GeriKelebek Tüketim Kültürünün Türk Toplumuna Etkileri
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Tüketim Kültürünün Türk Toplumuna Etkileri

Tüketim Kültürünün Türk Toplumuna Etkileri
refid:10687736 ilişkili resim dosyası

Dünya’da ve Türkiye’de küreselleşmeyi yaşıyoruz. Küreselleşmeyi tartışıyoruz. Küreselleşmenin bir ayağı da küreselleşen tüketim kültürü. Ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde küreselleşen tüketim kültürünün etkisi daha da büyük oluyor.

MARKA BAĞIMLISI BİR OPLUM YAPISI

Küreselleşen tüketim kültürünün tercümesi ‘Amerikan tarzı yaşamın uluslararası şirketler aracılığı ile bütün dünyaya benimsetilmesi’. Amerikan ekonomik gücünün, siyasi ve kültürel güce dönüşerek dünyayı etkisi altına alması. ‘Marka’ bağımlısı bir toplum yapısı.

Bütün dünyada insanlar aynı gazozları içiyor, aynı köfteleri ve pizzaları yiyor. Aynı ayakkabıları ve giysileri giyiyor. Aynı müzikleri dinliyor, aynı danslarla eğleniyor. Çocuklar aynı oyuncaklarla oynuyor, aynı masalları seyrediyor, aynı kahramanları benimsiyor. Tek düze bir tüketim kültürü.

HIZ ARTTIKÇA TÜKETİM DE ARTIYOR

Tüketim kültürü kendini sadece mal bazında göstermiyor. Yaşamın hızını arttırarakta kendini gösteriyor. Arabalardan bilgisayara kadar kentlerde yaşamın hızı sürekli artıyor. Bitmek tükenmek bilmeyen bir telaş oluşuyor. Günü yaşamak, yarını düşünmemek toplumun felsefesi durumuna geliyor.

Kısa, özensiz, çabuk tüketilen cümleler ile konuşan ve yazışan, sürekli koşuşturan bir topluma dönüşülüyor. Belki de yavaş oldukları için yaşlılar bile daha az önemseniyor. Hız arttıkça tatminsizlik ve tüketimde artıyor. Sürekli tüketiliyor. Yaşam daha fazla erteleniyor. Hızlı tüketiliyor, çabuk sıkılınılıyor. Çabuk yemek yeniyor, hızlı kilo alınıyor. Alınan kilolar hızla atılmak isteniyor. ‘Kullan at’ tüketimin ideolojisi oluyor. Sevgililer, aşklar, evlilikler, arkadaşlıklar, yemekler, oyuncaklar, giyecekler, mobilyalar, evler, kentler, kasabalar, köyler herşey tüketiliyor.

Yoğun tüketim kültürü içinde eziliniyor. Hızlı yaşam içinde saygı ve gelenekler unutuluyor. At yarışı benzeri bir yaşama zorlanılıyor. Sürekli temposu ve hızı artan bir yaşam ve yaşam içinde sürekli yarışma. Aile içinde, arkadaşlar arasında, okulda, işyerinde sürekli yarışmaya ve başarıya odaklı bir yaşam. Bir sınavdan ötekine koşturulan bir ömür. Ancak, bu kadar hız ve yarışa karşın geleceğini planlayamayan ve önünü göremeyecek kadar gelecek körü olan bir nesil yetişiyor.

ARTIK OKUYAN KALMADI

Hızlı, özensiz ve çabuk tüketime dayalı yaşam içerisinde artık kimse okumuyor. Bir kitap veya makale bile baştan sona okunmuyor. Atlayarak gözden geçiriliyor. Okunanın sadece özeti anlaşılmaya çalışılıyor. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunuyor. ‘Hap’ şeklinde verilen bilgiler makbul görülüyor. Yargıya varmak için çaba sarfedilmiyor. Önyargılar yeterli görülüyor. Hiçbirşey derinlemesine irdelenmiyor. Artık kimse izlemiyor. Sadece bilgisayar ekranına veya televizyona bakılıyor.

TV PROGRAMLARI 7-9 YAZŞ ZEKA SEVİYESİNDE

 Televizyonlardaki programlar 7-9 yaş zeka seviyesine göre ayarlanıyor. Başka şeyle meşgulken anlayabileceğiniz seviyede programlar sunuluyor. Kafa yormaya gerek duyulmuyor. Aklında, cinsiyetinde, içeceklerinde karışık olan teşvik ediliyor. “3’ü bir arada’ içecekler devrinde yaşınılıyor. Emeğe gerek yok. Herşey hazır.

