GeriKelebek Sigara içenleri gettolarda toplasak da RAHAT ETSEK
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sigara içenleri gettolarda toplasak da RAHAT ETSEK

Sigara içenleri gettolarda toplasak da RAHAT ETSEK
refid:12370998 ilişkili resim dosyası

İstanbul Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nde kurulması planlanan sigara odasına, Sağlık Bakanlığı izin vermedi. Bir sigara odasının bile dumansız hava sahası içine alınması gerektiğine karar verdiler.

Dumansız hava sahası uygulamasına toptan karşı çıkanın aklından şüphe ederim, aksini savunacak değilim. Ama bakanlık, sigara içenlerin de hakları bulunduğunu, bu ülkede sigara satın almanın, içmenin yasadışı bir faaliyet olmadığını, Türkiye’de 26 milyon insanın sigara tiryakisi olduğunu unutmuş ya da umursamaz görünüyor.

Ya da acaba sigara bağımlılığını bir tür kapris veya şımarıklık gibi mi algılıyorlar. Yeterince sıkı yasaklarlarsa bir sabah herkes kendiliğinden temiz ciğerlerle uyanacak diye mi umuyorlar.

Sanırsınız burası Türkiye değil de, refahın tavan yaptığı bir Kuzey Avrupa ülkesi. Her şeyimiz doğru, bir bu ters, o yüzden bu kadar sıkı, kararlı ve anlayışsız önlemlerle bu tersliği düzeltmeye çalışıyorlar. Bu arada pek çok Avrupa şehrinin havaalanlarında sigara odası bulunduğunu hatırlatmak isterim.

Üstelik başka hiçbir şeyden değil, uçakların bazen saatlerce rötar yaptığı, uçuşların aktarmalarla yeri geldiğinde bir buçuk gün sürdüğü, sıkı güvenlik önemleriyle uzun sıraları geçip bir kere kendinizi içeri attıktan sonra bir daha çıkamadığınız dış hatlar terminalinden bahsediyoruz. Alana uçuştan en az iki saat önce gitmek gerektiğini de hatırlatmak isterim. Bu hesapla örneğin New York’a uçan biri 15 saat ağzına sigara süremeyecek demektir.

Benim bildiğim kadarıyla uçuş sırasında olay çıkaran yolcu olursa kaptan inisiyatif kullanıp uçağı acil indirme hakkına sahip, hava ulaşımı böyle de nazik bir şey. Ve siz o uçağa belki günde iki paket sigara içen birini, 15 saat yoksun kalmak üzere bindiriyorsunuz.
Oldu olacak tüm tiryakileri şehir dışındaki gettolarda toplayalım da gözümüzün önünden toptan çekilsinler.

TİRYAKİNİN YOKSUNLUK BELİRTİLERİ

Ruhsal durumda dalgalanmalar
Uykusuzluk
Hırçınlık, sinirlenme ya da öfkelenme
Anksiyete
Konsantrasyon güçlüğü, dalgınlık ve dikkat dağılması
Huzursuzluk, yorgunluk, bitkinlik, isteksizlik
Kalp hızında azalma

Sevgilisinden ayrıldı hayatını satılığa çıkardı

Jasper Joffe, ABD doğumlu İngiliz bir sanatçı. Bu yıl 33 yaşına girdi ama 2009 ona pek de uğurlu gelmedi. Önce 5 yıllık sevgilisi onu terk etti, ardından da yıllardır bağlı olduğu galeri.
Enkaza dönen hayatını gözden geçirirken, her şeye baştan başlamaya karar verdi ve tüm hayatını satılığa çıkardı. Sadece eserlerini değil, her şeyi, elbiselerini bile. Ve bunu da bir sanat olayına çevirmeyi ihmal etmedi, adını da “Satılık Hayat” koydu.
İngiliz basınına verdiği demeçlerde “Kişisel ve profesyonel hayatımda bir kriz dönemindeydim. Ama benim için aynı zamanda çok da özgürleştirici oldu. Hayatımdaki hiçbir şeyin sandığım kadar önemli olmadığını gördüm” demiş.
Bu aynı zamanda bir tür orta yaş krizi sanatçı için. Çünkü kendi yaşında ölen ama kısa ömründe pek çok şey başarmış diğer insanları düşünmüş ve yeni bir hayat kurmaya karar vermiş.
Açık artırmaya sanatçının üzerindeki giysiler, telefonu, anahtarları ve cüzdanı dışında her şey çıktı. Aralarında Henry Kissinger’ın imzalı bir kitabı da bulunuyor.
İlk duyduğunda insana hafiflik hissi veren bir fikir. Ancak biraz düşününce ve satılan eşyaların listesine bakınca bu kadar hafiflik fazla dedim. Anılardan ve tüm geçmişten kurtulunca geriye kalan kişi başkası olur sanki. Gerçi Joffe’un tüm istediği de bu zaten. Bir de kurtulmanın yolu satmak mıdır?

NELERİ SATTI

100 tablo, 200 çizim, sayısız eskiz defteri, tüm fırçaları, dolabındaki tüm giysiler, aralarında Tracey Emin’in de bulunduğu başka sanatçılara ait eserler, 800 kitap, mutfak eşyaları, tüm elektronik eşyalar, antika oyuncaklar, bugüne kadar kendisine gelen tüm hediyeler ve anılar, fotoğraf albümleri, kişisel mektupları.

Meğer kırık kalpten ölmek mümkünmüş

Karınızdan, kocanızdan boşandığınızda, sevgilinizden ayrıldığınızda dostlarınız sizi “Üzülme, hayatın sonu değil ya” diye avuturlar ya, meğer ayrılık hayatın sonu olabiliyormuş.
ABD’li kardiyolog Dr. Holly Andersen, travmatik ayrılıkların, çok sevilen birinin ölümünün, kısacası kırılan kalbin ölümcül sonuçlar doğurabileceğini söylüyor.
Bu tip durumlarda vücut aşırı stres hormonu salgılıyor. Yatkınlığı bulunan bünyelerde hormon seviyesi yükseldiğinde kalp krizlerine, hayatı tehdit edecek aritmilere veya sahte kalp krizlerine yol açabiliyor.
Bu sonuncusu Japonya’da tanımlanmış, seyrek rastlanan bir durum. Adına takı-tsubo sendromu deniyor, daha çok Japonya’da rastlanıyor. Menopozdaki kadınlarda görülme oranı daha fazla. Tüm belirtileri kalp krizine benziyor.
Ölümler için söylenecek bir şey yok, ama kendi isteğiyle gidenin ardından kendinizi fazla hırpalamayın, bakın ucunda ölüm olabiliyor.

Offline ilişkiler kurmak lazım

Eskiden ilgisiz babanın karikatürize edilmiş şekli, kahvaltı masasında gazeteye gömülmüş erkekti. Şimdi gazetenin yerini dizüstü bilgisayar, Blackberry ya da Iphone telefonlar aldı. Sırf erkekler değil tabii, kadınlar da hayatını bilgisayar başında online sosyalleşerek geçiriyor.
MSN’e veya Facebook’a günün hangi saati girersem gireyim birilerine rastlıyorum. Sabahın köründe çayını içmeden başına oturup, yatağa bilgisayarıyla giren arkadaşlarım var. Pek çok arkadaşımı yıllardır görmedim, ama hayatlarında ne olup bittiği en ince detayıyla biliyorum. Tatilde nereye gittiklerini, ne yediklerini, ne dinlediklerini, son zamanlarda yeni birileriyle tanışıp tanışmadıklarını, gün içinde dalgalanan ruh hallerini takip edebiliyorum. Bu iyi bir şey gibi görünüyor ama biraz daha offline yaşasak belki yüz yüze görüşme fırsatı yakalayabilirdik. Ama bir yandan bu durum işimize de geliyor tabii. Hiç bir emek harcamadan arkadaşlıklarımızı koruyabiliyoruz. Kim şimdi onca koşuşturma arasında buluşmak için zaman ayarlayacak, kalkıp gidecek, en az bir saatini ayıracak? Oysa her gün düzenli olarak sosyal ağlara girmek, yarım yamalak bir Türkçe ve pek çok sembolle hatrını sormak çok daha kolay.
Tatilde bakıyorum, plaja laptopla gelen yığınla insan var. Yanlarında aileleri, sevgilileri, eşleri olduğu halde kafalarını ekrana gömmüşler, kimseden çıt çıkmıyor. Çıkan tek ses tuşların sesi.
Konuşarak iletişim kurma becerim de körelmeye başladı sanki. Derdimi yazarak daha iyi anlatmaya başladığımı fark ediyorum.
Romantik ilişkilerin bile büyük bölümü online devam ediyor. Online flört ediyor, kavgaya tutuşuyor ve hatta yollarımızı ayırıyoruz. Oysa insan karşısındakinin gözüne bakmadan, sesindeki tonu duymadan dediklerini doğru anlayabilir mi?

Yorumları Göster
Yorumları Gizle