GeriKelebek Padişahı, depremden namaz kurtardı
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Padişahı, depremden namaz kurtardı

Padişahı, depremden namaz kurtardı
refid:3403475 ilişkili resim dosyası

İzmir’de önceki gün yaşanan depremin çok daha kuvvetlilerini İstanbul asırlar boyunca yaşamış, özellikle 1509’un 10 Eylül’ünde meydana gelen deprem şehrin altını üstüne getirmişti. Deprem yüzünden yeni inşa edilmiş olan Topkapı Sarayı da hasar görmüş, zamanın hükümdarı İkinci Bayezid’in dairesi yıkılmış ve padişah canını ibadet maksadıyla erkenden kalktığı için kurtarabilmişti. Sultan Bayezid, sarsıntıların devam etmesi üzerine Edirne’ye yerleşecekti.

İstanbul, İzmir’de önceki gün yaşanan depremin çok daha şiddetlisini tarihi boyunca bir çok defa yaşamıştı. Şehrin fethinden sonraki ilk büyük deprem İkinci Bayezid’in hükümdarlığı zamanında, 1509’da yaşanmıştı. Deprem o kadar yıkıcıydı ki, halk arasında ‘kıyamet-i sugra’, yani ‘küçük kıyamet’ olarak adlandırılmış, sarsıntılardan korkan zamanın hükümdarı İkinci Bayezid de Edirne’ye kaçmıştı

Şehri fethetmemizden sonra birkaç büyük yangınla karşılaşmış, ancak 1509’a kadar depremle tanışmamıştık. Şehir, 10 Eylül 1509’da, gece büyük bir depremle sallandı. İnsanlar ne olduğunu anlayamadan bütün şehir harap oldu. Dönemin yerli ve yabancı kaynaklarına göre 5 ile 10 bin kişi ölmüş, bir o kadar kişi de yaralanmıştı. Depremin gece meydana gelmesinden dolayı ölü sayısı çok fazlaydı ve sağ kalanlar haftalarca sokaklarda yatmışlardı.

En büyük hasar, camilerdeydi. 109 adet cami tamamen yıkılmış, ayakta kalan camilerin hemen hemen hepsinin minaresi tahrip olmuştu. Yıkılan 1070 evin yanısıra surlar da hasar görmüştü. İstanbul’un o dönemdeki en büyük iki camii olan Fatih ve Bayezid’de hasar çoktu. Kubbeler ve sütunlar tahrip olmuş, ayrıca camilerin yanlarında bulunan medreselerle hastanelerin bazı kısımları yıkılmıştı. Kaleler de depremden etkilenmişlerdi. Rumelihisarı’nda, Anadoluhisarı’nda ve Anadolu Kavağı’ndaki Yoros Kalesi’nde tahribat vardı.

Depremden nasibini alan yerler arasında Topkapı Sarayı da vardı. Zamanın hükümdarı İkinci Bayezid’in yatak odası çökmüş ama padişah dua maksadıyla önceden kalktığı için canını kurtarabilnişti. Sarsıntılar ve yıkıntılar padişahı o kadar korkmuştu ki, on gün boyunca sarayın bahçesinde kurulan çadırda kaldı ve sonra soluğu Edirne’de aldı.

Halkın hayatı da altüst olmuştu. Halk, kıyamet zamanının geldiğini düşünüyordu. Ama, sarsıntıların halk üzerindeki en önemli tesiri, barınma meselesiydi. 1070 adet evin yıkılmış olmasına rağmen bazı evlerde hiç hasar yoktu ancak artçı depremlerin bir buçuk ay devam etmesi halkın evlerine girmesini engellemişti. Çadırlarda zorlukla barınan ve korku içerisinde yaşayan İstanbullular yiyecek ve içecek temini konusunda da zorluklarla karşılaştılar.

İlk korku atlatıldıktan sonra Osmanlı İmparatorluğu’ndaki en büyük karar alma mekanizması ve zamanın hükümeti olan Diván-ı Hümayun toplandı. Devlet büyükleri feláketin izlerinin ortadan nasıl kaldırılacağını tartışıp ek vergi alınmasına karar verdiler. Her evden 22 akçe ek vergi alınacak ve İstanbul yeniden imar edilecekti.

İstanbullular, işçi ve malzeme temini çok zaman aldığı için, 1509 kışını derme çatma yerlerde ve büyük zorluklar içerisinde geçirdiler. Başkentteki imar faaliyetleri 1510 Mart’ının sonlarında başladı ve kısa bir süre sonra, Haziran ayında bitirildi. İnşaatlar, Mimar Hayreddin’in kontrolü altında yapılmış ve şehir sıfırdan tekrar inşa edilmişti.

Sultani Kereviz


Kerevizler bir parmak kalınlığında ve yuvarlak şekilde kesilir. Tencerede altı bardak su ilávesiyle haşlanır, çıkartılıp bir tepsiye dizilir ve üzerleri kavrulmuş kıymayla kaplanır, kıymanın üzerine de eritilmiş kaymak dökülür. Kızgın fırında penbeleşinceye kadar pişirilip kavrulmuş soğan rendesi ve karabiberle karıştırılır. Sonra, bir çorba kaşığı un tereyağında ezilerek kızartılır, üzerine ağır ağır süt iláve edilir ve karışım kerevizlerin üzerine dökülür. İnce rendelenmiş kaşarla servis yapılır.

Sorular ve cevaplar (Mehmet Nuri YILMAZ)

Özürlü kime denir, nasıl abdest alır, özrü sebebiyle elbisesine bulaşan necasetin hükmü nedir?

M. Ergün Emre/Ankara

- Dinmeyen burun kanaması, yaradan kan sızması, idrar tutamama, devamlı kusma, kadınların hayız ve nifas dışındaki akıntısı gibi bedeni rahatsızlıklar, en az bir namaz vakti süresince devam etmesi halinde, özür olarak kabul edilmiştir. Böyle olan kimseye de özürlü denir.

İslam dini kolaylık dinidir; kişiye gücünün üstünde yük yüklemez. Bu nedenle özürlü sayılan kişilerin ibadetlerini yerine getirebilmeleri için onlara kolaylıklar getirmiştir. Özürlüler, her vakit için abdest alır ve mazeret teşkil eden rahatsızlığından başka abdest bozan bir hal meydana gelmedikçe, bu abdestle o vakit içerisinde dilediği gibi namaz kılar, Kuran-ı Kerim’i okur ve diğer ibadetlerini yaparlar. Namaz vaktinin çıkmasıyla veya başka abdest bozan bir halin meydana gelmesiyle özürlü kimsenin abdesti bozulur. Özür, bir namaz vakti boyunca hiç meydana gelmezse, özür ortadan kalkmış olur ve o kimse özür sahibi olmaktan çıkar.

Özürlü kimseden akan kan, irin, idrar gibi şeylerin çamaşıra bulaşması halinde, bundan kaçınılması mümkün değil ve temizlendiğinde tekrar bulaşacaksa yıkamadan namaz kılınabilir. Fakat tekrar bulaşmayacaksa, yıkanması gerekir.

Pijama ile namaz kılınabilir mi?

Burhan ATMACA/AYDIN

- Temiz olmak şartıyla pijama ile de namaz kılınabilir.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle