GeriKelebek Refik Bey’in ciğerini delen soru
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Refik Bey’in ciğerini delen soru

Refik Bey’in ciğerini delen soru
refid:21691802 ilişkili resim dosyası

Tanburi Cemil’in öğrencisi, Türk Müziği’nin önemli bestecilerinden Refik Fersan, 27 Mayıs Darbesi sırasında 68 yaşındaydı. Radyoda sözleşmeli çalışıyor, Hamparsum notasıyla yazılmış eski eserleri günümüz notasına aktarıyordu. Radyonun yönetimindeki binbaşı, Fersan’ı çağırdı. “Sen ne iş yaparsın” diye sordu, galiz sözler söyledi. Odadan çıkan Fersan fenalaştı. Evine dönüp yattı ve bir daha iyileşemedi. O gün akciğerine kurşun gibi saplanan, beş yıl sonra pneumothorax’tan ölümüne sebep olan soruyu ve sonrasında yaşadıklarını eski yazıyla kaleme aldığı anılarına yazdı. Gazeteci Murat Bardakçı, günümüz Türkçesine aktardı. Arşivindeki bilgilerle zenginleştirdi, 1995’te yayımladı. Pan Kitap, ‘Refik Bey’in güncellenmiş ikinci baskısını geçen hafta piyasaya çıkardı. Kitapta Atatürk’ten Tanburi Cemil’e pek çok kişiyle ilgili gözlemler, anılar yer alıyor.

TANBURİ CEMİL ÇALDI, BÜLBÜL DİNLEDİ

1908 ilkbaharının mehtablı, sakin bir gecesi idi... Göztepe’deki köşkümüzün bahçesinde feryad eden bülbülün nağmeleriyle mestolan hocam Tanburi Cemil Bey, içinden gelen büyük bir tehâlük ve iştiyakla kemençesine sarılarak, Segâh makamında bir taksime başlamıştı. Bir taraftan bize oldukça uzakta öten bülbülün şakrak feryâd ve figanı, diğer taraftan ona cevap veren büyük dâhinin elindeki kemençenin hazin, muhrik (yakıcı) ve ilâhi nagme ve giryanı karşısında vec ve istiğrak-ı âşıkhane (âşıkhane bir şekilde dalma, kendinden geçme) içinde mest-i lâ-ya’kıl (sızmış, sarhoş) kalan bizler, bilâihtiyar gözlerimizden dökülen yaşları zaptedemiyorduk. (...) İlahi nağmelerin teshiriyle biraz ötede öten bu sevimli hayvan yavaş yavaş bize yaklaştı... Altında oturduğumuz gül ağacının kemençenin tam karşısındaki dalının ucuna konmuş, artık ötmüyordu. Kemal-i sükûn ve huşû ile kemençe dinliyordu. Her taksimin sonunda gaşyolan (kendinden geçen) bülbül evvelâ hafif nüvazişlerle yalvarıyor, niyâz ediyor; bu temenni nazar-ı itibare alınmazsa canhıraş feryadlara başlıyor, ağlıyor, tehdid ediyor, zorla ahenge devam ettirmek istiyodu. Cemil Bey gibi rakik ve merhametli bir sanatkar bu âşık-ı şûrideyi (perişan aşığı), hem de bizleri tarife imkânı olamayn manevi bir hâlet-i ruhiyye içinde surûr ve şadmâniye gark etmişti... 

YAZDIĞIM KİTAPLAR KONSERVATUVARDA KAYBOLDU

Darülelhan’da (konservatuvar) benden bir metod istediler. Dört kısımlık mufassal bir tanbur metodu ile nazariyat-ı musıki kitabı yazdım. Bütün makamlarlausuller, misalleriyle, şedleriyle, transpozisyonlariyle ayrı ayrı gösterilmiş, tasnif olunmuş idi. Encümen, bu eserin derhal tab’ ve neşrine karar verdi. Bir senelik büyük emeklerlemeydana gelen bu eser, bir gün zarfında ortadan yok oldu. Nasıl yok oldu, Allah’tan başka kimse bilmez! Aşırıldı, gitti. Bütün encümen heyeti tarafından, başta Ziya Paşa olmak üzere araştırmalar yapıldı, muallimin ve müstahdimin sorgalara çekildi, koca defter buhunamadı. Günlerce ağladım, müteessir oldum, lanet ettim. Bana, “Allah başka keder vermesin, tekrar yazarsınız” denildi. İşte aradan 30 sene geçtiği halde bir türlü yazmak zevkini hissedemedim.

SÜRGÜNDEKİ İSTANBULLUYU ÖLDÜREN KONSER

1931 tarihinde, Atina’da Olimpiyadlar yapılıyordu. Said Çelebi’nin dalâletiyle, bizim sporcularla beraber Haız Kemal, Vamık, Cennet Hanım ve ses kraliçesi Hudadad Şakir Hanım’la Atina’ya gittik. Konserlerimiz e bilhassa saz esekrlerimizden Musahabat-ı Musikiye ve Nikriz Saz Semaisi ile Sirto ok adar alkışlandı ki, salondaki Venizelos (Başbakan) bizzat tebrik etti. (...) Konser hakkındaki salâhiyetdar ilim adamlarının yazıları ve kritikleri, bir gün sonra çıkan bütün gazetelerde, bilhassa Patris ve Elefteravima gazetelerinin ilk sahifelerinde büyük resimlerimizle neşrolunmuştu. (...) Umumun arzusu üzerine, Mösyö Venizelos’un himayesinde Olimpiad Opera Tiyatrosu’nda ikinci konseri daha verdik. Daha mükemmel oldu. Eski Kadıköylülerden, Atina belediye Reisi’nin validesi de gelmiş. O kadar ağlamış ki “Şimdiden sonra öldem de gözüm arkada kalmaz” demiş ve locasında heyecandan ölüvermiş...

200’Ü AŞKIN ŞARKI 60’A YAKIN SAZ ESERİ

- ‘Benim Gönlüm Bir Kelebek’, ‘Seninle Yaşar Gönül’, ‘Seneler Geçti Haber Yok Senden’ gibi tanınmış eserlerin bestecisi Refik Fersan, İstanbullu bir ailenin oğluydu. İkinci Selim’in sadrazamı, damadı Siyavuş Paşa’nın soyundan geliyordu.
- Maliye Nezareti’nde çalışan babasını bir yaşında kaybetti.
- Dönem sanatçılarının hamisi, annesinin yeğeni Mabeynci Faik Bey’in evinde büyüdü.
- Galatasaray Lisesi’nde Tevfik Fikret, Ahmed Rasim’in, özel müzik derslerinde Tanburi Cemil ve Levon Hanciyan’ın öğrencisi oldu.
- 1917’de ailesi tüm servetini yitirince, hayatı boyunca kıt kanaat yaşaması gerekti. Ankara ve İstanbul radyolarında, İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda görev yaptı.
- Mısır, Yunanistan, Irak, Macaristan’da konserler verdi.
- Anılarının önemli bölümünü 1938-50 arasında yaşadığı Ankara’da yazdı.
- 1965’te, İstanbul’da, 72 yaşında vefat ettiğinde geride 200’ü aşkın şarkı, 60’a yakın saz eseri bırakmıştı.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle