°kiz mi? Ä°kisi de erkek mi? Haberci: Evet. Koro: Hay yaÅŸa (melodili) BaÅŸ Åžaman: Bu günü kutlarım. Resitatif/Feridun: Sen ey ışık kaynağı! Dileklerin yapıcısı! Umutlarını sana baÄŸlayanların Koruyucusu -Göklü Tanrı- ulu Tanrı Yüce Tanrı Çok cahiller seni gökte arar, yerde ister Sen insanların gönlündesin Ulusumuza daima aydın ufuklar göster. Tanrım Replikler/Feridun: Bu mutluluk, görüyorum, hepinizin gözlerini yaÅŸarttı. (BaÅŸ Åžamanın yanına gider( Kutsal Åžaman, senin de gözlerin dolu. BaÅŸ Åžaman: Bu gece öz soyun kaynağı doÄŸdu. (Uzaktan boru sesleri iÅŸitilir.) Bir Asker: Hatun geliyor (sahnede heyecanlı bir hareket baÅŸlar.) Feridun: Hatun geliyor!.. Haydi kızlar varın Hatunu karşılayın! Siz de bir ateÅŸ yakın, geceyi ışıklar silsin. Koro: Selam! Selam! Selam! Selam senindir Hatun, senindir Senindir ayla güneÅŸ Bu iki tosunla sen oldun göklere eÅŸ Selam! Selam senindir, selam senindir Sana selam Hatun Hatuna selam Arya / Hatun: Yurda armaÄŸan olsun Hakanım bu çifte kurt Åžayet bir gün görürse kara gün bu güzel yurt Biri arslan biri kurt olarak saldırsınlar! Yeryüzünden fenalığı kaldırsınlar Kadına annelik vatan severliktir bey Arya/Feridun: Kadın anne olunca FeleÄŸin ömrü uzar Yerler göğe yaklaşır Nur olur yerleri sular Bugün senin ününü haykırmak istiyorum Bugün senin ününü haykırmak istiyorum Haykırmak! Koro: Ulu Hakan Feridun En güzel dileklerimiz seninle olsun! Aydın yüzlü Hatun Gönlün neÅŸ'eyle dolsun Feridun: Yedi Felek'ler gelir! Karşılayalım! Şölen hazırlansın. HoÅŸ geldiniz, ey yedi feleÄŸin huzurunda duran erler. Birinci Felek: Yavruna yürekten dilekler getirdik biz. Feridun: Yavrum bir deÄŸil, iÅŸte iki. Birinci Felek: Ä°kisi de kutlu olsun hatuna. Kendi güzelliÄŸini bu ÅŸekilde meydana getirdin ve ÅŸimdi bir âşık gözüyle seyrediyorum onları. Ne mutlu sana. Feridun: Şölene hoÅŸ geldiniz. Ä°kinci Felek: Bizim isteklerimiz kıyamet gününe dek (…) içinde her yerde hüküm sürecek. Sungum ÅŸu: Bu yavrular öz soylu, dinç olsun, güçlü olsun. Kahramanlar çıkarsın. Dünyaya hükmeylesin. Harikalar baÅŸarsın. Üçüncü Felek: Benim sungum ÅŸu: Bu yavrular ve onların özsoyu çoÄŸalınca, boyları en eÅŸsiz yurdu bulsun. Yeryüzünün en güzel yurduna sahip olsun. Dördüncü Felek: Benim de bir sungum var. Bu yavrular ve onların özsoyu her ne vakit el ele verip tutuÅŸsalar, yer yüzü ışık dolsun,sulh, bereket ondan doÄŸsun. BeÅŸinci Felek: Benim sungum: bu yavruların çaÄŸlar boyu sürüp gidecek soyları hiçbir zaman unutmasınlar kardeÅŸ olduklarını ve her zaman, yüz yılların gerisinde kalacak olsa yine aynı hatırlasınlar. Altıncı Felek: Benim sungum bu yavuz yavrulara gerektir: Yer durdukça soyları kötülük görmesin. Kendileri de soylarında yaÅŸasınlar, hiç ölümü bilmesinler. Hatun: Bu sungu en güzeli duyduÄŸum hoÅŸ sözlerin. Yavrularım dünyayla beraber yaÅŸayacak. BaÅŸ Åžaman: Ey felek, hiç ölmemek, sonsuza dek yaÅŸamak, ne iyi. Ä°htiyarlık günleri olmasa!.. Yedinci Felek: onu da ben sunayım: Bu çocuklar yaÅŸlanacaklar elbet. Ancak, ne zaman soyları, devir devir / derin derin üzerlerine çökecek. Karanlık bulutlardan sıyrılır ve yeniden can bulursa, ve onların öz yurdunda yeni bir (…) baÅŸlarsa bunlar kaybedecekler ak sakallarını, yeniden genç olacaklar. Böylece (…) soylarının yenilmez bulutunu baÄŸlanacak. BaÅŸ Åžaman: Bu sungular ulusumuzun gelecek günleri için yüreklerimizi ferahlıkla doldurdu. Sen de susma Feridun. Feridun: Bana bir ÅŸey kalmadı, size şükreder (…). Dileklerinizi mutlu, bak gözlerim dolu yaş… Ben bu iki yavrunun adını koyuyorum. Sen en nurtopu çocuk, senin adın Tur olsun, kutlu (…) olsun, eÅŸin ay, yoldaşın kurt olsun. Sen ey sevgili çocuk, senin de adın iraç, nurun yeÅŸilden çıksın, güneÅŸ seninle parlasın, yoldaşın arslan olsun. Ve ikiniz cesaretin, erliÄŸin rengi al ile yiÄŸitliÄŸin, temizliÄŸin, paklığın rengi olan beyaza birlikte sarılınız. (Bin an durur) Haydi şölen baÅŸlasın! (Müzik) Düet / Hatun-Ahriman H: Ne oluyor? Kimse yok mu burada? A: Hah hah hah ……………….! H: (Nefret ve korku ile) Siz! A: Evet, köleniz Ahriman, yer perisi Yer altının bekçisi Karanlıkların özü Åžeytanların baÅŸbuÄŸu H: Siz burada! Fakat benden ne istiyorsunuz? Bu geliÅŸ? A: Åžaşılacak bir ÅŸey yok! Ä°ÅŸittim ki şölen var. Yeryüzünün genç ihtiyar bütün büyük baÅŸları / erleri Buraya toplanmışlar. Hepsi de aranmışlar, çaÄŸrılmışlar. Yalnız ben, … Öyle ya kör ve topal Bir cehennem zebanisi yakışır mı bu süse? H: Susunuz! Kimse yok mu burada A: Nafile bağırmayın! Kimse sizi iÅŸitemez burda. H: Benden ne istiyorsunuz? Hasta bir anneye dokunmaz yılan bile A: Hayır, size deÄŸil, ben yavrularınıza geldim H: Vermem onları, vermem! A: Ben alamam ki zaten: Onlara kutlu yersuÄŸlar, büyük tahtlar açtılar; Bozamam (…) bu dilekleri… Ahriman baba geri kalmaz elbet bu iÅŸte Hah hal …………. Hay Onlar ne demiÅŸlerdi? Bunlar hiç ölmeyecekler! Öyle mi? H: Öldürecek misin onları yoksa: A: Bu da elimden gelmez Yalnız bu iki genci soyları arasında Daima meçhul kalmaya mahkûm ediyorum. H: Sus A: Torunlarından sonra onları kimse tanımayacak! H: Sus mel'un, sus! A: Bu iki bebek el ele verecek Ve bu kaynaÅŸmadan dünya ışık dolacak! Ha?!! Bu benim mülküme tecavüzdür hatun! H: Yalvarıyorum sana, bir anne kalbinin bütün acısıyla Yalvarırım sus artık A: