GeriKelebek TKP kendini feshedemez, yenisine de biz onay vermedik
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

TKP kendini feshedemez, yenisine de biz onay vermedik

TKP kendini feshedemez, yenisine de biz onay vermedik
refid:15079265 ilişkili resim dosyası

Türk kamuoyu onu geçen yıl, 93 yaşında vefat eden Ermeni komünist yazar Sarkis Çerkezyan’ın Kumkapı’daki cenaze kortejinin en önünde yürürken, sol yumruğunu havaya kaldıran ihtiyar olarak tanıdı. Bundan üç ay önce eski TKP’li Rasih Nuri İleri’nin 90. doğum günü kutlamasında da gördük onu...

Hukukçu, yazar, mermer ustası 90’lık Şahap Bakırsan, 1989 yılında TKP’yi fesheden genel sekreter Haydar Kutlu’ya ateş püskürüyor: “Partinin tüzüğünde var, TKP kendini feshedemez, yeni kurulanı da biz kabul etmiyoruz!”

“Bir gece sabaha doğru, karanlıkta gelip aldılar beni TKP’den. Tabutluk derler, daracık, basık bir yere kapattılar. Uykusuz bıraktılar, falaka attılar. Türkiye’nin en büyük komünist tevkifatıydı 1951’deki.”

“20 ay Kızılcahamam’da sürgüne mahkum oldum. Hukukçu olduğum için köylülere dilekçe yazar, para almazdım. Polis baktı ki başedemeyecek, Bolu’ya sürüldüm. Bolu’da da yine halkla yakın ilişki kurunca İstanbul’a sürdüler.”

Yaşlılıktan biraz beli bükülmüş ama dinç ve neşeli bir yüz ifadesiyle kapıda karşılıyor bizi... Buyur ettiği yer sanki tarihin oturma odası. Kitaplıklarla kaplı duvarlarında resimsiz, afişsiz bir tek açıklık görmek mümkün değil. Marx, Engels, Lenin portreleri, biri Nazım Hikmet’in imzasını taşıyan kendi portreleri, kendi üretimi mermer biblolar ve vazolar ilk gözümüze çarpanlar. Şahap Bakırsan önce her konuğuna yaptığı gibi, kendi üretimi acıbadem ve keçiboynuzu likörlerini kendi elleriyle ikram ediyor; sonra biz soruyoruz, o anlatıyor...

YÜZÜK İÇİN PARMAĞINI KESİYORLARMIŞ

Babam 12-13 yaşındaymış 1915 tehciri başladığında. Hınıs’a giderken bir Kürt köyüne düşmüş yolu. Çocuklar, yüzüğünü almak için parmağını kesmeye kalkmışlar. O sırada yaşlı bir adam çıkmış, “Bırakın, ben onun hesabını görürüm” demiş. Götürüp çalılıklara saklamış babamı, “Oğlum” demiş, “Şafak sökerken şu yolu takip edersen Hınıs’a gidersin.” Babam Hınıs’a gelmiş. Hınıs’ın mal müdürü komşularıymış. Hüseyin ismini vermiş babama, himayesine almış. Annemle evleniyor babam. Bir Türk kızı, bir Müslümanla evlendiği için Erzurumlu delikanlılar kendisini öldürmeye çalışıyor. Müslüman olmuş ama kabul etmiyorlar. Babam İstiklal Madalyası sahibi. Atatürk tarafından doğrudan taltif edilen bir adam. Buna rağmen o gavuroğluydu, ben de gavuroğluyum.

DAS KAPITAL’İ ORİJİNALİNDEN ÖĞRENDİM

Babamın çarşıda bakırcı dükkanı vardı. Çok iyi bir ustaydı, hamam kazanlarını yapardı. Soyadımız oradan geliyor. Okumayı çok seven biriydim. Babam bunu takdir etti ve 1939 sonlarında İstanbul’a göçtük. Makine mühendisi olmak istiyordum, imtihanları kaçırdığım için hukuka girdim. Hukuktan Nurettin Savaştay sayesinde sosyalist bir çevreyle tanıştım. Fakülteyi 1944’te bitirdim. Notlarım iyi olduğu ve Fransızca bildiğim için ceza hukuku kürsüsünde asistanlığa başladım. Anayasa dersinde de Marksizmle bilimsel olarak karşılaştım. Marx ve Engels’i kendi dillerinden okuyabilmek için Almanca öğrendim.

TAMAMEN BİLİMSEL DUYGUSAL DEĞİL

Marksizme bilimsel olarak inandım, duygusal olarak değil. Onun için de hiçbir zaman bırakmadım. Bilimsel inanç insanı terk etmez. Komünistlerin görevi işçi sınıfını bilinçlendirmek ve bu bilinç çevresinde örgütlemektir. İllegalite olduğu için evlerde görüşürdük. Evim her akşam parti merkezi gibiydi, partililer toplanırdı. İçimizden birinin yanında çalışan bir işçi, patronuna ücret yüzünden kızıp karakola gitmiş. “Bu adam bize komünizm propagandası yapıyor, ‘Beyazıt Camii’ne kızıl bayrak çekeceğiz’ diyor” deyince, polis “Kimler gelip gidiyordu?” diye soruyor. Adam da sayıyor. 12 kişi tutuklandık 1948’de. 12 kişilik bir grup komünist tevkifatı diye yazdı gazeteler.

BASKIYLA EŞLERİMİZDEN AYIRDILAR

Bizi Sultanahmet’e götürdüler. Dokuz aya mahkum oldum, 10 ay yatıp çıktım. Cezaevinden çıktıktan sonra, 1950’nin başında TKP (Türkiye Komünist Partisi) üyesi oldum. Ben başvurmadım, teklif edildi. Sen gidip de, “Üye olmak istiyorum” dersen, o zaman seni polis ilan ederler. Avukatlık yaptırmadılar bana. Baro avukatlığımı kabul etti ama Adalet Bakanı üyeliğimi onaylamadı. Komünizmi haysiyet kırıcı (muhilli haysiyet) bir suç kabul etti, staj bile yaptırmadı. Eşlerimizi de rahat bırakmıyor, bizden ayrılmaya zorluyorlardı. 1946’da Büyüklanga’da kapı komşum Nuriye Hanım’la evlendim. Bakırköy Adliyesi’nde katipti, aynı zamanda hukuk fakültesinden talebemdi. Aşık oldum. Bana avukatlık yaptırmayan bakan, adliyede katip olan eşime benden ayrılması için baskı yaptı. Kadın çok direndi ama ayrılmak zorunda kaldık.

CEZAEVİ MÜDÜRÜNÜN NAZIM SEVGİSİ

Ceza hukuku asistanı olduğum günlerde suçlular üzerinde bilimsel bir anket yapılıyor. Avrupa çapında bir anket. Bana 8-9 cezaevi düştü. Nazım’ı (Hikmet) görmek için, Bursa cezaevine gittim. Hapisane müdürü adam öldürme ve ırza geçme suçlarını anlatıp “bir de büyük bir şairimiz var” dedi. Revir kısmına çıktık, Nazım orada... “İşte üstat” dedi. O müdür çok iyi bir adamdı. Dedi ki, “Almanlar, Bulgaristan’ı işgal edip Türk sınırlarına dayanınca Nazım’da bir tedirginlik hissettim. Çağırdım Nazım’ı; ‘Eğer Almanlar, Türkiye’ye saldırırsa bir silah sende bir silah bende dağa çıkarız’ dedim. O zaman rahatladı.” Akşamları Nazım’a modellik ettim, resmimi yaptı. 15 gün sürdü. O zamanlar bir cezaevi romantizmi vardı. İnsanlar Nazım gibi hapse girmek isterdi. Nazım bana hep şunu söylemiştir: “Önemli olan hapse girmek değil, dışarıda olmak ve insanları bilinçlendirmeye çalışmaktır.”

AKILLI OLMAK LAZIM; ATATÜRK İLERİCİYDİ

Mustafa Kemal hareketini ülkede Osmanlı İmparatorluğu’na nazaran ilerici, ulusalcı bir hareket olarak görüyorum. Antiemperyalist olmak temel kabulüm. Türkiye’nin bugünkü halini düşünün ve Atatürk hakkında ona göre karar verin. Akıllı olmak lazım. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı örgütledi, Atatürk sosyalist değildi. Fransız Devrimi’nin Türkiye’deki uygulayıcısıydı. Ben ondan sosyalizm beklemedim ama ondan sosyalizm bekleyenler sonradan çok karşı oldular ona.

TKP KENDİNİ FESHEDEMEZ

Bu TKP’ye oy vermem. Geleneklerine riayet etmediği için... 1989 yılında TKP feshedildi. Parti kendini feshedemez, tüzüğünde var. Parti hiçbir zaman kapanmamıştır, güvenilir insanlar onu harekete geçirir. Bugünkü TKP için bana geldiler, bu yetkiyi vermedik onlara da. Bu yetkiyi kendiliklerinden kullandılar. Bugünü eski TKP’nin devamı olarak görmüyorum. Ben TKP’nin yeniden kurulmasından yanayım. Legal olarak yani...

CONTA İŞİ YAPTIM

Askerlik yapmadım. Af çıktı o zaman; şu tarihe kadar askerlik yapmamış olanlar yapmayacak diye. Cezaevinden çıkışta ekmek parası peşine düştüm. Hayatımda hiç kimseye muhtaç olmadan yaşamaya çalıştım. Çıktım conta işi yaptım. Avrupa’dan ithal edemiyorlardı. Yerli conta üretiliyordu. İthalat başlayınca bu kez bir arkadaş gelip bir mermercinin yanında taş işi, kalemlik yapma önerisi getirdi. Küçük bir tornam olduğu için vazo filan yapmaya başladık. Ardından avize, içki kadehleri, fincanlar geldi...

Yorumları Göster
Yorumları Gizle