GeriKelebek Tuvale yansıyan şehvet ve dokunuş
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Tuvale yansıyan şehvet ve dokunuş

Tuvale yansıyan şehvet ve dokunuş
refid:15144483 ilişkili resim dosyası

Ressam Erkan Yaprakkıran’ın (30) ilk kişisel sergisi “Tuval Beden-Beden Tuval”, 1 Temmuz’da Galeri Artist Çukurcuma’da açılıyor. Resim ve fotoğrafın olduğu sergide kırmızı ve kadın teması dikkat çekiyor. Fotoğraflarda daha net ifadeler kullanan, resimlerindeyse gizemli bir üslup tercih ediyor. Hepsine hâkim olan kırmızı, genelde kan ya da vahşeti simgelese de, onun kırmızısı hazzı, şehveti ve dokunuşu temsil ediyor. Temel figürü kadın içinse “Kadın bedeni, karşı konulamayacak tanrısal bir güç. Zariflik ve zarafeti muhteşem, onlar da resmin içinde her zaman olması gereken şeyler” diyor.

Bedenler neden bu kadar ilgi odağınız oldu?

Beden hayata dair birçok şeyi ifade ediyor. Soyutlamada çok göze batmadığı, ifadeyi arabeskleştirmediği sürece izleyicinin gözünde oluşturduğu anlam önemli. Bedenlerde genelde kırmızıyı kullanıyorum. Serginin çıkış nedeninde, temelinde aslında kırmızı var. Tuval-beden, beden-tuval dediğim ilişki de ikisinin birbirine dönüştüğü nokta.

Neden kırmızıyı seçtiniz?

/images/100/0x0/55ea67c5f018fbb8f87dc55d

Kırmızı temel nokta çünkü bedene dönüştüğü, bedene ulaştığı ya da dokunduğunda haz görülüyor. Kırmızı, insanlarda genelde kan, sancı gibi izlenimler bırakır. Ama burada daha çok hazzı, şehveti, arzuyu, dokunuşu temsil ediyor. Uzun parmaklardan, dudaklardan süzülen kırmızı genelde arzu ve şehvete ya da hazza yönelik kırmızıdır. Bunu bedenlerden aldığım kesitlerle vurguluyorum. 

Acı ya da vahşet yok yani...

Acı her zaman hayatın içinde vardır. Acı burada da var diyebiliriz. Ama vahşet yok. O duygunun kendi içinde yansıttığı acı ya da bir kadının gözyaşındaki acı gibi durumlar var. Sancıya dönüşüyor olabilir ama kesinlikle vahşet değil.

/images/100/0x0/55ea67c5f018fbb8f87dc55f
Peki neden sadece kadın bedeniyle bütünleştirdiniz?

Kadın bedeni hem çekiciliği, hem de zarifliğiyle bunu en iyi yansıtabilecek varlık. Bir obje üzerinden hareket etmek istemedim. Örneğin “Kırmızı, şarap, kadın, sanat” adlı işte kırmızı bu üçlü sacayağının merkezinde. Hepsinin kesişme noktası kırmızı. Kadından sanata kadarki etkisinde hayatıma dair bir durum var. Hüzne, acı, sancı, hazza dair uyguladığım nokta, hayatımın akışıyla alakalı. Ekspresif resim sanatçı merkezli dışavurumdur. Sanatçının algısını yansıtabilmesi için onun hayatından kesitler olması gerekir. Beni de kadın bedeninden başka bir şey ifade edemezdi.

Kadınlarla ilişkiniz nasıldı ki?

/images/100/0x0/55ea67c5f018fbb8f87dc561
Kafka, "Kadın bir renktir erkeğin ruhunda" der. Kadınsız bir hayat zaten düşünemiyorum ve hayatımda kadının büyük bir etkisi vardır. Bu, tene ya da hazza dair de olabilir, duygu ve aşka dair de... Hayatımın bu dönemine kadar yaşadığım şeylerin bıraktığı izler, duygu anlamında çok yüklü. Bunları yansıtabileceğim en büyük güç de sanat. İşlerimde herhangi bir kadını değil, benim hissettiğim kadını sunuyorum. Hayal olmayan, daha önceki süreçlerde yaşadıklarımı... Ayrıca kadın bedeni, karşı konulamayacak tanrısal bir güç. Zariflik ve zarafeti muhteşem, onlar da resmin içinde her zaman olması gereken şeyler.

Kadınlarla ilişkiniz nasıldı ki?

Kafka, "Kadın bir renktir erkeğin ruhunda" der. Kadınsız bir hayat zaten düşünemiyorum ve hayatımda kadının büyük bir etkisi vardır. Bu, tene ya da hazza dair de olabilir, duygu ve aşka dair de... Hayatımın bu dönemine kadar yaşadığım şeylerin bıraktığı izler, duygu anlamında çok yüklü. Bunları yansıtabileceğim en büyük güç de sanat. İşlerimde herhangi bir kadını değil, benim hissettiğim kadını sunuyorum. Hayal olmayan, daha önceki süreçlerde yaşadıklarımı... Ayrıca kadın bedeni, karşı konulamayacak tanrısal bir güç. Zariflik ve zarafeti muhteşem, onlar da resmin içinde her zaman olması gereken şeyler.

 

FOTOĞRAF VE RESMİ BİRLEŞTİRDİM

/images/100/0x0/55ea67c5f018fbb8f87dc563

Erkan Yaprakkıran’ın sanatla hikâyesi büyüdüğü evde örnek aldığı ağabeyi ve amcasıyla başlıyor. Amcanın fotoğraflarını bastığı karanlık odası ve kitapları, kendisinden dört yaş büyük ressam ağabeyi Emre Yaprakkıran’ın tuvale yansıttıklarıyla ve boyalarını karıştırarak geçmiş çocukluğu. Yaşı ilerledikçe kendine ve yaptığı işlere güveniyle resim okumaya karar verdi.
2001-2005 dönemlerinde Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde Halil Akdeniz Atölyesi’nde eğitim gördü. Akdeniz’in öğrencilerin her birinin kendini istediği gibi ifade etmesine olanak sağlamasının bugünkü işlerinde faydası olduğunu söylüyor: “Halil Akdeniz atölyesinde bir kısıtlama yapmadı. Klasik işler yapmadık. Belki de bu yüzden sergimde fotoğrafla resmi birleştirdim. Çünkü bizde teknik değil, kavram ön plandaydı.”

 

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle