Prof’u konservatuvardan Dr’si hekimlikten ALÁEDDİN YAVAŞÇA

Güncelleme Tarihi:

Prof’u konservatuvardan Dr’si hekimlikten ALÁEDDİN YAVAŞÇA
Oluşturulma Tarihi: Nisan 23, 2006 00:00

Prof. Dr. Aláeddin Yavaşça ne yardan ne de serden vazgeçti. Hem iyi bir müzisyen hem de hekim oldu. İki işine aynı ciddiyet ve önemle sarıldı. Karvizitindeki "Prof" unvanı konservatuvardan, "Dr" ise hekimlikten kaynaklanıyor. Ama ikisini birbiriyle karıştırmadı, ayırmayı tercih etti. Hastane kapısından girerken, yanına sadece kadın hastalıkları ve doğum uzmanlığını aldı. 54 bilimsel yayın yaptı.

Sayısını bilemediği kadar asistan ve uzman yetiştirdi. Bu arada 607 eser besteledi. 25 taş plak, 15 adet 45’lik, bir uzun çalar, seçilmiş beste ve icralarından 15 CD’si yayımlandı. Çocuklara musikiyi sevdirmek için 14 çocuk şarkısı... Gazino sahnelerine hiç çıkmadı. Radyo ve salon konserleriyle, plaklarla yetindi. Onun için "Musiki icrası ibadet etmek gibi." Birlikte çalıştığı sanatçılar ve öğrencilerden aynı saygıyı bekliyor. Sesi ve besteleriyle unutulmazlar arasına giren 80 yaşındaki delikanlı, Haliç Üniversitesi Konservatuvarı’nda haftada iki gün repertuvar ve üslup dersleri veriyor. Beğendiği güfteleri bestelemeyi sürdürüyor.

Soyağacı 17. yüzyılın ikinci yarısına kadar uzanan Kilisli Hacı Cemil ile Enver Yavaşça’ın en küçük çocuğu olarak 1 Mart 1926’da Kilis’te dünyaya geldi. Salime, Saliha, Sezai, Cemalettin, Nezihe’den sonra doğan Aláeddin, kendi ifadesiyle ailenin tekne kazıntısıydı.

Çocukluğunda Kilis’te kabul günleri şimdikilerden farklıydı. Kek, börek eşliğinde altın biriktirmek yerine müzik icra edilirdi. Aláeddin’in annesiyle üç ablası da salı günleri konuklarıyla musiki yapardı. Abla Salime notayla ut çalar, Saliha da güzel sesiyle okurdu.
/images/100/0x0/55ea4816f018fbb8f875ce10


Baba Hacı Cemil Efendi de müziğe meraklıydı. Sesi güzeldi. İstanbul’dan Kilis’e kayıtlar, plaklar getirtirdi. Her kuşluk vakti, yüksek sesle okuduğu Kur’an-ı Kerim yankılanırdı evlerinde. Aláeddin, babasına gelen kayıtları iki kez dinledikten sonra ezberledi. Çocuk yaşlardan itibaren kulağında müzikle birlikte, Dedesi Kilisli Şair Yavaşçazade Sezai Efendi’nin şiirleri de yer etmişti.

3. SELİM’İN YÖRÜKSEMAİSİ BÜYÜLEDİ

Kilis Kemaliye İlkokulu’nda 4’üncü sınıf öğrencisiyken, abla ve ağabeylerinin biyoloji ve müzik hocası Zihni Çelikalp’le tanıştı. Bu karşılaşma hayat yolunu da çizdi.

Babasının yakın arkadaşı Çelikalp, evlerine her gelişinde "Hacı Bey yeni plak var mı" diye sorardı. Bir gelişinde babası en küçük oğlundan yeni gelen plaklardan birini seslendirmesini istedi. Aláeddin, 3. Selim’in yörük semaisini seslendirdi. Çelikalp, çocuktaki yeteneği sezse de o gün bir şey demedi. Ertesi gün biri Aláeddin’e armağan, diğeri kendine ait iki kemanla geldi. 2 yıl boyunca keman çalmayı öğretti.

Kilis ortaokulundan sonra Konya’ya gitti, bir yıl Konya Lisesi’nde yatılı okudu. Oradan (1943) ağabeylerinin de okuduğu İstanbul Erkek Lisesi’ne geçti. Bu arada aile de İstanbul’a yerleşmişti.

Lisede kanun çalmaya merak sardı, ders almaya başladı. Edebiyat öğretmeni Hakkı Süha Gezgin, Vakit Gazetesi’nin başyazarıydı. Neyzendi ve musikiye sevdalıydı. Öğrencileriyle söyleşerek yaşama hazırlamayı severdi. Bir sohbet sırasında Aláeddin’in müzik bilgisini fark etti. Evinde haftanın iki günü düzenlediği fasıllara gelmesini istedi.

İlk fasıla babasıyla gitti, sesiyle katıldı topluluğa. Kanunda henüz öğrenciydi. "Musiki öğretimini en iyi hazırlayan sistem, fasıl sistemidir" diyen Yavaşça, meşk akşamlarının ortamlarını en küçük detaylarıyla hálá hatırlıyor: "Meşk edilen odanın ortasında masa, üzerinde kitaplar ve sigara için yasemin ağızlıklar, boy boy neyler... Kanepenin bir tarafında Hakkı Süha Gezgin neyini üflerken, diğer taraftaki fasılın hocası Dr. Selahattin Tanur hiç notaya bakmadan çalardı."

1944-52 arasında bu fasıllara aralıksız katıldı. Bütün usulleri, musikiyi tam anlamıyla orada öğrendi.

İSTANBUL RADYOSU’NDAGEÇEN 43 YIL

Sadettin Kaynak, Münir Nurettin Selçuk, Dr. Suphi Ezgi, Hüseyin Saadettin Arel, Zeki Arif Ataergin, Nuri Halil Poyraz, Refik Fersan, Mes’ud Cemil, Ekrem Karadeniz, Süleyman Erguner, Dr. Selahattin Tanur’dan feyz aldı. İstanbul Üniversitesi Korosu, İstanbul Belediye konservatuvarı, İleri Türk Musikisi konservatuvarı gibi kuruluşlarda icra yeteneğini ve musiki bilgisini geliştirdi. Konserlerde en ağır eserleri okumaktan çekinmedi. Çok beğenildi.

Sonra bir gün deneme yayınları yapan İstanbul Radyosu’na üniversite korosu olarak davet edildiler. Eski müzisyenler bu gençleri "müstehzi bakışlarla" karşıladılar, "toy" dediler ama kendilerini kabul ettirdiler. Nitekim 1950’de açılan sınavı kazanıp İstanbul Radyosu’nun ilk solistleri arasına katıldı.

TIP VE MUSİKİBİRBİRİNDEN MEMNUN

İleriki yıllarda radyonun danışma, denetleme, repertuvar kurullarında önemli görevler üstlendi. Koro yöneticiliği yaptı. Türk musikisinde ilk devlet konservatuvarının kurucuları arasında yer aldı. 1976’dan itibaren Türk Musikisi Devlet Konservetuarı’nın yönetim kurulu ve öğretim kadrosunda çalıştı. 1980’de İTÜ Türk Musikisi Devlet konservatuvarı’nda profesörlüğe atandı.

Radyoda 43 yıl çalıştı. 30’un üzerinde kadın ve erkek solist yetiştirdi. Musiki çalıştığı solist ve korolara hep aynı şeyi söyledi: "Musiki icrası ibadet yapmaktır." Aynı duyguları onlardan da bekledi, provalarda aynen ibadette olduğu gibi disiplin aradı, konuşulmasını istemedi. Yurtdışında da çok sayıda konser verdi.

1945’te liseyi bitirdiğinde, bir diğer hayali olan doktorluğu yapmak için İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi sınavlarına girdi ve başarılı oldu. 1951 yılında mezun olup, aynı üniversitenin 1’nci Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği’nde Ord. Prof. Dr. Tevfik Remzi Kazancıgil’in yanında ihtisas yaptı. 1955’te uzman olduktan sonra askerliğini Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi’nde tamamladı.

Hayatında ne okul ağır basıp müziği boşverdi ne de tersi oldu. Okula hiç ara vermedi: "Tıp da insana dayanıyor. Duygularımla örtüşüyordu. Zaten musikiyle tıp birbirinden çok memnundu. Hep kol kola yürüdüler."

Tam 40 yıl aktif hekimlik yaptı. Sırasıyla, Zeynep Kamil, Taksim İlkyardım, Şişli Etfal, Vakıf Gureba, Haseki Hastanelerinde uzmanlık, şeflik ve başhekimlik gibi farklı görevlerde çalıştı. 1980’de ABD’de Johns Hopkins Üniversite Hastanesi’nde idarecilik ve aile planlama kurslarına gitti.

ZEKİ MÜREN OLMADIDOKTORU KANDIRALIM

"Sarhoş eğlendirmek istemiyorum. Musiki benim için ciddi iş, akademik düzeyde bir çalışma" diyerek gazinoların sahne tekliflerini reddetti. Ama 1956’da aldığı teklif, doğrusu unutulur gibi değildi.

Maçka Küçükçiftlik Parkı’ndaki gazinonun patronu Mahmut Anlar, dönemin parlayan isimlerinden Zeki Müren’le anlaşma imzalamak üzereydi. Müren kuliste tasarımını yapacağı bir havuz istiyordu. Talebi kabul edildi, inşaat başladı. Müren, her gün gelip, çalışmayı denetliyordu. Havuz dönemin parasıyla 275 bin liraya maloldu. İş bitince Müren’den sözleşmeye imza atması istendi. "Yarın avukatımla geleceğim" diyen Müren, rakip gazinoyla anlaşınca Mahmut Anlar ne yapacağını şaşırdı, bunalıma girdi. Yavaşça’yı da tanıyan arkadaşlarından biri öneride bulundu: "Paranın açamayacağı kapı yoktur. Bir yolunu bulup, doktoru kandıracağız."

O sıralarda Zeynep Kamil Doğum Hastanesi’nde çalışan Dr. Yavaşça’ya assolist olarak sahneye çıkması için gecede 3 bin lira teklif edildi. Bu astronomik bir ücretti. Çünkü o yılların assolisti Müzeyyen Senar’a 1500, Zeki Müren’e 1250 lira ödendiği söyleniyordu. Dr. Yavaşça’nın cevabı kesin oldu: "Parayla hiç işim olmadı. Ben musikiyi satmam, sarhoş eğlendirmem." Dr. Yavaşça’ya yapılan teklifte ses ve icrasının güzelliği kadar, dönemin radyo dergilerinde Müren’e rakip gösterilmesinin de önemli rolü vardı.

Sahneye çıkmayı reddettiği gibi, film tekliflerini de geri çevirdi. Oyunculuk ayrı bir uğraştı, farklı bir yetenek istiyordu. Ancak Arzu ile Kamber, Tahir ile Zühre filmlerinde erkek sesinin okuduğu şarkıları Yavaşça, kadın sesininkileri Müzeyyen Senar seslendirdi. Sadece o kadar.

Bir Aşka Düştüm, Boğaziçi Şen Gönüller Otağı, Artık Bu Solan Bahçede Bülbüllere Yer Yok, Geçmesin Günümüz Sevgilim Yasla, Bana Nasıl Vazgeç Dersin, Gönlümün Bülbülüsün Aşk Bahçemin Gülüsün, Ne Günah Etse Açılmaz İki Gönlün Arası, Ne Bildim Kıymetin, Ne Bildin Kıymetim gibi çok sayıda tanınan şarkısının yanı sıra, mevlevi ayini ve ilahi formunda eserler, marşlar da besteledi. Hisar, Evcára, Rahat’ül Ervah klasik tamılar ve Segah, Dügah, Kar’ı Natıklar besteledi.

İTÜ Konservatuvarı’nda öğrenci yetiştirmeyi sürdürürken, 2 yıl önce yaş haddinden emekli olmak zorunda kaldı. Sonra Haliç Üniversitesi kadrosuna katıldı. Öğrenci yetiştirmeyi şimdi bu kurumda sürdürüyor.

EŞİNİN YAZDIĞI 27 ŞİİRİ BESTELEDİ

"Artık Bu Solan Bahçede Bülbüllere Yer Yok" gibi sayısız eserin bestecisi Aláeddin Yavaşça, geçtiğimiz ay 80’inci yaşını kutladı. Eşi Ayten Hanım ile 1960’lı yıllarda başlayan tanışıklığı, 1976’da hayat arkadaşlığına dönüştü. 50 yaşındaydı, eşiyle çocuk sahibi olmamaya karar verdiler. Şimdi kedileri Şeker ile mutlular. Aláeddin Bey, eşi Ayten Hanım’a ait 27 şiire beste yaptı.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!