GeriKelebek Sadrazam torunu Darülaceze’de
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    4
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sadrazam torunu Darülaceze’de

Sadrazam torunu Darülaceze’de
refid:3796581 ilişkili resim dosyası

Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’in sadrazamlarından Mehmet Sait Paşa’nın torunu Nimet Seba, son derece ihtişamlı bir yaşam sürdü. Ancak ailesinin yaşadığı ekonomik kriz, tüm yaşamını altüst etti. Seba 4 yıldır Kayışdağı’ndaki Darülaceze’de kalıyor.

Abdülhamit’in sadrazamlarından Mehmet Sait Paşa’nın torunu Nimet Seba, bugün 90 yaşında... Pırıltılı bir yaşamın sonunda hayatını Darülaceze’de sürdürmek zorunda kalan Seba, 1916 yılında ailenin tek kız çocuğu olarak 4 erkek kardeşten sonra dünyaya gelmiş. 7 aylıkken ailesiyle birlikte tüm saray mensupları gibi ülke dışına sürgüne gönderilmiş. Cenevre’ye yerleşen aile, tek kızları Nimet Seba’yı saray kurallarına göre yetiştirmiş. Seba, Avrupa’nın en iyi okullarında dünyanın dört bir yanından gelen prens ve prenseslerle birlikte okumuş.

İlk ve orta öğrenimini Cenevre’de tamamlayan Seba, ailesinin Brüksel’e taşınması üzerine üniversite tahsilini orada yapmış. Edebiyat okuyan Seba, antik Yunanca’ya duyduğu ilgi nedeniyle Fransızca ve İtalyanca’sının yanına bu dili de eklemiş. Çok kitap okuyan Nimet Seba, entelektüel kişiliğiyle olduğu kadar güzelliğiyle de nam salmış. Öyle ki yolda görenler "Gerçek olamaz" diye laf atıyorlarmış.

Seba’nın zarafeti, üniversiteyi bitirdiği yıl, mezuniyet törenlerinde asillerin balo kıyafetlerini hazırlamak için Paris’ten Brüksel’e gelen modaevlerinin sahiplerinin de dikkatini çekmiş. Kendisine Paris’te mankenlik yapması için teklif götürmüşler. Seba önce babasından çekinmiş. Ancak darboğaz içinde olan aile bu teklife fazla direnememiş. Seba’nın babası "Dekolte giymeyecek" şartıyla Parisli 3 modaeviyle kontrat imzalamış. "Ben bikini de giyerdim, ama ne yapalım babamın şartı böyleydi" diyen Seba, büyük defilelere çıktığı Paris’te hem kardeşlerini okutmuş hem de yüksek lisans yapma fırsatı bulmuş.

"POURQUOİ TU NE MANGES PAS?"

Seba ailesi yurttan ayrıldıktan ancak 15 yıl sonra özel izinle İstanbul’a dönebilmiş. Yazları İstanbul’a gelen aile, Büyük Tarabya Oteli’nde kalıyormuş. Aynı otelde kalan Cumhuriyet gazetesinin sahibi Yunus Nadi ve ailesi ile de böylece tanışmışlar. Yunus Nadi, babasından Nimet Seba’yı oğlu Nadir Nadi’ye istemiş. Nimet Seba, "Babam çok kibar bir adamdı. Evet demek zorunda kalmış" diyor.

Böylece Nimet Seba ve Nadir Nadi, Büyük Tarabya Oteli’nde düzenlenen görkemli bir törenle nişanlanmışlar. Ancak Nimet Hanım bu nişanlılık işine hiç ısınamamış: "Nadir ile birlikte at biniyor, tenis oynuyor, denize giriyorduk. Arkadaşlığını çok seviyordum. Fakat asla áşık olamadım. Nadir çok güzel keman çalardı. Pek kibar bir adamdı ama biraz züppeydi. Ben o zaman çok zayıftım ve yemekte zorlanıyordum. Bana bir gün yemekte devamlı ’Pourquoi tu ne manges pas’ diye sorup durdu. Ben de en sonunda sinirlenerek ’Neden devamlı Fransızca konuşuyorsunuz?’ dedim. Bir gün de asansörde çıkıyoruz. Elimi tuttu. Kızdım. Belki sevseydim kendimi öptürürdüm de..."

SARAY GELENEKLERİ GEREĞİ BİR DAHA EVLENEMEDİ

Seba nişanlılığı daha fazla sürdüremiş ve takıları annesinin kucağına bırakarak, "Ben nişanı atmak istiyorum" demiş. Babasından çekindiği için de "Babam kızar mı" diye sormuş. Annesi "Baban Yunus Bey’in hatrını kırmamak için evet dedi. ’Nasıl olsa benim kızım bu nişanı atar’ diyordu" diye cevaplayınca, derin bir oh çekmiş.

Nadir Nadi’den ayrılmasından kısa süre sonra, büyük aşkla bağlanacağı Tunus asıllı kimya mühendisi Habib Bey ile evlenmiş. İstanbul’a yerleşen çift günlerini Paris, Brüksel, İstanbul üçgeninde sürdürmüş. Habib Bey eşini o kadar çok kıskanıyormuş ki, dışarıdan görünmesin diye evlerinin camlarını koyu renk boyalarla boyatmış. Ancak bu mutluluk kısa sürmüş. Evliliklerinin 6. yılında Habib Bey bir trafik kazasında ölmüş. Nimet Seba da saray geleneklerine göre bir daha hiç evlenmemiş. Kendisini yeğenlerinin eğitimine adamış.

Çok sevdiği yabancı yazarların çevirilerini yapmaya başlayan Seba, aynı zamanda yeğenleri ile birlikte İstanbul ve Londra’da merkezleri olan bir film şirketi kurmuş. Ancak şirket iflas edince Seba’nın Nişantaşı ve Beylerbeyi’ndeki evleri ve tüm mülkleri haczedilmiş. Gözleri görme yeteneğini yitirdiği için çeviri de yapamayan Nimet Hanım, 4 yıl önce Darülaceze’ye sığınmış. Yeğenleri hayatta... Seba "Maddi durumları olsa beni bir saniye burada tutmazlar" diyor.

Ölmeden başkanla tanışmak istiyor

Nimet Seba’nın tek şikayeti kitap okuyamamak... "El radyosundan yabancı ajansları takip ediyorum" diyen ve yaşadığı ışıltılı hayatın izlerini üstünde mağrur bir ifadeyle taşıyan Seba, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Biz çok yukarılardan düştük. Ancak babam bizlere ’müteyeddin’ (inançlı) olmayı öğretmiştir. Tek isteğim ölmeden başbakanımızla tanışmak."

Yorumları Göster
Yorumları Gizle