Bond hakkında her şey

Güncelleme Tarihi:

Bond hakkında her şey
Oluşturulma Tarihi: Ekim 06, 2013 01:22

Fotoğrafçı Terry O’neill, tarihine tanıklık ettiği Bond’u bütün macerasıyla kitaplaştırdı.

Haberin Devamı

Tarihler 5 Ekim 1962’yi gösterdiğinde İngiliz menşeli iki ‘isim’, bu tarihten sonra dünyanın asla eskisi gibi olamayacağını ilan etmişlerdi. Fakat kimse farkında değildi. 5 Ekim 1962’de ilk Beatles single’ı, ‘Love Me Do’ müzik tarihinde büyük bir kırılma noktası olacak ve sonrasında bütün popüler kültürü etkisi altına alacaktı. Diğeriyse ‘Kraliçe’nin gizli servis ajanı 007 ‘Bond, James Bond’du! İngiliz gazeteci-yazar Ian Fleming’in 1953’te ilk macerası ‘Casino Royale’i yayımladıktan yaklaşık 10 yıl sonra beyazperde aracılığıyla tüm dünyaya yayılan James Bond ismi en az Beatles kadar kendi efsanesini oluşturuyordu.

Yaşayan her üç kişiden birinin en az bir Bond filmini beyazperdede veya televizyonda izlediğine kesin gözüyle bakılırken, bu karizmatik İngiliz’in gerçek hayatta hiç yaşamamış olması sahip olduğu efsanenin etkisini daha görünür kılıyor. Bond’un yaratıcısı Fleming’in bu karizmatik ajanı yazdığı sırada aklında bu kadar etki yaratacağı olmadığı bilinen bir gerçek. Çünkü Fleming, Bond’u asla bu kadar karizmatik çizmediği gibi, muhtemelen asker geçmişi olan, kaslı, biraz maço bir adam olarak tasarlamıştı. II. Dünya Savaşı’nda İngiliz Ordusu’nda görev alan Fleming, savaş sırasında tanık olduğu ajan ve komando karakterlerden esinlenerek yaratmıştı Bond’u. Sevmeyen ‘az sayıda’ insan için ‘İngiliz sinsiliği’nin bir tezahürü olan Bond, aradan geçen 50 yılda en aşılmaz popüler kültür ikonlarından birisi olduğu gibi, birçokları için sinsilik haricinde başka onlarca şeyin sembolü...

İçkiden otomobile, şık giyimden pahalı saatlere, seks sembollüğünden pahalı zevklere kadar birçok şey James Bond’la birlikte anılıyor. Aradan geçen 50 yılda, döneme göre genişleyip daralan ceket yakaları ve pantolon paçaları haricinde pek bir değişiklik yaşamayan Bond’daki en önemli farklılık maceralarını paylaştığı kadınlara karşı tutumu oldu. İlk yıllarda, şefi Miss Moneypenny’ye bile saygısız bir tutum sergileyen ve karşısına çıkan bütün kadınları yatağa atılmaya hazır güzellerden ibaret gören Bond, Sean Connery’den Daniel Craig’e kadar geçen sürede kadınlara karşı tutumunu da değiştirdi. İşte Terry O’neill’ın objektifinden James Bond’un pek maceralı hayatı.

Bond hakkında her şey

Haberin Devamı

Bond’a hayat verenler

Haberin Devamı

CONNERY İLK TERCİH DEĞİLDİ AMA YAZARA BİLE İLHAM VERDİ

James Bond’u beyazperdede onunla tanımış olsak da aslında Sean Connery ilk tercih değildi. Hatta ikinci ya da üçüncü bile değildi. Ian Fleming daha yumuşak, daha klas, terbiyesiz ve acımasız tavırları olan halk tarzı bir maço istiyordu ve onun asıl tercihi David Niven gibi biriydi. Filmin yapımcıları Harry Saltzman ve Cubby Broccoli ise ilk başta Alfred Hitchcock’un efsanevi filmi North by Northwest’te etkileyici bir performans sergileyen Cary Grant’i çok istemişlerdi. Daha sonra James Mason, Patrick McGoohan, Trevor Howard, Christopher Lee ve Rex Harrison gibi isimlerin adı geçti ama en sonunda, henüz pek de tanınmayan İskoçyalıda karar kıldılar. Belki de Connery’nin içeri girdiği anda yaydığı enerjiyi hissetmişlerdi. Başlangıçta ona karşı şüpheleri olan Fleming, Connery’nin Dr. No’da sergilediği ve yönetmen Terence Young tarafından özenle şekillendirilen performansına yeterince ısındığı için, yeni kitabı ‘İnsan İki Kere Yaşar’da (1967) 007 karakterine İskoçyalı geçmişine dair bazı detaylar ve biraz daha gelişmiş bir mizah anlayışı ekledi.

BOND KIZLARI NE DEDİ?


Pussy Galore (Honor Blackman):
Karakterim Pussy Galore bir feministti ama Bond’un cazibesine yenik düştüğü için filmin sonuna kadar onun bir feminist olduğu anlaşılmıyordu. Taraf değiştiren Pussy, kötü adamı bırakıp iyi adamı seçmişti.
Jill Masterson (Shirley Eaton):
Goldfinger’da Jill Masterson rolünü aldığımda 27 yaşımdaydım. Sean’la çalışmak güzeldi. Çok profesyonel ama aynı zamanda rahat, eğlenceli ve seksiydi; kimyamız çok uymuştu.
İngiliz Kız (Joanna Lumley):
South Audley Caddesi’ndeki ofise gittiğim gün çok güzel ve sıcak bir gündü. Ofise gitmek üzereyken yapımcı Harry kocaman Rolls Royce’undan indi. Asansör bozuk olduğu için nefes nefese merdivenleri çıkmak zorunda kaldık. Her katta durup dinlenerek hiç konuşmadan çıkıyordu. Masasına oturduğunda yorgunluktan mosmor kesilmişti. Bana ‘Rol senin’ dedi. Ben de ‘ah teşekkürler’ dedim ve merdivenleri geri indim.
Mary Goodnight
(Britt Ekland)
Çocukluğum Ian Fleming’in kitaplarıyla geçti. Babam İsveç’te kütüphanesinde oturur ve İngilizce olarak okurdu onları. Daha sonra, Ursula Andress’i Dr. No’da gördüğümde ben de bunu yapmak istedim.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!