GeriKelebek Sahnede çırılçıplak
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sahnede çırılçıplak

Sahnede çırılçıplak
refid:21305587-spot ilişkili resim dosyası

Bu yaz Queer New York Festival kapsamında sahnelenen ‘Pâquerette’ dans gösterisinde eksik olan bir şey vardı: Kostümler! Size inanması güç gelecek belki, ama Arjantinli Cecilia Bengolea ve Fransız François Chaignaud tarafından hazırlanan ‘Pâquerette’de tüm dansçılar çırılçıplaktı...

Olay sanat gündemini hayli meşgul etti. Hatta geçen hafta The New York Times gazetesi ‘dansta çıplaklık’ tartışmasını sayfalarına taşıdı. Biz de merak ettik. Acaba dansta çıplaklık bu noktaya gelinceye dek, hangi evrelerden geçilmişti? Çıplak dansçılar ilk kez 1965 yılında, ‘Parades and Changes’ adlı gösteriyle sahneye çıkmış. O gün çıplaklığa ‘edepsizlik’ diyen izleyici, bu sene ‘Pâquerette’i kaçırınca “Keşke biz de izleseydik” diyor. Nereden nereye...

STRİPTİZ ŞOV ESTETİKLEŞTİ

Londra’da bundan yaklaşık elli yıl önce insanlar striptiz kulüplerine cinsel meraklarını gidermek için gidiyorlardı. Kulüplerde çırılçıplak dans edenler özgürlüklerini değil, cinselliklerini sergiliyorlardı. Fakat bir gün bu amaçla gidenler beklentilerinin karşılığını alamadılar. Çünkü sahnedeki şov, bu kez erotik bir anlam içermiyor, ilk defa çıplak bir vücut erotik bir obje olarak gösterilmiyordu. Bir erkek ve kadının çıplak vücutları müziğin içinde kayboluyor, bir bütün oluyor ve adeta düet yapıyordu. Bu tam anlamıyla insan doğasının güzelliği, vücudun estetiği ve özgürlüğüydü! Striptiz kulüpte dikkatleri üstüne çeken dansçı çiftimiz, daha sonra geleneksel İskoç dansları için çok önemli olan The Royal Caledonian Balosu’na bile davet edildiler.
Balenin değişmez kurallarına tepki olarak 20. yüzyılın başlarında gelişen modern dansın amacı vücudun doğal duruşundan yararlanmak, rahatlamak, bedeni daha da özgürleştirmekti. Tarihten alıntıladığımız bu olay da, modern dansı özgürleştirme yolunda büyük bir adım aslında.
Çünkü dansta çıplaklık, vücudun en doğal halinden yararlanma sürecinin aşamalarından... Bu özgürlük, daha sonra baletlerin dünyasını da değiştirecek, ‘Anadan doğma’ deyişi adeta baştan yaratılarak sahne özgürlüğü için verilen savaş kazanılacaktı!

İLK ÖRNEK ‘PARADES AND CHANGES’

Dansçı ve koreograf Anna Halprin, 50 yıldan fazlasını geleneksel dansa meydan okuyarak geçirdi. Amacı, insanları bedenen ve zihnen özgür bırakmaktı. Ve insanlara beynin vücudu, vücudun da beyni nasıl kullanabileceğini öğretmek. Halprin, bir grup insandan oluşan ‘Parades and Changes’i 1965 yılında sahneye çıkardı. Fakat dansta adım adım kıyafetler çıkarıldığı için sonrasında büyük bir skandal yaşanmıştı. Kimileri ‘edepsizlik’ diye bağırdı, kimileri de ‘vücut özgürlüğü’ diye. Bunun üzerine Halprin, durumu; “Bu, sahnedeki çıplaklığın başlangıcı. Bu, sahnede sadece bir yer bulma” diye yorumladı. Durum böyleyken acaba gelecekte ne olacaktı? Acaba o zaman halk sahnedeki çıplaklığa nasıl tepki verecekti? Halprin ve Fransız koreograf Anna Collod tarafından, ‘Parades and Changes’ Şikago MCA Stage’de 2009 yılında tekrar sahnelendi. Tema yine aynıydı; vücudun estetiği, özgürlüğü... Fakat bu kez izleyenlerin tepkileri oldukça normaldi. Yorumlar, “Zaten çıplak dansçıları bekliyorduk” şeklindeydi. ‘Edep’ ya da ‘özgürlük’ tartışmaları, yerlerini dansın içerdiği ‘insanlık ve kültür kavgaları’ gibi mesajlara bıraktı.

MASUMİYETE GERİ DÖNÜŞ

Arjantinli koreograf Cecilia Bengolea ve Fransız François Chaignaud tarafından hazırlanan ‘Pâquerette’, New York’ta 2012 yazında Queer New York Festival kapsamında izlendi. ‘Pâquerette’ etkileşimin yoğunluğu içinde çocukluklarına dönerek masumiyeti yeniden keşfeden bir kadın ve erkeğin düetini anlatıyordu. Dans sırasında çıplak halde, bebekler gibi ağır ağır emekleyip sürekli temas hâlindeydiler. Hatta daha iyi hissedebilmek için birbirlerinin üzerlerine bile çıkmışlardı. Bunu yaparak vücuttaki gerginliğin ve algılamanın fotoğrafı veriliyordu. Aldıkları pozisyonlarla kimi insanda erotizmi çağrıştırıyor ama aslında bu yolla etkileşim halinde olma yollarını, insan vücudunun algı gücünü, hissetmeyi, tanımayı gösteriyorlardı. Günümüzde gösteriyi izlemeye gidemeyenler, ‘Keşke bunu görseydik!’ diyorlar.

ACILAR ELİNDE OYUNCAK OLDU

Koreograf Keith Hennessy’nin, Joseph Beuys’tan yaptığı alıntıyla, “Dünyadaki yaralar iyileşmez” mesajını veren ‘Crotch’ adlı solo şovu 2009-2010 yıllarında sahnelendi. Hennessey, bu çalışmasında sanatın politikada nasıl bir rol oynadığını gösterdiğini düşünüyor. Hennessy, çırılçıplak oturduğu sandalyenin etrafına izleyicileri topluyor ve kan rengindeki iğnesiyle izleyicilerin giysilerindeki ipliklerle taze yaralarını dikiyordu. İzleyicilerin dibine kadar girdikleri çırılçıplak dansçıda dikkat ettikleriyse, adamın ruhunun acı içinde kıvranması oluyordu. Gösteri bitiminde, açılan yaraların mental bozukluğa sürüklediği dansçının elinde bir oyuncak, saf bakışlarla sağır dilsiz bir şekilde sandalyesinde oturuyor, izleyicilerin hissettiğiyse acıma hissi oluyordu.

ÇIPLAK VE SİLAHSIZ

Özgürlüğün sınırlarını aşan çalışmalardan bir diğeri Christophoner Williams’ın ‘Gobleddygook’ adlı çalışması, New York’ta Dance New Amsterdam sahnesinde 2010 yılında gerçekleştirildi. ‘Gobleddygook’, insanların ölüm endişesini gideren, Budist ayinlerinin düşsel versiyonunu canlandıran bir danstı ve sahnede dansçılara kostüm olarak tenleri, bedenleri eşlik etti. Danslarında çıplak halde savunmasız bir çocuk gibi içlerine kıvrılıp acı çektiler. Endişelerinin içinde kayboldular. Resmen çıplak halleri silahsız, ne kadar çok çaresiz ve korku içinde olmalarını anlatıyordu.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle