GeriKelebek Sinema
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sinema

Altıoklar’ın banyosunda ne olabilir kiBanyoYön: Mustafa Altıoklar Oyn: Selçuk Yöntem, Seray Sever, Demet Evgar, Janset, Sermiyan Midyat, Arda KuralKOMEDİ / DRAMBANYOMustafa Altıoklar, Türk sinemasının son dönemdeki en üretken yönetmenlerinden biri. 90’lı yılların ikinci yarısında yükselişe geçen sinemamızın; İstanbul Kanatlarımın Altında, Ağır Roman ve O Şimdi Asker gibi gişe canavarı filmlerini yönetti. Asansör gibi deneysel çalışmalara imza attı. Banyo da bu kaygıyla çekilmiş bir film. Gül Abuz Semerci’nin aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanan film, ‘Bir banyoda ne olabilir ki’ sloganıyla tanıtılıyor. Hikaye üç banyonun kapalı ortamında geçiyor. Popüler oyuncu kadrosuyla dikkati çeken çalışmasında Altıoklar, üç ayrı çift arasında yaşanan ihanet zinciri özelinde, kadın-erkek ilişkilerini, aldatma olgusunu ve Türk toplumunun cinselliğe bakışını ele almak üzere yola çıkmış. Ancak iyi niyetlerle yola çıkmak yetmiyor. Popüler ile sanatsal olanı aynı potada eritmek, sinemada belki de en zor işlerden biri. Ne yazık ki, Altıoklar klostrofobik bir ortamda Türk toplumunun cinselliğe ve aldatma olgusuna bakışını, belden aşağı espriler ve defalarca kadraja sokulan Seray Sever’in göğüsleriyle özetlemekten öteye geçememiş. Röportajlarında ve basın toplantılarında dile getirdiği deneysel ve felsefi fikirleri, popüler olma kaygısını bir türlü aşamamış. Bir diğer ilginç nokta da; tamamı kapalı ortamda geçen, kameranın sürekli hareket ettiği, abartılı oyunculuğun ve aksiyonun ön plana çıktığı, temponun hiç düşmediği Banyo için Altıoklar’ın, ‘Minimalist film çektim’ demesi. Minimalist sinema nedir? Senaryosal ve kurgusal oyunlara başvurmadan, hayatın dingin ritmini yakalamak adına aksiyondan mümkün mertebe kaçmaktır. Biçimde ve görsellikte abartıya başvurulmaz. Nesnel yaklaşım ön plana çıkar ve kamera genelde durağandır. Bazılarının işkence olarak kabul ettiği 6-7 dakikalık tek plan çekimlere yer verilir. Minimalist sinemaya, Tarkovsky’nin Stalker ya da Nuri Bilge Ceylan’ın Uzak filmlerini örnek olarak gösterebiliriz. Kısacası karşımızda, çektiği filmin türünü bile adlandıramayan bir yönetmen duruyor. Oyunculara gelince... Sermiyan Midyat dışında oyuncuların performansları inandırıcılıktan yoksun. Özellikle Demet Evgar’ın abartılı oyunculuğu belli bir yerden sonra izleyiciyi rahatsız edici boyutlara ulaşıyor. Filmdeki mantık hataları ise yazmakla bitmez, ancak en büyük darbeyi final bölümündeki mantık hatası vuruyor. Oyunun yazarı Gül Abuz Semerci bile finalden memnun kalmadığını açıkladı. Altıoklar’ın basın toplantısında, Alejandro Gonzalez Inarritu’nun 21 Gram filmine yaptığı gönderme ise tam evlere şenlik bir açıklama. Inarritu filminde, insan ruhunun 21 gram olduğunu iddia ediyordu. Altıoklar’ın filminde ise karısını banyoda bir erkekle yakalayan Necmi (Burak Sergen), aldatan erkek Sinan’ın kilosunun 82 kilo 20 gram olduğunu öğreniyor. Ve Sinan’dan ereksiyon haline geçip tekrar tartılmasını istiyor. Sonuç 82 kilo 41 gram çıkıyor, yani 21 gram fark var. Üstün insan ütopyasına dair bir aksiyon filmiThe Island Yön: Michael Bay Oyn: Ewan McGregor, Scarlett Johansson, Djimon HounsouBİLMKURGU / GERİLİM / AKSİYONADAYıl 2119. Lincoln Six-Echo (McGregor), herkesin beyaz üniformayla dolaştığı, her şeyin üstün teknoloji ürünü olduğu ütopik bir tesiste yaşamaktadır. Lincoln de diğerleri gibi şans oyunlarını hatırlatan bir çekilişte gidilen, cenneti temsil eden ‘Ada’ya gönderilmeyi beklemektedir. Ancak diğerleri gibi tutsak bir beyne sahip değildir. Sürekli ‘Neden buradayım?’ sorusuna cevap aramaktadır. Lincoln çok geçmeden bir klon olduğunu ve kopyalandığı insana ‘yedek parça’ temin etmek için yaratıldığını öğrenir. Lincoln ve kız arkadaşı Jordan peşlerinde kelle avcılarıyla birlikte tesisten kaçmayı başarır. Ada, gelecekte hayatımızdaki bütün inanışları ve ahlaki değerleri altüst edecek genetik bilimin kışkırtıcı olasılıklarını konu alıyor. Peki böylesine derinlikli bir senaryo, Pearl Harbor ve Armageddon gibi büyük fiyaskolara imza atan, popüler sinemanın önde gelen isimlerinden Michael Bay tarafından yönetilirse ne olur? Michael Bay, genetik bilimin olası felaket senaryolarını, aksiyonda biraz aşırıya kaçsa da perdeye yansıtmayı başarmış. Filmde; 100 metreyi 8 saniye altında koşan, IQ’su Stephan Hawking’e taş çıkartan üstün insan ütopyasının gerçekleştiği, klonlardan alınan taze organlar ile ölümsüzlüğe doğru gidildiği geleceğe dair birçok tartışmayı gayet şık aksiyon sahneleri eşliğinde izliyorsunuz. Üstelik film, Trainspotting ve Yıldız Savaşları I-II filmlerinin asi İskoç oyuncusu Ewan McGregor ile Bir Konuşabilse’deki harika gülüşüyle hafızalara kazınan güzeller güzeli Scarlett Johansson gibi yetenekli oyunculara sahip. Ada’nın dezavantajları yok mu? Tabii ki var. Örneğin aksiyon sahneleri John Woo filmlerini aratmayacak kadar fazla. Süre gereksiz yere uzatılmış. Final sahnesinde ölümsüz bir Hollywood klişesi sizleri bekliyor. Birçok spor ve otomobil markasının gizli değil açık açık reklamı yapılıyor. Ancak tüm eksilerine rağmen Ada, gerek etkileyici senaryosu, gerekse temposu yüksek olay örgüsüyle tartışmasız haftanın en iyisi. Özgürlüğü yücelten müzikal bir şölenAs It Is In Heaven Yön: Kay Pollock Oyn: Michael Nyqvist, Frida Hallgren, Axelle Axell DRAMcennetin müziğiDünyaca ünlü orkestra şefi Dareus, kalp krizi geçirince küçük bir kasabada inzivaya çekilir. Tabii bu haber, kasabada hızla yayılır ve Dareus ev kadınlarının ağırlıkta olduğu kasabadaki kilise korosunun şefliğini üstlenmek zorunda kalır. Kısa zamanda doğal karizmasıyla sadece koroyu değil, tüm kasabayı etkisi altına alır. Ancak Dareus’un sıra dışı eylemleri kasabanın tutucu sakinlerinin tepkisini çekmekte gecikmez. Bu yıl En İyi Yabancı Film dalında İsveç adına Oscar’a aday gösterilen Cennetin Müziği, muhafazakár değer yargıları karşısında bireyin sonsuz özgürlüğünü savunan, daha önce defalarca işlenmiş bir konuya sahip. Ancak Kay Pollock bu bildik konuyu, dramatik yönü ağır basan, o kadar etkileyici bir dille anlatıyor ki, sinema eleştirmenleri bile ön gösterimde salonu gözyaşları içinde terk etmek zorunda kaldı. Pollock, sadece bireysel özgürlüğü savunan bir filme imza atmamış. Katı Katolik değer yargılarına getirdiği eleştiriler de sağlam bir felsefi altyapıya sahip. Filmin bir diğer felsefi tartışma konusu ise; ‘Gerçek müzik nedir?’ sorusu. Tek bir notanın bile hatalı basılmadığı kusursuz orkestraların şefliğini yapan Dareus’un yıllardır peşinde koştuğu gerçek müziği amatör bir kilise korosunda bulması gerçekten etkileyici. Cennetin Müziği, her şeyiyle insanoğlunun varoluş nedenleri üzerine kafa yormaya yönelten bir drama. En azından bu filmi izledikten sonra, hayatınızı gündelik rutin kaygılara nasıl köle ettiğinizi daha iyi anlayacaksınız. Bu filmi kaçırmak hata olur. HAFTANIN DİĞER FİLMLERİTatlı Cadı Be witched Yönetmen: Nora Ephron Oyuncular: Nicole Kidman, Will Ferrell, Shirley MacLaine ROMANTİK KOMEDİİskelet Anahtar The Skeleton Key Yönetmen: Iain Softley Oyuncular: Kate Hudson, Gena Rowlands, Peter SarsgaardGERİLİMTerketme Sanatı Un fil a la patte Yönetmen: Michel Deville Oyuncular: Emmanuelle Béart, Charles Berling, Dominique BlancKOMEDİ Otostopçunun Galaksi Rehberi Hitchhiker’s Guide to The Galaxy Yönetmen: Garth Jennings Oyuncular: Martin Freeman, Zooey Deschanel, Mos Def Bilim-Kurgu MaceraBombon El Perro Yönetmen: Carlos Sorin Oyuncular: Juan Villegas, Walter Donado, GregorioDramSon Sosyalist MitterrandLe Dernier Mitterrand Yönetmen: Robert Guediguian Oyuncular: Michel Bouquet, Jalil Lespert, Philippe FretunBİYOGRAFİBak Kim GelmişGuess Who Yönetmen : Kevin Rodney Sullivan Oyuncular : Bernie Mac, Ashton Kutcher, Zoe SaldanaKOMEDİ