Nifak perilerinin gelmesinden korktunuz Fakat ben onları soylarının arasına sokacağım. H: Sus artık! Dinlemez seni bir anne! Tanrı yetiÅŸ. Koro Annelik gökten bir parçadır Annelik en tatlı hülya Hatun sana müjde müjde olsun Gönlün huzur ve sükunla dolsun. HATIRA Özsoy ilk defa Atatürk ile o zamanki Ä°ran Åžahı Rıza Åžah Pehlevi ve diÄŸer davetliler huzurunda 19 Haziran 1934 tarihinde Ankara halkevinde temsil olundu. Ä°lk temsili daha iki temsil takip etti. Konu bizzat Atatürk tarafından telkin olunmuÅŸtur. Aslında üç perde olarak düşünülmüş: Birinci perde eski bir efsaneden mülhemdir: Feridun ile üç oÄŸlu, Selim, Tur ve Ä°raç efsanesi. Burada Selim ele alınmamış. Tur ve Ä°raç da ikiz kardeÅŸler olarak gösterilmiÅŸtir. Ä°kinci ve üçüncü perdeler efsane havasından ayrılıp günümüzü, daha doÄŸrusu Mütareke -Ä°stiklal Savaşı ve sonrasını iÅŸletmekte idi. Ancak en sonra gene efsane sahnesine dönülüyor, fakat o da günün gereklerine uyacak bir surette ele alınıyordu. Bu iki perdenin yazılış ÅŸekli de iyi deÄŸildi. Bu eserin yazılmasını Ä°ran Åžahının Türkiye'yi ziyareti münasebetiyle doÄŸrudan doÄŸruya Atatürk istemiÅŸti. Bu birçok bakımdan dikkate ve üzerinde durulmaya deÄŸer. Anlaşıldığına göre Atatürk iran Åžahı'nın ziyaretinden azami ölçüde faydalanmak ve Türkiye ile Ä°ran arasındaki siyasi münasebetleri müspet bir yolda geliÅŸtirmek esbabını hazırlamak istiyordu. Türkiye hakkında Åžah'da müspet bir kanaat uyanmasına elbette ki Türk ordusu, yeni yeni yapılmakta olan fabrikalar, okullar yardımcı olurdu. Ancak bütün bunlar, az çok farklı da olsa Ä°ran'da da vardı. Bu itibarla Åžah için yeni ve ÅŸaşırtıcı ÅŸeyler olamazdı. Ayrıca Åžah bütün bunlar karşısında kıskançlık duymasa bile "neutre" kalabilirdi. Halbuki, Atatürk, anladığıma göre, Ä°ran Åžahı'nın gönlünü elde etmek istiyor ve bunun için Ä°ranlılar da olan bir efsaneye dayanmak istiyordu. Ä°ÅŸte bu maksatla "Feridun efsanesi" üzerinde durmuÅŸ ve efsanedeki Tur'dan -ki efsanede Türklerin ÅŸahıdır- Türklerin ve Ä°raç'tan -ki Ä°ran'ın hâkimidir- Türklerin ve Ä°ranlıların türediÄŸi tefsirine dayanarak konunun iÅŸlenmesini istemiÅŸti. Eserin ikinci ve üçüncü perdeleri türlü vak'alarla günümüze kadar gelir. Ahriman'ın gazabına uÄŸrayan, fakat tanrılarca ebedi hayata mazhar kılınmış bulunan Tur ve Ä°raç, yani Türkler ve Ä°ranlılar yüzyıllar boyunca birbirlerinden uzak kalmışlardır. Fakat sonunda her iki millet baÅŸlarına geçen Tur ve Ä°raç sayesinde birbirlerine kavuÅŸurlar. Eserin tekrar efsane havasını getiren son sahnesinde Feridun ve ötekiler hep sahnede hazırdır ancak Tur ve Ä°raç yoktur. Feridun sorar: "Tur ile Ä°raç'ı göremiyorum, nerededirler?" Buna "ozan" Halkevi'ndeki locasından Ä°ran Åžahı ile birlikte temsili seyreden Atatürk'ü iÅŸaret ederek şöyle der: "Ä°ÅŸte Tur, (Ä°ran Åžahını iÅŸaret ederek) iÅŸte Ä°raç. Her Türk bir Tur, her Ä°ranlı bir Ä°raç'tır." Türkçeyi Azeri ÅŸivesiyle çok iyi bilen Åžahın bu sözler üzerine Atatürk'e sarılıp "KardeÅŸim" diye aÄŸladığını, temsilden sonra bana heyecanla anlattıklarını çok iyi hatırlarım. Atatürk, dostlukların ve yakınlıkların pekiÅŸtirilmesinde sanatın ne derece etkili olabileceÄŸini ne kadar iyi biliyordu. Gene çok iyi hatırlarım ki, temsilden hemen sonra Atatürk'le, Ä°ran Åžahı ile birlikte doÄŸruca dışiÅŸleri bakanlığına gitmiÅŸ ve Türk-Ä°ran yakınlaÅŸmasının temeli orada Åžah ile beraber atmıştır. Bu sanatı siyasette müspet sonuçlar alacak bir araç olarak ne kadar maharetle kullandığını gösterir. Ancak Atatürk'ün gayesinin sadece bundan ibaret olmadığı da daha sonraki hareketlerinde çok iyi anlaşılıyor. Åžahın Türkiye'den ayrılmasından kısa bir süre sonra beni Yalova'ya davet ederek musiki ve memleketin musiki geleceÄŸi konuları üzerinde dört buçuk saat konuÅŸması (bu arada benim halk musikimiz hakkındaki yazımı da bana ağır ağır okutarak ve her cümle üzerinde durup düşüncelerini söyleyerek bu konuya ne kadar önem verdiÄŸini gösterir. Ne yazık ki yakından ilgilenmeleri direktifi ile ve Milli EÄŸitim Bakanı yoluyla gönderdiÄŸi yazım üzerinde Türk Tarih Kurumu bugüne kadar durmamıştır) üzerinde dikkatle durulmaya deÄŸer. Yapılması gereken ÅŸeyler üzerinde kendilerinin daha önce uzun uzun durdukları söylerinden anlaşılıyordu. Ancak solist, koro, orkestra bakımından akla gelmeyecek güçlükler ile karşılaÅŸmış olmama raÄŸmen Özsoy'un yirmi beÅŸ - yirmi altı gün içinde yazılıp, çalışılıp ortaya çıkarılmış ve O'nu da tatmin eden, bir baÅŸarı saÄŸlamış olması da kendilerini etkilemiÅŸti. Solistler, korolar, orkestralar yetiÅŸtirmek, bol bol yetiÅŸtirip memlekete yaymak ve musiki ve sahne yoluyla eÄŸitime imkân saÄŸlamak gerektiÄŸini özellikle vurgulamıştı. Böylece Özsoy, Türk musiki ve musikili temsil alanlarında geliÅŸmeler konusunda Atatürk'ün kesin olarak düşüncelerini açıklamasında etken olmuÅŸtur. Özsoy'un ikinci bir mazhariyeti de, "musikili sahne eseri" olarak ilk ciddi deneme olmasıdır. Elimizdeki imkânlar, daha doÄŸrusu imkânsızlıklar, zamanın son derece sınırlı olması, ilk yazının üslubuna hakim olmuÅŸtur: Birinci perdedeki solistler üç olmak gerekir iken ancak iki solistle yetinmek zarureti (Nimet Vahid Hanım ile merhum Nurullah TaÅŸkıran, ki hem Hakan hem Ahriman rollerini oynamıştı). Koronun nota bilmeyen talebeden meydana gelmesi, ilk… ve de solistlerin "Çok kolay" ve "kendi itiyadlarına uygun" yazılar istemeleri gibi pek çok ÅŸey çalışmamda bana etken olmuÅŸtu. Eserin kopyası (partilerin çıkarılması) dahi büyük bir mesele idi. Gece herkes uyuduktan sonra Halkevi kütüphanesinde sabaha kadar koroları hazırlar, orkestra yazısını yazar ve etrafımdaki beÅŸ kopiste, ki CumhurbaÅŸkanlığı Armonisi'nden gelen subay dostlar idiler, sayfa sayfa verirdim. Ä°ran Åžahının Halkevi'nde misafir edilmiÅŸ olması dahi, onun orada bulunduÄŸu zamanlarda çalışmamıza imkân vermezdi. Ä°ÅŸte bu yazı böyle meydana geldi ve yirmibeÅŸ gün sonunda baÅŸarı ile temsil olundu. Temsillerden sonra bu yazım dolapta yıllar yılı, tam kırkaltı yıl kaldıktan sonra bu defa Atatürk'ün yüzüncü yıldönümü münasebetiyle Ankara Devlet Operasınca temsil edilmek istenince eski kâğıtlara baktığımda bir kısmının kaybolduÄŸunu gördüm. Onları "hatırlayarak" yazdım. A. Adnan Saygun, Ä°stanbul, 30 Eylül 1980 Not: (Ä°lk tablodaki) dua korosu koristlere güç geldiÄŸi için o zaman söylenememiÅŸti, yerine benim Op3 ağıtlarımdan bir tanesini orkestra için düzenleyerek onu çaldık. ÖZSOY DESTANI 3 Perde 12 tablo Yazan ve sahneye koyan: Münir Hayri Besteleyen ve Orkestra ÅŸefi: Ahmed Adnan Orkestra: Ä°stanbul Konservatuvarı Yaylı Sazlar Heyeti ve Riyaseti Cumhur Bando Heyeti Dans ve Koreografi: Selma ve Azade Selim Sırrı Sahne: Hami Dekor ve kostümler: Mahmud-Galip Koro idaresi: Muallim Halil Bedii, Mediha Adnan Koro: Ankara Kız Lisesi, Ankara Kız Orta Mektebi, ankara Beden Terbiyesi, Ankara Enstitüsü Talebesi Kondüit: Åževket Suflör: Enver Necip ROL BÖLÃœMÃœ Ozan Hamdi Selçuk BaÅŸ Åžaman Salih B. Köse AÄŸa Salih B. Birinci Bey Fethi B. Züppe Fethi B. Ä°kinci Bey Fethi B. Bir Zabit Fethi B. Kaymakam Fethi B. Felekler: Felekler Nazar II Felekler Muhsine II Felekler Yıldız II Felekler Nüzhet II Felekler Nimet II Feridun Gazi Terbiye Enstitüsü muallimlerinden Nurullah Åževket B. Ses Gazi Terbiye Enstitüsü muallimlerinden Nurullah Åževket B. Hatun (Ulu Anne)Konservatuvar muallimlerinden Nimet Vahit II Ahriman Süleyman B. Ayşım Ä°stanbul Konservatuvarı talebelerinden Semiha II. Mehmet Gazi Terbiye Enstitüsü muallimlerinden Ö.C. Bey. Bir köylü Bedri B. Sarıklı Bedri B. Politikacı Hayati Tembel Sefih Bedbin Semiha Ä°raç Danslar Selma ve Azade hanımların idaresinde Kız Lisesi ve Orta Mektebi talebelerinden Perran-Leyla-Vesamet-Belkis-Nedret-Enise-Melahat hanımlar. (*) Cevad Memduh Altar, Opera Tarihi, c.4. Ä°st., 1989, s.310-311 Emre YALÇIN - 11 Aralık 2000, Pazartesi Â
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!