TÜKETİM KÜLTÜRÜ İÇİNDE CİNSELLİK VE ŞİDDET ÖNDE

Küreselleşen tüketim kültürü içinde şiddet ve cinsellikte önemli iki unsur olarak sunuluyor. Toplum, şiddet ve cinselliğe alıştırılıyor. Özellikle çocuklar ve gençler, şiddet ve cinsel içerikli yaşamla karşı karşıya bırakılıyor. Şiddet ve cinsellik yaşamın bir parçası değil yaşamın ana merkezi haline getiriliyor. Tüketim kültüründe çocuk karakterlerinin hemen hemen tamamı kötü, çirkin, şiddete dönük karakterler. Çocuk oyuncaklarının da tamamına yakını şiddet ve yok etme üzerine. Filmler, diziler, medya haberleri genel olarak şiddet ve cinsellik temalı.

Küreselleşen tüketim kültüründe insanı insanlaştıran özelliklerin sürekli törpülenmeye çalışıldığı görülebilir. “Yiyin, için, şişmanlayın, bol bol özgürce seks yapın, sıkılırsanız farklı seks türlerini de deneyin, gezin, dolaşın, kavga edin, şiddete açık olun, güçlü olun, zayıfa acımayın, zayıfı ezip geçin. Sadece düşünmeyin, var olan sistemi sorgulamayın, bugünü yaşayın, yarın ne olacağım telaşına düşmeyin” temasının topluma iletişim araçları (gazete, dergi, kitap, televizyon, radyo vb) vasıtasıyla sürekli enjekte edildiği görülüyor.

TÜRKİYE'DE TÜKETİM KÜLTÜRÜNÜN ETKİSİ DAHA BÜYÜK

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde küreselleşen tüketim kültürünün etkisi daha büyük oluyor. Türkiye gibi ülkelerde zayıfı koruyan mekanizmaların olmadığı sistemlere sahip ülkelerde tüketim kültürü, gereğinden fazla israfa dayalı, yok etmeye yönelik, vurdumduymaz biçimde yapılan bir tüketim halini alıyor. Gösterişçi tüketim, daha çok tüketim, daha fazla satın alma, israfa dayalı yaşam biçimi alan toplum yapısında herşey ‘güç’e göre dizaynlanmaya başlıyor. Makam veya paranın gücüne göre toplum yeniden şekilleniyor.

TRAFİKTE YAŞANAN REZALETLER

 Trafikte bile güç ön plana alınıyor. Trafik kuralları veya trafik ışığının rengi bile önem taşımamaya başlıyor. Kentler, sol şeritte hızlı yaşayanlar için biçimlendiriliyor. Makam arabaları kurallar üstü hareket ediyor. Yayalara, özürlülere, bisikletlere, hatta motorsikletlere yaşam hakkı verilmiyor. Kaldırımlar ya yok ediliyor ya da yaşlıların ve özürlülerin kullanamayacağı yükseklikte yapılıyor. Zaten az olan çocuk parkları ve okul bahçeleri bile araba parkı haline getiriliyor.
PARKTAKİ ÇİÇEKLER BİLE PLASTİK

Plastik bir dünya sunuluyor. Artık, parklardaki çiçeklerimiz, palmiyelerimiz ve meşe ağaçlarımız bile plastikten. Sanal bir yaşama teşvik ediliyoruz. Yok etmenin, silmenin kolay olduğu bir yaşam. Topluma saygısızlık ve boşvermişlik egemen oluyor. Savaşları, doğal afetleri, vahşetleri televizyondan veya bilgisayar ekranından izliyoruz. Sanal bir görüntü. Televizyonu veya bilgisayarı kapatınca sorumluluktan kurtuluyoruz. Tehlike kapımızı çalmaktan öte, evimizin içine girip bizi rahatsız etmedikçe umrumuzda olmuyor. Arkadaşlıklarımızı, aşklarımızı, dostluklarımızı, akrabalıklarmızı da “delete” tuşuna basıp silmeye alıştırılıyoruz. Sürekli daha az sorumluluk duygusu aşılanıyor.

TOZLAŞAN VE GÜCE TAPAN TOPLUM

Türkiye’de küreselleşen dünyada bir dönemecin başında mı? Yoksa, küreselleşen tüketim kültürü içinde yozlaşan ve güce tapmaya başlayan Türk toplumunun kültürel geriye düşüşü kurumsallaştı mı?


Yorumları Göster
Yorumları Gizle