GeriKelebek The Grill, yeniden
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

The Grill, yeniden

Bilmem hatırlayacak mısınız ama bundan uzunca bir süre önce Tarabya'da nihayet bir et lokantasının açılmasını büyük bir keyifle karşılamıştım.

Kaliteli bir et lokantasının hepsi de birbirine benzemeye başlayan balık lokantalarıyla dolu olan Boğaz kıyısına daha başka bir canlılık getireceğini söylemiştim.

O yazının çıktığından bu yana The Grill'de birkaç kez daha yemek yedim.

Yemeklerin kalitesinden hiç taviz vermediler.

Restoranın sahibi Ömer Giray, deney yapmayı ve risk almayı seven bir insan.

Biraz da inatçı.

Çünkü ona aylardır diyorum ki mönünü bu kadar zengin tutma, sadece kebapçıya dönüş, bak o zaman işler nasıl da patlayacak.

Ancak o biraz sonra örnekler vereceğim mönüsünde ısrarlı.

Yani Türk kebapları ile ilgili çok güzel tad deneyleri yaparken aynı zamanda steak tartare ve somon kuşkonmazın da mönüde kalmasında ısrar ediyor.

Ortaya tabii biraz eklektik bir durum çıkıyor.

Ancak tabii bunun sağladığı önemli bir avantaj da var.

Klasik et lokantalarında sonuçta seçim yapma imkanınız kısıtlı.

The Grill'de ise masada bir kişi humus, içli köfte, lahmacun, ezme salata ile başlarken karşısındaki insan soğan çorbası ile başlangıç yapıp, antrikot cahasseaur ile devam edebilir.

Bu da tabii her damak zevkine hitap eden bir mutfak anlamına geliyor.

***

Ömer bey zorunlu olarak son derece maliyeti yüksek bir operasyonu sürdürüyor.

Ne Türk yemeklerinden vazgeçebiliyor ne de Fransız yemeklerinden.

Aramızdaki tartışma da burada zaten.

Ben, mönünün sadece Türk kebaplarına kaydırılması durumunda buranın iş hacminin kısa sürede üç veya dört misline katlanacağını savunuyorum.

Aslında o da aynı fikirde benimle.

Ancak diğer yemeklerin oluşturulmasına aylardır o kadar büyük emek vermiş ki, bunlardan vazgeçmeye gönlü dayanmıyor.

Bu nedenle de eklektik mönüde ısrarlı olacak bir süre daha. Ve bakacak, bakalım insanlar sahip çıkacaklar mı bu tür bir deneye.

Birkaç gün önce lahmacunları yapabilmek için gerekli olan fırını da koydurdu mutfağa.

Urfa'dan, Gazipantep'den ilave aşçıları da getirtti.

Anlıyacağınız mönünün kebaplar bölümüne ağırlık daha da fazla veriyor.

Ama dediğim gibi isteyen kuşkonmazlı somonunu da yemeye devam edebilecek.

Ben bu deneye ve ısrara destek verilmesinden yanayım.

Sonuçta herkesi tatmin edebilecek bir tad sunuluyor bu restoranda ve ortam da güzel.

Dahası rakı içmek istemeyenler ve şarap konusunda da titiz olanlar için mükemmel bu mekan.

Çünkü çok para bağlayıp, harika şaraplar satın almışlar.

İtalyan ve Kaliforniya şaraplarının en güzellerini de şarap mönüsünde bulabiliyorsunuz.

***

Mönüden birkaç örnek vereyim.

Başlangıçları yukarda anlattım, tekrara gerek yok.

Kebaplarda, büyük iskender, osmanlı kebap, adana kebap, sebzeli kebap, patlıcanlı kebap, ali nazik, tavuk kebabı, kaburga var.

Uluslararası mutfaklardan ise risotto, antrikot, pepper steak, robespier, fettucini milanez dikkatleri çekiyor.

Yeni kebap ağırlığına uygun olarak o gece bize harika bir künefe de ikram ettiler.

Urfa'dan aşçılar geleli henüz iki gün olmuştu.

Yani ustaların henüz daha mutfağa alışmalarına çok vardı.

Buna rağmen yeni çıkarılan lahmacun, içli köfte, kebaplar ve künefe gerçekten ağız sulandırıcıydı.

Dediğim gibi bu deneye destek olmamız gerekiyor.

Ağız tadınıza önem veriyorsanız, mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum

The Grill

Kefeliköy Caddesi 128 Tarabya, Kıyı Restoranı yanı.

Tel: (212) 299 26 66

Light yemekleri tanıyor musunuz?

Günlük hayatımızın bir parçası haline gelen ‘‘light’’ yiyecekler hakkında herşeyi biliyor muyuz? Light, diyet ya da kalorisi düşük olarak adlandırılan yiyecekler sağlığımıza ne derece zararlı? Marketlerin raflarını süsleyen hemen hemen her besinin ‘‘light’’ adı altında bir ikincisi ortaya çıkıyor. Peynir, tereyağı, mayonez, dondurma, reçel, şeker, bira ve birçok içeceğin ‘‘light’’ı artık bu raflardan evlerimize giriyor.

Light yiyeceklerin içerdikleri kalori miktarı normal yiyeceklere göre gerçekten oldukça düşük. Üreticiler bunu yiyeceklerin içerdikleri şeker ya da yağ oranlarını düşürerek elde ediyorlar. Böylece daha fazla besin tüketip daha az kalori alma imkanınız doğuyor. Light besinlerle hayvansal yağların tüketiminde de gözle görülür bir azalma hissediliyor.

Fakat bu yiyeceklerin de olumsuz yönleri bulunuyor. Yiyeceklerin gerçek tadı, kalorisi az besinlerdeki ile aynı değil. Bir de bu besinlerin içine şeker yerine konan suni ürünler var. Organizma bu ürünleri gerçek şeker gibi nitelendiriyor ve insülin bırakıyor, böylece kandaki şeker de düşüyor ve yeniden yeme isteği ortaya çıkıyor. Bu istek zamanla geçiyor ama tamamen yok olmuyor.

Yağ oranı azaltılmış yiyecekleri tüketirken de dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü bir yetişkinin vücudunu sağlıklı yaşayabilmesi için belli oranda yağa gereksinimi var. Gün içinde aldığı kalori miktarının yüzde 20-30'u yağlardan elde edilmesi gerekiyor. Bunun da üçte birinin hayvansal yağ olmasında ise hiçbir sakınca yok.

Televizyon aşçıları

ABD'de tv'lerde yemek programları Türkiye'dekinden çok daha fazla. Yemek yapma sanatı da televizyon hilelerine kurban gidiyor. New York Times Magazine'de bir yazıya ‘‘televizyondaki herşey gibi yemek de gerçek değil’’ başlığı atılmış. Amerikan tv'lerinde her türlü yemek programı var: Büyük şefler gösterişli yemekler yapıyor, anneanneler ev yemekleri pişiriyor, profesyonel aşçılarla amatör aşçılar yarışıyor, bazı programlar da Gülriz Sururi'nin ‘‘A la Luna’’ programı gibi bir ev mutfağı ortamında çekiliyor.

Amerikan televizyonları, yemek yapmaya meraklı insanların hevesini de kırıyor. Televizyon aşçıları kocaman bir havucu birkaç saniyede birbirine tam eşit sekiz küp halinde kesiveriyor ya da bir yumurtayı çırpıverip Himalayaların karlı tepelerine benzetebiliyorlar. Yazar vurguluyor: Özellikle saatle yarışan bu programlarda televizyon hileleri kullanıldığını seyircilerin bilmesi gerek.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle