GeriKelebek Türk resminin kara kutusu açıldı
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türk resminin kara kutusu açıldı

Türk resminin kara kutusu açıldı

Galeri Baraz Yayınları’ndan çıkan, Oğuz Erten’in kaleme aldığı ‘Türk Sanatına Yön Veren Sergiler ve Yahşi Baraz’ın Büyük Sergileri’, Türkiye’de sanat galericiliği anlamında şimdiye kadar gerçekleştirilmemiş bir çalışmayı ortaya koyuyor.

Kitap, Yahşi Baraz’ın 1975 yılında Kurtuluş’ta başlayan sanat galericiliği kariyeriyle Türkiye’deki galericilik tarihinin gelişimini buluşturan eşsiz bir kaynak niteliğinde. Kitap, Osman Hamdi Bey resimlerinden günümüz gençlerine kadar Türk sanat tarihinin her döneminden birçok ressamının eserlerini sanatseverlerle buluşturabilmeyi başaran galerici Yahşi Baraz’ın meslek sırlarını veriyor ve Baraz’ın birlikte çalıştığı sanatçıları tüm yönleriyle tanımamızı sağlıyor. Baraz’la sanat yaşamındaki 40 yılı, pişmanlıklarını, ‘iyi ki yapmışım’ dediklerini, dostlarını ve sergileri konuştuk...

* ‘Türk sanatına yön veren sergiler ve Yahşi Baraz’ın büyük sergileri’nin fikri nasıl ortaya çıktı?
- 40 yıldır biriktirdiğim arşiv ve mesleğim olan galericilik bir araya geldiğinde zaten, Türkiye sanat dünyasına Türk resmine yön veren sergilerle ilgili bir doküman sunmak görevim haline gelmişti. Kitabın kararı iki yıl önce verildi ve o günden beri çalışıyoruz.
* Büyük bir arşiviniz olmalı, ne kadar sürdü tarayıp eleme yapmanız?
- Galeriyi açtığım 1975’ten beri yaptığım her türlü sergi, temas kurduğum her sanatçıyla ilgili katalog, basın kupürü, yazışma, fotoğraf ve diğer belgelerden oluşan geniş bir arşivim var. Kitapları da katarsak büyük bir kaynak. Arşiv çalışması bir yıldan fazla sürdü.
* Kitapta yer veremediğiniz, elediğiniz dokümanlar oldu mu?
- Kitaba koyabildiğimiz malzeme sadece sergilerle ilgili arşivin yüzde 10’una bile yaklaşmaz. Dünyanın her tarafında dolaşarak çektiğim 20 bin fotoğrafın ancak küçük bir yüzdesini kullanabildik. Bu arşiv ve kütüphaneden daha çok kitap çıkar.   
* Epey kapsamlı ve kalın kitaplar bunlar. Ne kadara mâl oldu size?
- Maliyeti önemli değil. Çünkü hem bu yayıncılıktan kâr etmeyi hedeflemiyorum, hem de sanatçılara, galericilere, küratörlere ve sanat öğrencilerine sağlıklı bir kaynak oluşturmasını arzu ediyorum. Bu açıdan satışla karşılanamayacak bir maliyet demek yeterli sanırım.

O HAZİNE PARÇALANDI

Hayal kırıklığım en çok, Türk sanatçılarını uluslararası büyük galericilere kabul ettirememekten kaynaklanmıştır. Ama artık yeni kuşak sanatçıların dünyada daha çok varlık göstereceğine inanıyorum. Diğer bir üzüntüm de çok emek verdiğim ve beraber büyüttüğümüz bir hazine olan Halil Bezmen ve Erol Aksoy Koleksiyonu’nun parçalanıp dağılmasıdır. Zamanında çok ısrar ettim hepsini tek kurum ya da kişi alsın diye ama ne yazık ki bu mümkün olmadı.

HALİL BEZMEN’İN WARHOL PİŞMANLIĞI

Koleksiyoncularla anlaşmak, sanatçılardan daha kolaydır. Çünkü çoğu, ne istediğini bilir. Bilmese de işadamlığı içgüdüsüyle doğru danışmanlığı çoğu zaman değerlendirir, bazen de değerlendiremez. Burada da bir anımdan bahsedeyim. 1982 yılında Andy Warhol’un ‘Fabrika’sını ziyaret etmiştim. Kendisi ilk kez karşılaştığı bir Türk galericisine iyi niyet jesti olarak iki tablosunu 100 bin dolara teklif etti. Böyle bir fona sahip olmadığım için öneriyi hemen Halil Bezmen’e götürmüştüm. O zamanlar kendisi Türk sanatçılara yoğunlaştığı için istemedi. Tabi bu fırsatı kaçırdığı için sonradan pişman oldu ama, her şeyi kendi zamanı içinde değerlendirmek lazım.

ÖMER ULUÇ İŞLERİNİ KLASİK RESİMLERİN YANINDA HEDİYE VERİRDİK

En çok sevindiren, 1976’da ilk sergisini açtığımda “Ne bu böyle ambalaj kağıdına benziyor” dedikleri Burhan Doğançay’ı, klasik resimlerin yanına hediye olarak verdiğim Ömer Uluç’u, adını sayamayacağım kadar çok sayıda modern ve çağdaş sanatçıyı piyasaya kabul ettirmek oldu.

DOĞRUDAN VE AÇIK OLMAMI SANATÇILAR YADIRGADI

Batılı anlamda profesyonel çalışan ilk galerici olduğumdan, sanatın parayla olan o sıkıntılı ilişkisinin de kurbanı oldum. Bu konuda Amerika’da öğrendiğim gibi doğrudan ve açık olmam sanatçıların alışmadığı bir şeydi. Yazılı kontrat olmadan, söze güvenerek iş yapınca bazı sanatçılarla mahkemelik oldum. Bir diğer sorun da Türk sanatının uluslararası alanda gelişmesini çok istediğim için yaptığım net ve bazen de acı eleştiriler yüzünden çok tepki çekmek oldu. Batı resmini taklit ederek içe kapalı yaşayan sanatçıların rahatını bozduğum için bana çok kızdılar.

KÖSEOĞLU’NA ZORLA BANKA HESABI AÇTIRTTIM

İlk yıllarda sanatçı hocalarımla olan ilişkilerim bende derin iz bırakmıştır. Bedri Rahmi, vefatından kısa bir süre önce galeriye gelmiş, ama merdivenleri çıkmakta zorlanmıştı. Buruk anılar bunlar. Çok sevdiğim sanatçı hocam Sabri Berkel’e 1978’de önemli bir sergi açtım. Hocalarımdan Edip Hakkı Köseoğlu ile de galerici olarak çalışma imkânı buldum. Para ile hiç ilgilenmezdi. Her ay evine gider resim alırdım. Parayı kütüphanesinin üstüne koyardım. Ertesi ay gittiğimde bıraktığım gibi durduğunu görürdüm. Kendisine zorla bankada hesap açtırmıştım. Bu şimdi anlattığımda daha da şaşırtıcı görünüyor.

CAN DOSTLARIM

Çocukluğumdan beri dost olduğum Salih Acar, okul arkadaşım Utku Varlık, Neşet Günal, Burhan Doğançay ve Adnan Çoker ‘dostum’ olarak niteleyebileceğim ilk aklıma gelen isimler. Bunlar zamanın ve zorlukların test ettiği dostluklar. Sanat alanında en sevdiğim ve saygı duyduğum insanlardan biri de sanat eleştirmeni Sezer Tansuğ idi. Eşim Maria ile de beni o tanıştırmıştı.

SANATÇININ NİTELİĞİNİ BİR SANİYEDE ANLARIM

Aileden gelen kültür ve estetik terbiye üzerine; sanat eğitimi, dünya müzeleri, galerileri ve fuarlarını hiç durmaksızın taramak, sanat kitaplarını okumak, katalogları takip etmek, diğer galericilerle, sanat eleştirmenleriyle konuşmak, tartışmak, sanatçı atölyelerini gezmek ve daha bir çok unsur bir araya gelerek belirli bir bilinç geliştiriliyor. 19 yaşından beri bu dünyanın içinde olduğum için, artık önüme gelen işten sanatçının niteliğini bir saniyede anlarım. Gelecek vadediyor mu, yoksa başka bir iş yapsa kendisi için daha mı iyi olur, hemen belli olur. Bana böyle danışan yüzlerce öğrenci ve sanatçı adayı vardır. Herkese kapım açık. Türkiye’de sanatçı sayısı sınırlıdır onun için burada keşif yapmak kolay ama Batı’da yüz binlercesi var. Hem onları keşfetmek hem de iyi bir sanatçının kendini gösterebilmesi orada çok daha zor.

EN GÜZELİNİ KENDİME AYIRMAM

En güzel eserleri kendime ayırmam, bu konuda bencil değilim. En seçkin işleri koleksiyonculara sattım, şimdiye kadar bana bir tane bile geri iade eden olmadı. Bu tutku zaten bizi ayakta tutan ve sıkıntılara aldırmamamızı sağlayan en önemli şey.

Kaçış Noktam:
Bir yanımda eşim Maria, bir yanımda da kızım Rüya, Bodrum sahilinde akşamüstü manzaranın karşısında sohbet ettiğimizde yeryüzündeki cennet anlarımı yaşarım. Bir de yorgunluğumu sanat için yolculuk yaparak, müze ve galeri gezerek atarım. MoMA’yı gezerken kendimden geçerim. Öyle bir yaşam enerjisi verir ki, 12 saat ayakta kalır yine de yorulmam.
Korkularım:
Eğer dürüst bir hayat yaşamışsanız hiçbir şeyden korkmazsınız.
Keşke:
Sadece İngilizce’yi değil, 5-6 dil daha öğrenip dünyanın önemli kültürlerini daha derinden anlamak, edebiyatlarını ve sanatlarını kendi dilleriyle okumak isterdim.
İyi ki yapmışım:
19 yaşımda, 1960’larda az parayla Avrupa müzelerini dolaştım tek başıma. Hemen ertesi gün öğrencilere iş bulan merkeze gidip kendime bulaşıkçılık işi buldum. Sonra da parkta yaprak toplama işi. Bu işler için o kadar iyi maaş veriyorlardı ki, o para hem orada yaşamanıza hem de seyahat etmenize imkan sağlıyordu. İşten hemen sonra kendimi Moderna Musseet’e attım. Stockholm Modern Sanat Müzesi 1958 yılında açılmıştı. İşte orada modern ve çağdaş sanata aşık oldum ve ayaklarım yerden kesildi.
Gelecek planım:
Sağlıklı olduğum sürece hiç ara vermeden art dealer’lığa ve sanat kitapları yayıncılığına devam edeceğim.

EN ÖNEMLİ SERGİLERİM

Türk Resminde Soyut Eğilimler: Açtığım sergiler arasında en önemlilerinden biridir. 1998’de Fahrelnissa Zeid’den Nejad Devrim’e, Adnan Çoker’den Erol Akyavaş’a kadar herkes vardı.
New York-İstanbul: 1992’de açılan sergi, önde gelen Amerikalı sanatçıları ilk kez Türk sanatçılarla bir araya getirdiğim, sanatçıların birbirleriyle önemli bir kültürel alışveriş içinde olduğu ve eserleriyle diyalog kurduğu bir sergiydi.
Büyük Sergi: 1989’da Ankara’da Halil Bezmen Koleksiyonu’nu sergilemiştim bu isimle. Sanat tarihi açısından çok anlamlıydı.

BU SERGİLER HİÇ ANLAŞILMADI

Ankara’da 1989 yılında açtığım ‘Büyük Sergi’ anlaşılmamıştı. Sergilenen eserler o gün için çok avantgard idi. İzleyiciler gelip sadece seyrettiler, bunların satın alınabilir bir şey olduğunu anlamadılar. Koleksiyonculuk bilincine sahip tek kişi bile yoktu. Oysa çok muhteşem eserler vardı. Bir de 5 Nisan 1994 yılında AKM’de açtığım ‘Ömer Uluç Sergisi’nde doların bir gün içinde iki katına fırlaması bizim için çok büyük talihsizlik oldu hiçbir şey satılmadı.

KİMLER NE DEDİ

Halil Bezmen (Koleksiyoner): Bir kere resim sahasını çok iyi bilen biri. Bu çok önemli. Türkiye’de bilgi, öncelik sırasında ilk beşe girmez ama bu, zaman içinde değişmeye başladı. Tamamen değişecek de. Dolayısıyla ben “Yahşi Baraz resmi iyi bilir” dediğimde iyi bir söz söylediğimi düşünüyorum. Bir insana bir şeyi iyi biliyor demek bir insana yapılacak en çarpıcı değer yargısıdır. Birine “Şu işte çok başarılı” derseniz hiçbir şey ifade etmez. Çünkü içinde şans var, ama ‘Biliyor’un içinde şans filan yok. Tamamıyla emek var.
Adnan Çoker (Sanatçı): Kim derse ki büyük salonlarda sergi açma olayını ben başlattım, bilin ki doğru değildir. Fikir Yahşi Baraz’dan gelmiştir, onun başarısıdır. Büyük mekânlara geçilmesiyle Türk resminde değişim yaşandı; o da Türk ressamlarının tuvallerinin büyümesidir.
Bülent Eczacıbaşı (Koleksiyoner): Sanat tarihi alanında ülkemizin önde gelen isimleri arasındadır. Aralıksız yıllardır dünyanın önde gelen müzelerini ve güncel sergileri ziyaret ederek çağdaş sanatı yakından izler. Türkiye’de sanat galericiliğinin ‘art dealer’lık işlevi kazanması konusunda yıllardır çaba göstermektedir. Sanırım bütün bunlar, kendisinin sanat dünyamızdaki özel yerini ve önemini açıkça gösteriyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle