Hürriyet Cumartesi Haberleri

HÜRRİYET CUMARTESİ

    Türkan Şoray’ın izinde o Yeşilçam tepesinde...

    Ç. Begüm Soydemir / bsoydemir@hurriyet.com.tr (Fotoğraf: Hüseyin Alsancak)
    15.09.2017 - 16:34 | Son Güncelleme:

    Evlere temizliğe giderek dört çocuğuna bakan Sultan’ın gecekondusu oradaydı. Kimsesiz genç kız Hülya, altı çocuklu ve aksi işadamı Orhan’a o tepelerde ‘Sen Bir Meleksin’ dedirtti. Sayısız sevgili o ağaçlara isim kazıdı, yüzlerce kalbi kırık âşık burada efkâr dağıttı. Rumeli Hisarüstü’nde tura maziden başlayıp bugüne ilerledim.

    Türkan Şoray’ı 40 yıldır isminden çok ‘Sultan’ diye anmamızın sebebi olan, 1978 tarihli o film, bu semtte çekilmiş. Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun’lu ‘Sen Bir Meleksin’de (1969) gördüğümüz Boğaz manzaralı yeşil tepe buradaymış. Türkan Şoray, Zeki Müren ve Ajda Pekkan’dan mürekkep dev üçlüyü bir araya getiren ‘Düğün Gecesi’ (1966) filmindeki bazı sahnelerde gene bu fon var. Daha onlarca eski Türk filminde burayı gördüğüme bahse girebilirim. Heyecanlıyım.

    Türkan Şoray’ın izinde o Yeşilçam tepesinde...

    İner inmez, solumdaki Duatepe Parkı’na dalıyorum. Ağaçların arasından geçip bir taş yükseltiye geliyorum. Zeminde bolca bina kalıntısı var. Sonradan dikildiği belli palmiyeler bakımsızlıktan kurumuş. Ama karşıya bakınca göreceğiniz manzaranın tarifi yok! O eski filmlerde olmayan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü de kartpostala eklenmiş şimdi.

    Önceden bir kafe/restoran varmış bu alanda. 2015’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından boşaltılmış. Mahalleli buranın doğal sit alanı olduğunu söylüyor ama geleceğe dair bir plandan haberdar değiller. Bu noktada yapılabilecek tek şey, Boğaz’ı arkaya alıp bolca fotoğraf çektirmek. Ben de öyle yapıyorum.

    Hisarüstü Nispetiye Caddesi’nde ilerliyorum. Ve yolun sağına park etmiş karavanı görünce kalakalıyorum. Karşımda bir enstalasyon var!

    Üstünde yazan numaradan ‘Sivaslı Gezginci’ Mehmet Şeker’i arıyorum. “Bekleyin, iniyorum” diyor. Karavanın üstündeki kabloyu takip edince yolun karşısında bir evin camına ulaşıyor gözlerim. Dışı bayraklarla, çiçeklerle süslü. Mehmet Amca’nın evi kesinlikle orası. 10 dakika kadar sonra kamuflaj desenli üniforması ve elinde bir kafesle geliyor Şeker. Kafesin içinde onun yol arkadaşları olan Karagöz adlı sincapla Cabbar adlı iguana var.

    Türkan Şoray’ın izinde o Yeşilçam tepesinde...

    Mehmet Şeker ve süslü karavanı

    SANKİ BİR MOBİL MÜZE

    Karavanıyla Avrupa’yı gezmiş, iki ay önce Türkiye turundan gelmiş. Alamancı. “Çok iyi para kazandım, Almanya’nın kaymağını ben yedim” diyor, sahibi olduğu binaları gösterirken. Hisarüstü’ne ilk kez 1962’de geldiğini söyleyince yaşını soruyorum, “71” diyor. Gerçi hikâyesini dinlerken ortaya çıkıyor ki 71, onun askere gitmesi için büyütülmüş yaşı; aslında 66 yaşında. Ama gezgin olma haline öylesine bağlı ki, “Ben pasaportumdaki yaşımı söylerim” diyor.

    Türkan Şoray’ın izinde o Yeşilçam tepesinde...

    İspendek, Ocak 2014’te açılmış.

    İşçilik yıllarında biriktirdiklerinin üstüne, son çalıştığı yer Düsseldorf Havaalanı’nda yangın çıkınca aldığı tazminat da eklenince, çocukluk hayalini gerçekleştirmeye karar vermiş Şeker. O çocukluk hayali, bir karavan. Ta 10 yaşındayken, memleketi Sivas’a Alman turistler gelmiş. Altlarında tuhaf bir araç. Yatak odası, mutfağı, banyosu, oturma alanıyla istediğin yere giden bir ev. Çok şaşırmış, büyülenmiş, sormuş soruşturmuş. “Bunun adı karavan” demişler. İşte o gün yazmış aklına. İlk karavanını 93 bin 500 TL’ye almış. Sonra ver elini yollar...

    O yollarda neler yaşamış... Karavanın lastiğinin supabıyla oynayarak memleket havası solumaya çalışan gurbetçi, Türk bayraklı armayı görünce sağa çektirip gözyaşına boğulan şehit torunu, arkadaki süslere hediyelerle katkı yapanlar... Bir de karısıyla anısı var ki: “Karavanla Palandöken’e gittik, hanım da yanımda. O fazla hoşlanmıyor, biraz da kilolu, arkada yatıyor hep. Yaylalara çıkmak istedim ama önden çekişli olduğu için bir türlü çıkamadım. O an akıl ettim, hanıma dedim ki, ‘Sen gelip ön koltuğa otursana.’ O kilolu olduğu için ağırlık yaptı, yaylalara çıkabildim!”

    Türkan Şoray’ın izinde o Yeşilçam tepesinde...

    Mehmet Şeker’in enerjisinden feyz alıp yeniden yola revan oluyorum. Bir terzi atölyesi çıkıyor karşıma. İçeride 52 yaşındaki Eda Sezgün var. Zekeriyaköylüymüş, 1982’de gelin gelmiş buraya. “Semt çok değişti. Biz geldiğimizde köydü, komşuluk vardı, kayınvalidem yoldan tanımadığı biri geçince ‘Kime geldin?’ diye sorardı. Ama artık herkes birbirinin kuyusunu kazmaya çalışıyor” diyor. Gecekondularının hâlâ tapusu olmadığını, senelerdir bir çözüm beklediklerini anlatıyor. Bu turlarda karşılaştığım en tanıdık dert burada da karşıma çıkıveriyor.

    ‘SALAŞ TARZI’ MEKÂN

    Atölyenin yanındaki mavi-beyaz kareli örtülü, tahta masa-sandalyeli mekâna kayıyor gözüm. Tabelada İspendek-Özer Şef yazıyor. 1 kilonun altındaki levreğin adıymış ispendek. Garsona “Balık ağırlıklı meyhane mi burası?” diyorum. “Salaş tarzı” diyor. Mekânın işletmecisi ve şefi Özer Yüregen, Ağrılı. “Ağrı’dan bir pazar sabahı kalkıp İstanbul’a geldim” diye anlatıyor: “Hayalimdeki İstanbul şen şakrak bir yerdi ama burada hayatın öyle olmadığını gördüm. Kendime iş seçmem lazımdı. Yemek işinde iyi olduğumu anladım.”

    İnsanların sahilde sıralı lokantaların tektip halinden, masa başında dolanıp duran papyonlu garsonlardan sıkıldığını düşünüp rahat, sıcak, iyi yemek yenebilen bir ortam yaratmaya girişmiş Özer Şef. Derdi, buraya bir geleni bir daha getirebilmek. Başarılı da olmuş. Sokak arasındaki İspendek’in müdavimi bol.

    Türkan Şoray’ın izinde o Yeşilçam tepesinde...

    Terzi Eda Sezgün, 35 yıldır buralı.

    İspendek’in hemen karşısındaki ‘Yıldız Hisar Tesisi’ tabelasını görünce Salih Bey Sokak’a dalıyorum. Güzel bir yoldan yürüyüp Yıldız Teknik Üniversitesi’nin restoran, havuz, düğün-davet salonlarından oluşan sosyal tesisine varıyorum. İşte bir inanılmaz manzara daha!

    Üniversite hocaları, mezunları ve öğrencileri dışındakiler de burada kahvaltı edip yemek yiyebiliyor, havuzunda yüzebiliyor (üye olmayanlar hafta içi), organizasyon yapabiliyor. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün şantiye alanıymış burası. İnşaat tamamlandıktan sonra üniversitenin arazisi olmuş. Güzel bir mönü var ama fiyatlar ucuz değil. Manzaraya layık diyelim. Pazar günleri açık büfe kahvaltı kişi başı 52 TL mesela.

    Fenerli Türbe Sokak’tan meydana yürüyüp üniversite kapısının karşısındaki 6. Sokak’a giriyorum. Cami Sokak’a dönünce sağlı sollu kafe, lokanta, pizzacı, burgerci, dondurmacı, donut’çı arasına düşüyorum. Evet, burası öğrenci semti.

    TEM kenarından kıvrılıp mahallenin yokuşlarına vuruyorum kendimi. Aklımdan sürekli Necip Fazıl’ın ‘Benimse alın yazım yokuşlarda susamak’ dizesi geçiyor! Yol hafif düzleşmeye başlayınca kendime kızıyorum tabii hemen söylenmeye başladığım için. Bu turlar, bu sokaklar, bu gezmeler olmasa kim bilir kaç yıl daha yaşadığım kenti hiç tanımadan hayatıma devam edecektim...

    Türkan Şoray’ın izinde o Yeşilçam tepesinde...

    KORE OKULU’NU DUYMUŞ MUYDUNUZ?

    Tura başlarken bolca andığım Türkan Şoray’ın izlerini takip etmeden döner miyim? 1973’te onun yaptırdığı okulun önünden geçip adının verildiği sokağa ulaşıyorum. Az ileride bir tabela beliriyor: Kore Okul Altı Sokağı. Anlamaya çalışıyorum, ne demek bu? Cevap kısa sürede beliriyor. Karşımda, üstünde Kore Okulu yazan bir bina var. Zili çalıyorum. Kapıdaki Güney Koreli kadının adı Sodam Jung. Çat pat anlaşıyoruz. İstanbul’da yaşayan Koreli ailelerin çocuklarının gittiği bir anaokulu burası. Sekiz öğrencileri varmış. Mahalleli okulun 22-23 yıldır var olduğunu söylüyor. ‘Allah Allah, nasıl duymamışız’ hanesine bir çentik daha…

     

     

     

    Sinemalarda yıldız yağmuru!

     

    Etiketler: yeşilçam tepesi , Hayat
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı