Tarih yazmanın dayanılmaz hafifliği

Güncelleme Tarihi:

Tarih yazmanın dayanılmaz hafifliği
Oluşturulma Tarihi: Kasım 07, 2010 00:00

İpek şenoğlu... Adını internetin en güvenilir bilgi bankası Wikipedia’ya yazdığınız zaman, karşınıza çıkan ilk cümlenin Türkçe çevirisi şu: “Grand-slam oynayan ve dünya sıralamasında ilk 100’e giren ilk Türk tenisçi.” Eskişehir’de başlayan, dünya tenisinin zirvesinde devam eden bu başarı öyküsünü Harpers Bazaar dergisi sayfalarına taşıdı.

Haberin Devamı

Yılın üçte ikisini yurtdışındaki turnuvalarda geçiriyor ıpek şenoğlu. Buna, üniversite eğitimi için Amerika’da geçirdiği yılları da eklersek, İstanbul’a neden bu kadar hasret olduğunu anlamak pek de zor olmuyor. “İstanbul bence dünyadaki en güzel şehir. Turnuvalardan arta kalan zamanımda burada olmaktan mutlu oluyorum. Bu şehri o kadar çok seviyorum ki. şanssızlığım, bu kadar sevdiğim bir şehirde, o şehri doyasıya yaşayacak kadar zaman geçiremiyor olmam. Londra’yı, New York’u, Paris’i; İstanbul’u bildiğimden daha iyi biliyorum ve bu durum aslında beni mutsuz ediyor” diyor.

ABİMİ KISKANDIĞIM İÇİN TENİSE BAŞLADIM    

Merak edip soruyorum, o yıllarda kimse tenisle ilgilenmezken, nereden düşüyor bu sporun sevdası kalbine: “Aslında sporcu bir aileden geliyorum. Bunun, profesyonel hayatımın şekillenmesinde çok büyük payı var. Babam Eskişehir’deki bir tenis kulübünün başkanıydı. Ama asıl ilginç olanı, dedemin hayatı. Dedem Maden’de, ocaklarda çalışırken, oraya gelen ıngiliz mühendislerle ve onların aileleriyle tenis oynarmış. Benim dedemin, o dönemlerden, elinde tenis raketiyle çekilmiş fotoğrafları var. Çok isterdim torununun başarılı bir tenisçi olduğunu görmesini...”

Etkilenmenin nereden olduğu belli; ben, o tenise başlama kararını nasıl verdiğini merak ediyorum. “Aslında ağabeyim benden önce başlamıştı tenise. Babamın başkanı olduğu tenis kulübüne gider, babamla tenis oynardı. Ben de onları seyrederdim. Ama içten içe de kıskanırdım, babamın ağabeyimle bu kadar ilgilenmesini. Her şey bir kenara, tenise başlamamın altındaki insani sebep, babamın tüm ilgisinin bende olmasını istememdi.”

HEDEFİMİ SÖYLEDİM İNSANLAR BANA GÜLDÜ

Bu ülkede ilk olmak zordur. Hangi işi yaptığınızın önemi yoktur; eğer ilk olmaya çalışıyorsanız, doğal zorlukların yanında, etrafın oluşturduğu suni engellerle de mücadele etmek zorunda kalırsınız. ıpek şenoğlu için de farklı olmamış bu durum: “Tenise ilk başladığım gün, hedefimin Wimbledon oynamak olduğunu söyledim; insanlar güldü. Sadece gülmüş olmaları değildi sorun. Bir de bu ülke insanının gelişiminin önündeki en büyük engel olan ‘bugüne kadar yapılmadı sen mi yapacaksın’ düşüncesi vardı ki; bunu yıkmaktı en büyük amacım. Çünkü ben çocukluğumda, televizyonda olimpiyatları, dünya şampiyonalarını izlerken, orada neden bizlerden biri olmadığını düşünür, üzülürdüm. O yüzden, Naim Süleymanoğlu 1988 yılında olimpiyatlara damgasını vurunca, deliler gibi sevindiğimi hatırlıyorum. Naim kalıpları kırmıştı çünkü; bu ülkeden de spor tarihine geçecek insanlar çıkabileceğini göstermişti. Benim de amacım oydu; bu ülkede grand-slam oynayan ilk tenisçi olmaktı. Önüme çıkan engeller beni daha da güçlendirdi. Çünkü engellerden bıkan değil, engellerden beslenen, onları motivasyon kaynağı yapan biriyim.”

HAYATIM RİSK FAKTÖRÜ ÜZERİNE KURULU

Bireysel spor yapan bir kadınsa karşınızdaki, üstelik spora başladığı ilk günden bu yana, tüm kariyerini, aklındaki planlamaya göre adım adım oluşturmuşsa, bir düzen ve intizam takıntısı olduğunu düşünüyorsunuz ister istemez. “Grileri yaşayan bir insan değilim. Düzen konusunda da bu özelliğim ortaya çıkıyor. Bazen eve geliyorum, iki gün boyunca elimi hiçbir şeye sürmüyorum; ama bazen bir kriz anında iki gün durup dinlenmeden evimi toparladığım oluyor. Genel anlamda soruyorsan, düzeni düzensizliğe tercih ederim” diyor.
Risk alma konusunda ne düşündüğünü merak ediyorum. “Arabayla yolculuk ettiğini ve bir trafik ışığına yaklaştığını düşün. Işık o sırada kırmızıdan sarıya dönmek üzere. Hızını artırıp sarıda geçme ihtimalin de var; ama tam tersi, kırmızıda geçme riskin de var. Hangisini tercih edersin?” diye soruyorum:

“Hızımı artırır ve geçerim. Bu, aslında bana sorulacak bir soru değil. Ben hayatımı risk faktörü üzerine kurmuş biriyim. Ben bu ülkede tenis için gençliğimi riske ettim. Arkadaşlarım gezmeye, eğlenmeye giderken, ben bir gün sonraki antrenmanım için dinlenmeye çekiliyordum. Bu emeklerimin karşılığını alamama riskim de vardı ama bu beni hiç yıldırmadı.”

HER ŞEY HAYAL KURMAKLA BAŞLAR

İpek Şenoğlu, Eskişehir’de, babasının ilgisini çekmek için başladığı tenis kariyerinde koşar adımlarla ilerler. Önce Türkiye şampiyonlukları gelir, sonra üniversite eğitimi için Amerika’nın yolunu tutar. Tenis tarihimizi baştan yazacak gelişmeler de o zaman başlar: “Üniversite eğitimim için tenis bursuyla Amerika’ya gittim. Eskişehir’de raketi ilk elime aldığımda kurduğum Wimbledon hayallerinin aslında çok uzak olmadığını anladım. Üniversitelerarası sıralamada ülke birinciliğine kadar yükseldim.”

Küçücük bir kızken kurduğu o tatlı hayal, 2004 yılında gerçek olur. 2004 yılında katıldığı US Open’da üçüncü tura kadar yükselir. Bu, onu, ana tablodan grand-slam oynayan ilk Türk tenisçi yapar. Yıllar önce, Wimbledon hayali kurmuştur ve o hayalini de gerçekleştirir. 2009 yılında, tenisin en prestijli turnuvasında üçüncü tura kadar yükselir. Roland Garros ve Avustralya açıkta da boy göstererek, tüm grand-slam’lerde Türkiye’yi temsil eden ilk tenisçi olma mutluluğuna erişir. Ve dünya sıralamasında 52 numaraya yükseldiğinde, hem bunu başaran ilk Türk tenisçi olur hem de ülke tenisinin çıtasını yükseltir: “Her şeyin hayal kurmakla başlayacağına inanırım ben. Raketi elime ilk aldığımda kendime hangi hedefleri çizdiysem, hepsini gerçekleştirdim. Bu başarılar, Türkiye’de tenisin algısını değiştirdi. Aslında dünyanın başka yerlerinde yaşayanlardan hiçbir eksiğimiz olmadığını gördük. Bu, benden sonra gelen gençlerin işini de kolaylaştırdı.”

Haberin Devamı

İPEK ŞENOĞLU'NUN UNUTAMADIĞI 3 AN

* Venus Williams ile Boğaz Köprüsü’nde karşılıklı tenis oynamaları. Venus ile yaptıkları Kapalıçarşı turu.
* Bir turnuva sırasında Martina Navratilova ile tanışma planı yaparken, Navratilova’nın aniden soyunma odasına gelip, “Türk tenisçi sen misin?” diye sorup, İstanbul’u ne kadar sevdiğini anlatması.
* US Open yarı final maçından önce Kim Clijsters’in kızıyla olan konuşmasına şahit olması. Kızı annesinin yanına gelir ve “Anne, yenilsen de yensen de seni çok seviyorum” der. Clijsters’ın gözünden iki damla yaş süzülür.

Haberin Devamı


KENDİ ŞEHRİME KÜSKÜNÜM

Annemin yemeklerini çok özlüyorum. Köfteyi çok özlüyorum mesela. Eskişehirli olduğum için çiğ börek de vazgeçilmezlerim arasında. Eskişehir’e gitmeyeli beş sene olmuştur. Aslında biraz küskünüm şehrime. Çünkü bana Türkiye’nin tüm şehirlerinden davetler gelir; oralara gidip, örnek sporcu olarak tenisi sevdirmem için. Bu güne kadar Eskişehir’den bu yönde bir davet almadım. Oysa kendi şehrime çok daha yararlı olabileceğimi düşünüyordum.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!