Saklı Yalnızlıklar

Güncelleme Tarihi:

Saklı Yalnızlıklar
Oluşturulma Tarihi: Nisan 07, 2012 00:30

Desinler... İstedikleri kadar yalnız değilsin, desinler. Işıklar söndükten, gözkapakları kapandıktan sonra aslında hepimiz biraz yalnızız. Belki bazılarımız diğerlerinden biraz daha yalnız ama yalnızlıkları fark etmek de o kadar kolay değil. İşte saklı yalnızlıklarımızı anlatan bir tiyatro oyunuyla bir şiir kitabı.

Haberin Devamı

Gül: Pepiniere Tiyatrosu, Paris. Sahnede tek başına bir kadın var. Tahta bir bankın üzerinde birkaç kitap, bir su bardağı ve sürahinin etrafında oturan bir kadını,‘Rose’u izliyoruz. ‘Bent’ oyununun yazarı Martin Sherman’ın yazdığı ‘Rose’, 2000 yılında Olivier Ödülüne aday olmuş. Oyunda ‘Rose’u üç Moliere ödülü sahibi, Fransız tiyatrosunun yaşayan efsanesi Judith Magre canlandırıyor.
Rose’un hayatı 1920 yılında Ukrayna’da başlıyor. Polonya’daki Varşova kamplarından ve soykırımdan kurtulup İsrail’e giden, daha sonra Amerika’da Atlantic City ve Miami Beach’de hayatını sürdüren bu eşsiz kadını izlerken 85 yaşındaki büyük oyuncunun ‘Rose’ karakteriyle özdeştiğini fark ediyoruz. Judith Magre sadece canlandırdığı karakterlerle özdeşmekle kalmayıp tiyatro seyircilerini baştan çıkarması ve onları sahneye çekme başarısıyla da tanınan bir oyuncu. ‘Rose’ (Gül) oyununda seyirciler Judith Magre’ın etkisi altına girdikleri gibi mizahın yardımıyla XX. yüzyılda başlayan ve günümüze kadar süren, zorluklarla dolu bir hayat hikayesine, dolayısıyla bir anlamda XX. yüzyıl tarihine tanık oluyorlar.
Tiyatro tutkusu, zekası, duruşu, oynadığı duyguları ve sesiyle kusursuzluğa ulaşan Judith Magre rolünde eşsiz. Kuvvetli, inançlı, modern bir kadının kendi tarihinden yola çıkarak anlattığı hikayede Judith Magre’ın nüanslarla dolu performansını izlerken bir an bu kadının aslında başından beri yalnız olduğunu hissediyorsunuz. Bir insanın yalnızlığını hissetmemiz için sesin yükseltilmesine de, gözyaşlarına da ihtiyaç yok zaten... Eğer oyuncu yeterince başarılıysa verdiği duyguyla da, sessizlikleriyle de saklı bir yalnızlığı yaşadığını anlayabilirsiniz. Judith Magre ‘Rose’da işte bunu ve çok daha fazlasını başarıyor...
Adrienne’in Ardından Amerika’nın önemli şairlerinden Adrienne Rich’i geçen hafta kaybettik. Ülkesinde 800 binin üzerinde şiir kitabı satan 82 yaşındaki şair politik görüşleriyle de  tanınıyordu. Kadın özgürlüğü hareketinde rol alan ve hayatı boyunca ırkçılık, cinsel ayrımcılık ve eşcinsel düşmanlığı üzerine kafa yoran Adrienne Rich, ülkesinin politikalarını eleştirmiş, 2003 yılında (Amerika’nın Irak’ı işgali sırasında) Beyaz Saray’daki bir şiir konferansına katılma davetini ve 1997 yılında Bill Clinton’ın kendisine vermek istediği madalyayı reddetmişti.
Yazdığı şiirlerde işlediği konu ne kadar ağır olursa olsun Adrienne Rich, şiir sanatından ödün vermiyor. Politikle kişiseli harmanlamakta usta olan ve çok sevilen bu şairin 1986 yılı kitabı ‘Your Native Land, Your Life’da ‘Sources’ adlı bir şiiri var. ‘Sources’da şair babasıyla hesaplaşıyor. Şair babasının kuvvetli ve küstah bir adam olduğunu, ancak zaman içinde onun acı çektiği için böyle bir adam olduğunu anladığını söylüyor (s.9).  Babasının saklı yalnızlığını keşfeden şair acı çekmeye son vermek içinse insanın dünyayı ve dünyadaki yerini bilmesi gerektiğini, ancak o zaman ‘kadınca’, ‘kuvvetli’ yaşanabileceğini yazıyor (s.27).
Ve kitabın 96. sayfasındaki ‘Contradictions’ şiiri...
“Geçenlerde rüyamda babamı gördüm,
Onu bulduğumda eski bir sandalyeye oturmuştu, yaşıyordu.
Galiba bana söylediği şuydu,
Ne kadar yalnız olduğumu bilmiyorsun.”
Çok hızlı bir tempoda yaşadığımız hayatlarda çevremiz ne kadar kalabalık olursa olsun, bazılarımız çok yalnız; bazılarımız yalnızlıklarını saklayabiliyorlar; bazılarımız ise ne kadar yalnız olduklarının farkında bile değiller...

FRÖST

Haberin Devamı

Astor Piazzolla’dan bahsetmişken, büyük müzisyenin aramızdan ayrılmasının ardından tam 20 yıl geçtiğini bilmem fark ettiniz mi? 4 Temmuz 2012’de Tango Nuevo’nun kurucusu, Arjantinli müzik dehasının ölümünün yirminci yılı elbette onun ölümsüz tangolarıyla kutlanacak. Fransız akordeoncu Richard Galliano ‘Piazzolla Forever’ albümüyle Arjantinli ustaya saygı duruşunda bulunurken genç kuşaktan müzisyenler de bu büyük müzik adamının eserlerini çalmaya devam ederek onun müziğini yaşatıyorlar.
1970 İsveç doğumlu Martin Fröst müzik dünyasının en iyi klarinet ustaları arasında yer alıyor. Müzik ve dansın neredeyse bütün çocukluk anılarını süslediğini söyleyen Martin son albümünde hem müzikle dansı, hem de kendilerini kanıtlamış müzik dehalarıyla şimdilik ‘belirsizlikle, sanatsal zafer’ arasında kalma riskini alan günümüz bestecilerini biraraya getiriyor. Caz, klezmer, tango ve techno müziğine yer verdiği son albümü ‘Dances to a Black Pipe’da Fröst, Aaron Copland, Witold Lutoslawski, Anders Hillborg, Frederik Högberg ve kardeşi Göran Fröst gibi çağdaş müzik bestecilerinin eserlerini çalarken Johannes Brahms’ın ‘Macar Dansları’ ve Ástor Piazzolla’nın ‘Oblivion’ından da vazgeçmiyor. Avustralya Oda Orkestrası’yla ‘Oblivion’ı çalan Martin Fröst’ün yorumunu bıkmadan, defalarca dinleyebilirsiniz... Mart ayında Los Angeles Philharmonic  Orkestrası’yla üç konser veren Fröst’ün ‘Vocalise’, ‘Smile’ ve ‘Nature Boy’ yorumları içinse 2010 yılı albümü ‘Fröst & Friends’e başvurmak gerekiyor...

GÜNEY

Haberin Devamı

1968’den beri müzik dünyasında olan Fiorella Mannoia’nın sesinin son 40 yıldır İtalya’dan çıkan en iyi seslerden, yorumunun ise ülkeden çıkan en iyi yorumlardan biri olduğu konusunda pek şüphe yok. Ülkesinin en sevilen sanatçıları arasında yer alan Romalı Fiorella’nın son albümleri İtalya’da hep platin plakla ödüllendirildi. Başarılı yorumcunun son albümü ‘Sud’ bu yıl İtalya’da piyasaya çıkan en iyi iki üç albümden biri. Pino Aprile’nin ‘Terroni’ kitabından etkilenerek yeni albümünü yaptığını söyleyen Fiorella Mannoia’nın ‘Sud’unu diğer albümlerden farklı kılan nokta ise Fiorella’nın hem sözleriyle hem de müziğiyle güneyi anlatıyor. Farklı kültürlerin birarada yaşama klişesi bu kez büyük bir başarıyla hayata geçiyor ve müzik İtalya’dan Senegal’e ve Arap ülkelerine kadar ulaşıyor ve bu zaman zaman aynı şarkıda gerçekleşiyor. Ivano Fossati ve Luca Barbarossa gibi başarılı sanatçıların bestelerinin yer aldığı albümde en çok ilgi çeken şarkılar ‘Io Non Ho Paura’, ‘Non e un Film’ ve kapanışta yer alan Astor Piazzolla’nın bestesi ‘Torno al Sud (Vuelvo al Sur)’. Albümün sürprizi ise Senegalli konuk Natty Fred ve Torinolu rapçı Frankie hi-nrg’nin yer aldıkları ‘Non e un Film’ şarkısında Fiorella ilk kez rap yapıyor... Fiorella Mannoia’nın 21 Mart’ta Napoli’de başlayan ‘Sud’ turnesi 23 Mayıs’ta Varese şehrinde sona erecek. Fiorella 24 Mart’ta akşamı Roma’da Palalottomatica’da verdiği konserde dünyanın güneyinde kalan ve acılarına her zaman ortak olmadığımız insanlar için söyledi. Konserin sonunda geçen günlerde kaybettiğimiz ve ülkemizde de ‘Caruso’ şarkısıyla tanınan Lucio Dalla’nın ‘Cara’ şarkısını seslendiren Fiorella Mannoia dakikalarca ayakta alkışlandı...

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!