GeriKelebek Trakya’nın Çernobil’i Ergene
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Trakya’nın Çernobil’i Ergene

Trakya’nın Çernobil’i Ergene
refid:17678301 ilişkili resim dosyası

Ergene Nehri, Trakya’nın candamarıydı yıllarca. Bu bölgedeki tarım üretimini verimi Ergene’nin suyuna bağlıydı. Ancak, son 30 yılda bölgenin sanayileşmesi candamarını adeta kangren haline getirdi. Kanser vakalarındaki artıştan sonra da bölge halkı artık tepkisini gösteriyor. Sonuçları itibariyle Trakya’nın Çernobili’ne dönen Ergene’yi bilim, hukuk ve sivil toplum ayağından üç önemli isimden dinledik.

Yıldız Dağları’ndan doğan, Pehlivanköy, Babaeski, Lüleburgaz ve Uzunköprü’yü geçtikten sonra Saros Körfezi’ne boşalan 282 kilometrelik Ergene Nehri 30 yıldır bölgedeki bin 350 fabrikanın bıraktığı kimyasal atıklar nedeniyle simsiyah akıyor. İçinde hiçbir canlının yaşamadığı nehrin zehirli suyuna dokunanların vücudunda yaralar çıkıyor. Bitmedi, suyun içen tavuklar ve yabani ördekler formu bozuk, yeşil yumurtalar yumurtluyor, büyükbaş hayvanlar düşük yapıyor, topluca ölüyor.
Daha vahimi de; Ergene havzasındaki başta Çorlu olmak üzere yerleşim birimlerinde kanser vakalarının Türkiye ortalamasının üstüne çıkması. Trakya Üniversitesi’nden Faruk Yorulmaz ve çalışma arkadaşlarının araştırmasına göre Ergene Nehri içindeki dördüncü sınıf suyuyla Türkiye’nin en kirli nehri haline gelmiş durumda. Bu sudaki ağır metaller, temas eden ve içen hayvanlara, bitkilere ve insanlara geçiyor, insanlarda da kansere neden oluyor.
Yorulmaz, Trakya Üniversitesi’ndeki meslektaşlarıyla hazırlamakta olduğu raporda Ergene Nehri ve çevresindeki doğal hayatın bittiğini belirtiyor. Rapora göre, evsel atıkların ve sanayi atıklarının arıtılmadan derelere bırakılması yüzünden, kimyasal ve biyolojik kirlilik en üst düzeye çıkmış durumda. Ayrıca bölgedeki akarsuların hiçbir amaçla kullanılmayacağı da açıkça anlatılıyor.
Tüm bu bulgular yüzünden Trakya ve tüm çevre gönüllüleri iki yıldır ayakta. Ergene Hayata Dönsün platformu ‘10 Nisan’da 10 Bin İnsan’ sloganıyla geçen ay ikinci mitingini düzenledi. Yerel halk da dernekler vasıtasıyla tepkilerini giderek daha fazla duyuruyor.

KÖYÜNÜ KURTARMAK İÇİN GERİ DÖNDÜ

Karamusul Köyü Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği’nin kurucusu Gürcan Kırım da bu yerel aktvistlerden biri. İktisat Fakültesi’ni birinici sınıfta terk edip yıllarca gıda işinde çalıştıktan sonra üç yıl önce ani bir kararla köyüne dönüp çiftçiliğe başladı. Lüleburgaz’ın Karamusul köyünde, elde babadan kalma ev, ahır ve bir avuç toprak, kolları sıvadı. Üç inek satın aldı, birkaç da tavuk... 700 nüfuslu köydeki bezgin ve kapalı yaşama canlılık katmak, köyün yanı başından akıp giden kapkara Ergene Nehri’nden hareketle çevre bilinci oluşturmak için kafa yormaya başladı. Sonunda Karamusul Köyü Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği’ni kurdu.
Kırım aktivist faaliyetlerine ağırlıkla köyün kadınlarını çevresine toplayarak mezarlıktan başladı. Duvarlarını bembeyaz kireçledikleri mezarlığa ağaç dikip çevresini düzenleyerek gelip geçenin şaşkınlıkla izlediği bir iş çıkaran Kırım, daha sonra kadın-genç, 150 kişiye meslek edindirme kursu aldırdı.
Ama asıl hedefi başkaydı: Ergene’nin başta Karamusul olmak üzere çevreye verdiği zararı araştırmaya yöneldi, çevre örgütleriyle temasa geçti. Trakya Üniversitesi’nin Ergene konulu seminerlerini takip etti ve bölgede artan kanser vakalarına odaklandı. “Ev ev dolaştım. Neredeyse her evde bir kanser vakası tespit ettim. İki ay önce Lüleburgaz’a kitap imzalamaya gelen Uğur Dündar’ın karşısına çıktım. Elimde formu bozuk, yeşil tavuk yumurtalarıyla Ergene’nin zararlarına dikkat çektim” diyor.
Gürcan Kırım, o güne kadar bir köyde yapılan en büyük mitinge de öncülük etti. ‘Ergene Hayata Dönsün’ sloganıyla yola çıkan pek çok sivil toplum örgütünü barındıran platform ikinci mitingini geçen ay, ‘”10 Nisan’da 10 Bin İnsan’ başlığıyla Karamusul köyünde gerçekleştirdi. Kırım, “Ergene hayata dönünceye kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” diyor.

KİRLETENLERİ AFİŞE ETMEK İSTİYOR

Uzunköprü’de yaşayan Meriçli avukat Bülent Kaçar da Ergene Nehri’nin Trakya’ya verdiği zarara karşı mücadele veren aktivistlerden. Kaçar, Ergene Nehri’nin çevreye verdiği zararı tespit için ilk davayı açan, bilirkişiye ilk tespiti yaptıran ve davayı kazanan isim. Hatta köylüler adına açtığı tazminat davalarını da teker teker kazanıyor.
Ergene’nin kirlendiği son 30 yıla bizzat tanıklık eden Kaçar, hukuk mücadelesinin yanı sıra Ergene Hayata Dönsün Platformunun da kurucularından. “Trakyamızı, sularımızı acımasızca kirletenlere karşı gelmiş geçmiş siyasi iktidarlarca tedbir alınmadığı gibi yeni çevre düzeni planlarıyla, yeni sanayi kuruluşlarının bölgemize aktarılacağını öğreniyoruz. Dünyanın en verimli topraklarına sahip Trakya’nın geleceği, insanların sağlığı, kaçak ve ruhsatsız sanayinin, arıtmasız çalışan fabrikaların insafına terk edildi” diye haykırıyor.
Kaçar’ın şimdiki amacı Trakya’yı kirleten, Ergene Havzası’nı mahveden sanayi kuruluşlarının isimlerinin kamuoyuna açıklanması. Platform olarak bugüne kadar hangi fabrika ve işletmelerin Ergene havzasını kirlettiğini, Çevre Bakanlığı’nın bu kuruluşlara karşı hangi yaptırımları uyguladığını öğrenmek istiyorlar. Bunu Trakya halkının en doğal hakkı olarak görüyorlar.

Kanser vakaları ilköğretim öğrencilerine kadar indi
TRAKYA ÜNİVERSİTESİ HALK SAĞLIĞI ANABİLİM DALI BAŞKANI PROF. DR. FARUK YORULMAZ

Çorlu’da kanser sıklığı Türkiye ortalamasının üstünde. İlköğretim öğrencilerinde bile kanser görülüyor. Ergene artık Trakya’ya hayat vermek yerine ölüm kusar hale geldi. Ergene Nehri’nden alınan örneklerin analizinde nehir suyunda kurşun, kadmiyum, cıva, kobalt, bakır gibi ağır metallerle arsenik, fosforlu-azotlu bileşikler, solvent, asit, alkali ve boya gibi sayısız kimyasal maddeler tespit edildi. Etkili yağışlar sonrası Ergene’nin taşması sonucu Trakya bölgesindeki birçok tarım arazisi bu atıklardan etkileniyor. Bu zehirler, yetiştirilen tarım ürünleri aracılığıyla kademe kademe insanlara ulaşıyor ve kanser, inme, karaciğer, böbrek, kalp yetmezliği gibi çok ciddi hastalıklarda artışa neden oluyor.

Hasankeyf’e can ver
Bİ’ŞEY YAPMALI

Doğa Derneği 1 Mart-30 Nisan arası ‘Hasankeyf’e Can Ver’ adlı bir kampanya yürüttü. Bu kampanyada Ilısu Barajı yüzünden yok olmaya mahkum edilen Hasankeyf’teki yaşam için seferberlik ilan etmişti. Gönüllülerden ayni veya nakdi bağışlar toplanarak esnafın ihtiyaçlarını karşılayan proje, yardım bekleyen Hasankeyf için önemli bir adımdı. Dernekle el ele veren yardımseverlerden bazıları yemek yaptı, fotoğraf çekti ya da boya yaptı; bazılarıysa Doğa Derneği’nin sitesinde belirtilen bütçeye göre yardımda bulundu. Bundan sonrası için amaç Hasankeyf’i UNESCO Dünya Mirası Alanı olarak koruma altına alınması ve Ilısu Barajı Projesi’nin iptal edilmesi için çalışmalara devam edilmesi. Bu amaç için imza kampanyasına katılabilir ve bu kampanyayı diğer sosyal medya alanlarında daha geniş kitlelere tanıtabilirsiniz. Tarkan, Okan Bayülgen, Musa Eroğlu, Sezen Aksu, Erkan Oğur, Kibariye ve Şivan Perwer gibi ünlülerin desteklediği projeye siz de bir imza atıp katılabilirsiniz. hasankeyf.dogadernegi.org

O DA BİR YEŞİL
Greenpeace’e katılacağım
UMUT KURT

Dünyayı kötü kullanıyoruz, bilinçsiziz. Doğaya ve çevreye saygımız sevgimiz yok. Sorun cehalet, insanlar daha doğayı nasıl koruyacaklarını bilmiyorlar. Denizin kullanılması Türk insanına öğretilmeli. Yenilenebilir enerji kaynakları kullanılmalı. Ben ağaçlandırma, yeşillendirme yapıyorum. Taşındığım evde bunu uyguladım. Evimin etrafına 10 ağaç diktim. Pilleri ayırıyorum ve kâğıt tasarrufu yapıyorum. Çevreyle ilgili eylemlere katılmak istiyorum. Greenpeace’e de katılmayı düşünüyorum.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle