Merhaba
Hürriyet Facebook deneyiminden yararlanmak için Facebook ile giriş yapın.

Hürriyet'i Takip Et

Hürriyet'i Takip Et!
Hürriyet Facebook
Hürriyet Twitter

Aşk için değişmem

Röportaj: Suzan YURDACAN
6 Ağustos 2012
Aşk için  değişmem

Nefes kesen bir bölümle sezon finali yapan “Kuzey Güney”in fanatik izleyicileri, yeni bölümlerin başlamasına iple çekiyor.

Ve büyük gün hızla yaklaşıyor. “Kuzey Güney”in son transferi Serhat Teoman, sıcak bir günde Elle ekibiyle buluştu; diziyi, aşkı, aşk acısını, şansı, ailesini ve kusursuz fiziğinin sırlarını anlattı. Radyoda Duman’ın “Sor Bana Pişman mıyım?” şarkısı çalıyor, otomobilin arka koltuğunda oturan Serhat Teoman şarkıya öyle yarım yamalak değil, epey güzel ve yüksek sesle eşlik ediyor. Keyfi yerinde, tam tatil öncesi yakaladık kendisini...

Merak ediyorum, 29 yaşındaki bir erkek hiç yaptığı ya da yapmadığı bir şey için pişman olmuş mudur?
“Hiç olmadım... Belki o işe girmem ya da o ilişkiyi yaşamam hataydı; yani iyi olacak sandım ama öyle olmadı... Sonuç kötü diye hiç pişman olmadım. Kararının arkasında durabilmek de önemli” diyor...
Deniz kenarında oturmuşuz, çay içiyoruz. Etraftaki insanlar kendisini hemen fark ediyor, bir heyecan yaşanıyor. Fotoğraf çekiminden önce “Kuzey Güney” dizisine nasıl katıldığını konuşuyoruz. Zaten kaç bölümdür birlikte olan bu ekibe alışmakta zorlandı mı? “

Diziye başlarken zaten oyuncu kadrosunu tanıyordum. Buğra (Gülsoy) yakın arkadaşım, birlikte tiyatro yapıyoruz. Kıvanç (Tatlıtuğ) ve Bade’yle (İşçil) merhabamız vardı, Rıza (Kocaoğlu) eski arkadaşım... Ekibe sonradan katılsam da hiç yabancılık çekmedim. Yaptığı işten memnun, mutlu bir ekibe katıldım. Sıkıntılı bir ekip olsaydı, daha zor olabilirdi” diye anlatıyor.

TİYATROYU BIRAKTI DİYE KIZDAN AYRILDIM
Güneşin düşmesini, ışığın azalmasını beklerken sohbete devam ediyoruz. Serhat Teoman, “Oyuncu olacağım diye büyümedim” itirafında bulunuyor. Futbol oynadığı için, kariyerinin de o yönde devam edeceğini tahmin ediyormuş: “Bir dizi veya film izlerken hiç çok etkilenip ben de oyuncu olmalıyım diye bir duygu yaşamadım; öyle bir şey geçmedi aklımdan.”
2000 yılında, dershaneye başladığı dönemde gitar çalıp şarkı söyleyen bir arkadaş grubu olmuş. Onlardan etkilenip müzikle ilgilenmek istediğine karar vermiş.
“Bir gün İzmir’de sahneye çıktığımız mekana bir kız geldi. Oturur oturmaz ağlamaya başladı. Çok güzel bir kızdı! Ben de yanına gidip niye ağladığını sordum” diyor. “Ağlayan güzel” tiyatro yaptıklarını ve bir hafta sonra oyunlarının başlayacağını; ancak başrol oyuncusunun onları terk ettiğini anlatmış. Serhat Teoman “Ben oynarım” demiş. Kız ona oyuncu olup olmadığını sorduğunda da “evet” yanıtını vermiş. Ve bir hafta sonra, ilk defa sahneye çıkmış: “Ondan sonra kız tiyatroyu bıraktı. Bense bir anda idealist oldum, tiyatroyu bıraktı diye ben de kızdan ayrıldım!”
Fikrine güvendiği biri “Artık amatör tiyatroyu bırak, bu işin eğitimini al” deyince, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi sınavlarına girmiş. “Derken bugüne kadar geldik” diyor gülerek.

EĞER HAZIR DEĞİLSEN ŞÖHRET BİR TUZAKTIR
Eğitimini alınca oyunculuk konusundaki cesareti artmış. Peki oyunculuk kolay mı, zor mu? “Bence oyunculuk kolay. O kadar da zor bir şey yapmıyoruz. Muhtemel bir hata, bir doktorun yapacağı hatayla aynı sonuçları vermiyor” diyor. Her rolün üstesinden gelirim gibi bir iddiası var mı diye merak ediyorum. Fiziksel olarak da uygun olduğu her şeyi oynayabileceği, bunun her oyuncu için geçerli olduğunu iddia ediyor. İyi bir araştırma, iyi bir gözlem, iyi bir his...

Tiyatroda Brutus de olmuş, seri katil de...
Klasik soruyu soruyorum; ünlenmek, şöhret olmak bir oyuncuyu nasıl etkiler? “Eğer buna hazır değilse, ün bir tuzaktır” diyor.
Beş senedir bu sektörde olduğu için “Kuzey Güney”e dahil olmasıyla birlikte iyice artan ilgiyi garipsemiyor, bundan etkilenmiyor: “En fazla yanınıza gelip fotoğraf çektirmek isteyen insan için güneş gözlüğünüzü çıkarıp gülümsüyor, sonra da kendi sohbetinize devam ediyorsunuz.” Şimdiden hikayenin devamında ne olacağını biliyor mu diye soruyorum, politik bir yanıt veriyor: “Bilmiyorum ama bilsem de söylemem. Annem mesela her bölüm sonrası arar, ‘güzeldi’ şeklinde mini bir yorum yapıp hemen ‘Gelecek bölümde ne olacak?’ diye sorar ama ona bile söylemem.”

TİYATRO BÜYÜK BİR ÖZGÜRLÜK
Tiyatro oyuncuları televizyonda daha başarılı olur yargısına itiraz ediyor: “Ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Mesela Kıvanç (Tatlıtuğ) tiyatro yapmıyor ama sezon finalinde müthiş oynadı. Ben tiyatro yapıyorum ama herkesin yapmasına gerek yok. Tiyatronun bana kattığı en büyük artı, özgürlük oldu. Buğra (Gülsoy) ve Emre’yle (Erkan) kendi tiyatromuzu kurduk. Kendi oyunlarımızı yazıp oynuyoruz. Üstelik bunu herkes yapabilir, tiyatro kurmak, onu yaşatmak o kadar da zor değil... Böyle dediğimde kızıyorlar ama biz yapıyoruz işte. Altı ayda 3 bin 500 seyircimiz oldu. Her oyunda 180 kişi... Gelen yorumlara bakılırsa kapalı gişe oynamaya devam edeceğiz.”

AŞKA VAKTİM YOK DENMEZ ÇÜNKÜ AŞKTA MESAİ OLMAZ
Serhat Teoman, tam bu noktada “En’lerim hiç yok” diyor... “En sevdiğim müzik, en sevdiğim renk... ‘En’, içi boşaltılmış, gereksiz bir kelime. Benim hayatımda ‘en’lerim yok; eğlenirken de çalışırken de ‘en’ diyebileceklerim yok. O an mutluysam tamamdır” diye anlatıyor.
En sevdiği ya da en beğendiği kadın tipi de mi yok diye sorunca işin rengi değişiyor: “O var. Tek derdim var, masum baksın. Buna inanırsam o kadına yıllarımı verebililirim.”
Tabii ki iş “bakışlarla” bitmiyor... Ne demek istediğini devamındaki cümleleri anlatıyor: “O kadın bana güvensin ve tabii ki kendi de güvenilir olsun. Gerisi hiç önemli değil; onu yapsın, şunu yapmasın gibi şeylerim yok, bir kadına güveniyorsam, ne yapıp ne yapmayacağını bilirim.”
Peki, bugüne kadar şansı yaver gitti mi, Serhat Teoman “masum bakan” bir kadına rastladı mı? Gülüp “Rastlamışız” diyor. Cevabı kısa kesmiyor, biraz daha detay veriyor: “Günümüzde bu kolay değil ama imkansız da değil. Benim hiç öyle ‘Bu dönemde masum insan bulmak zor’ gibi düşüncelerim yok. Bu konuda umutsuz değilim. O insanı bulurum.”
Şu anda hayatında özel biri yokmuş ama buna “çok yoğunum” gibi bir bahane bulmuyor. “Çok yoğunum, sevgili yapamıyorum gibi bir durumum yok. Ne alakası var yoğunlukla! Aşkın mesaisi yok ki! Aşık olursun, sevgilin olur.”
Peki aşk kendisini nasıl etkiliyor, farklı bir insan yapıyor mu: “Aşkta kendin olabiliyorsan, o aşk güzeldir. Aşık olduğun zaman kendinden ödün veriyorsan veya karşındaki insanın istediği gibi biri oluyorsan, o aşk değil. Aşk için hiç değişmedim, değişmem de...”
Kendisine “Keşke şöyle biri olsan” diyen bir kadına cevabı ise “O zaman öyle bir insan bul” olurmuş. Aşk acısının üstesinden gelmenin de çok basit bir formülünü bulmuş: “Aşk acısı kötü ama geçeceğini biliyorsun.”

PAT DİYE EVLENEBİLİRİM
Özel hayatıyla ilgili planlar yapmıyormuş Serhat Teoman: “Hiç öyle şeylerim yok. İki sene sonra ya da pat diye yarın evlenebilirim. Ya da hiç evlenmeyebilirim. Pat diye evlenmem içinse bunu çok istemem, her an yanımda olmasını arzu ettiğim bir kadın gerek.”

SPORLA ZEHİRLENDİM
Niye spor yapıyor, oyuncu olarak fit görünme zorunluluğu mu hissediyor; yoksa mesleği ne olursa olsun kendine bakar mıydı? “Oyuncu olmasam da, spor yapardım. Eskiden böyle değildi. 1,5 sene önce sporla ‘zehirlendim’ yani öyle bir alıştım ki... Üzerimdeki kıyafetlerin iyi durmadığını fark ettiğimde spora başladım. Şimdi sabahları daha mutlu uyanıyorum. Tam bu noktaya ‘zehirlenme noktası’ diyorum. Bir daha sporu bırakamıyorsun” diyor. Sadece spor yapmakla kalmıyor; yediklerine de özen gösteriyor. Çekim sırasında bizler patates kızartmasından bolca yerken, o dokunmuyor bile. “Sabahları üç tane yumurtanın beyazı; spordan bir saat sonra kadar da bulgur pilavının yanında et yiyorum. Patates kızartmasının tadını neredeyse unuttum, yemem.”

yakala.co - Yorumlarınızı Yazınız
Bu haber hakkında henüz yorum yok. Yorumlarınızı Yazınız.
 ADnet  
Reklam için
© Copyright 2014 Hürriyet - Doğan Yayın Holding