O konuşunca herkes susuyor

Güncelleme Tarihi:

O konuşunca herkes susuyor
Oluşturulma Tarihi: Kasım 10, 2007 00:00

Onun için trend lideri diyorlar. Barbara Kennington konuşmaya başladığında Giorgio Armani, Michael Kors ve Calvin Klein gibi usta tasarımcılar susup, not defterlerini çıkarıyorlar.

H&M, Kmart ve IKEA onun dergilerine düzenli olarak abone oluyor. Moda fuarlarının en fazla talep edilen konuşmacılarından biri. Modada sanatın ve ticaretin tam olarak nerede buluştuğunu çok iyi biliyor. Hem tasarımcılara hem de şirket yöneticilerine ilham veriyor. Moda tasarımı okudu, bir süre kendi markası için çalıştı. 1998’de Marc ve Julian Worth kardeşler ile birlikte Worth Global Style Network’ü (WGSN) kurdu.

WGSN moda, tasarım ve stil endüstrileri için online danışmanlık veren bir sistem. Trend analizi yapıyor, tüketici eğilimleri hakkında araştırmalar yayınlıyor, stil adına dünyanın neresinde ne oluyor düzenli olarak haber veriyor. Dünyadaki tüm moda markaları ve aynı zamanda modaya dokunan işler yapan teknoloji, otomotiv ve kozmetik markaları WGSN’ye üye. Üstelik her biri yılda tam 12 bin 500 sterlin (yaklaşık 30 bin YTL) ödüyorlar.

Barbara Kennington için moda dünyasının kraliçesi desek abartmış olmayız. Elinde çok büyük bir güç tutuyor. Örneğin bu kış bütün tasarımcılar gri bir koleksiyon hazırladıysa bu onun iki yıl önce griyi çağrıştıracak hikayeler anlatmasından kaynaklanıyor. Kennington falcı ya da medyum olmadıklarını söylüyor: "Kehanette bulunmuyoruz. Dünyada olup biteni çok iyi analiz ediyoruz" diyor. 13-14 Aralık 2007’de Çırağan Palace Kempsinki’de düzenlenecek Marka Konferansı’nda konuşma yapacak Barbara Kennington işi ve başarı hikayesine dair kilit noktaları anlattı.

1997 yılında WGSN’yi kurarken aklınızdan neler geçiyordu? Amacınız neydi?

-
80 kişilik yaratıcı bir ekiple, internet üzerinden trend ve tasarım danışmanlığı vermeyi amaçlıyorduk. Temel ilkemiz anlaşılır olmaktı. Soyut, ulaşılmaz ve zor anlaşılır kavramlar sunmak yerine elma, mavi gibi herkesin anlayacağı basit şeyler söylenmesi gerektiğini biliyorduk.

O yıllarda internet şimdiki gibi yaygın bir iletişim aracı değildi....

- Tabii. En büyük sorunumuz internetin belirsizliğiydi. İlk zamanlar şimdiki üyelik paralarını alamıyorduk tabii. Bizi ilk tercih eden markalar gerçekten vizyon sahibiydi. Teknolojiyi ve interneti kullanmanın onları ilerleteceğini düşündüler ve yanılmadılar.

Size neden inanayım, diyen çok olmadı mı?

- Biz çingene falcı ya da medyum değiliz. İlk günden beri müşterilerimize kehanette bulunmadığımızı anlatıyoruz. Bizim yaptığımız işin özelliği ve bulunmazlığı şuradan kaynaklanıyor: Merkezimiz Londra’da. New York, Los Angeles, Tokyo, Hong Kong gibi önemli merkezlerde gözlem yapan, bilgi toplayan ekibimiz var. İnsanların hiçbir ölçekte ulaşamayacakları detayı toplayıp onların kullanabilecekleri hale getiriyoruz. Bu yıl elma moda demiyoruz. "Elma moda çünkü"yü anlatıyoruz. Londra’da, Amsterdam’da ve İstanbul’da sokaktaki insan elma yeşili giyiyor diyoruz, mesela. Tasarımcılara karar verirken kendilerine daha çok güvenecekleri donanımları sağlıyoruz.

Türkiye’nin önemli bir tasarımcısı bana şöyle demişti: Aslında yaşadığımız dünya geleceğin ne olacağını kulağımıza fısıldıyor. Yalnızca duymayı bilmek gerekiyor. Siz bu kadar iyi duyan insanları nasıl seçiyorsunuz?

- Öncelikle yaratıcı kişileri seçiyoruz. Bizim işimizde yazma becerisi çok önemli, gördüğünü, duyduğunu, hissettiğini kelimelere rahat dökebilmeli. Farklı katmanlarda düşünebilme becerisi olmalı. Zekasını farklı sıçrayışlarda kullanabilmeli. Yapamam ya da yapamayız gibi kelimeleri asla kullanmamalı. Biz ilk günden beri engelleri aşmaya enerjisi olan insanlarla birlikteyiz.

WGSN raporlarını hazırlarken İngiliz tasarım kültürünü ne kadar önemsiyor?

- Bu bizim de kendimizi sık sık sorguladığımız bir nokta. Ama dengeye çok önem veriyoruz. Asya’da ne oluyor, Güney Afrika’da ne oluyor ortaya çıkarıp, yeni akımları hep gündeme getiriyoruz. Londra tasarım anlamında birçok maceraya açık bir şehir olduğu için iyi bir merkez.

Trend kelimesi bizim hayatımızda çok eski değil. Ama biraz içi boşaldı sanki. Bu kavramın geleceği ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

- Çok haklısın evet fazla kullanılmış bir laf, fazla çiğnenmiş bir sakız. Bu anlamda trend kelimesinin olumsuz bir tarafı var. Ama dünya varolduğundan beri trendler var. Belki gelecekte ismi değişir. Trend demeyiz de mrend deriz.

Marka Konferansı’nda sizi dinlemeye gelenler salonu nasıl bir ruh haliyle terk edecek?

- Kesinlikle çok ilham almış olarak ayrılacaklar. Çok fazla fikirle donanacaklar. En önemlisi de yeni şeyler öğrenecekler. Profesyonel konuşmacı değilim ama inandığım bir şey hakkında konuşmayı çok severim. Bu konferanstan ben de büyük keyif alacağım.

Ne kadar artistiksem o kadar pratiğim. Tasarıma ne kadar önem veriyorsam o kadar ticari düşünebiliyorum. İşte benim başarımın sırrı bu! Ve her şeyimi pratik annem ile artistik babama borçluyum.

Yaptığımız şey aslında bir tür devrim. Biz insanları davranış değişikliğine ikna ettik. Tasarımcılar dokunmaya dayalı unsurlarla çalışırlar. Büyük panolar hazırlarlar. Kumaşlara dokunurlar, koklarlar. O yıl toprak tonları modaysa panoya toprak bile yapıştırırlar. Oysa biz bir bilgisayar ekranında renk, kalite, kumaş gibi dokunmaya dayalı şeyleri anlattık. Alışkanlıkları altüst ettik.

KATE MOSS’UN SON KULLANMA TARİHİ DOLDU

Trend yaratıcısı deyince akla ilk Kate Moss geliyor. Bence yavaş yavaş zamanı geçiyor. Çünkü çok ikonik bir kadın değil. Daha ulaşılabilir bir kadın. Yükseklerde, kimsenin dokunamadığı biri değil. Bu sebeple son kullanma tarihi doluyor.

AFRİKA’DA DOĞDU, KRALİYET AKADEMİSİ’NDE OKUDU

Güney Afrika’da doğdum. Annem Afrikalı, babam İngiliz. Savaşa katılan babam, İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyanın başka bir ucuna gidip oradaki hayatı tatmak istemiş, anneme aşık olmuş ve evlenmişler. 6 yaşımdayken hep birlikte İngiltere’ye döndük. İngiltere’de Brighton’da, tam bir kasaba kızı gibi büyüdüm. Dikiş dikiyordum, örgü örüyordum, eski kumaş parçalarından yeni kıyafetler yapıyordum. Sanat okuluna gittim, sonra da İngiltere’nin en önemli sanat okullarından Londra Royal College of Art’ta moda tasarımı okumaya başladım. Orası benim için dönüm noktasıydı. Kasaba kızı büyük şehirde yaşamaya başlamıştı. Bir anda vahşi Barbara doğdu ve partiler başladı. Zamanlama da harikaydı. Yıl 1970. İngiliz tasarımı yeniden tanımlanıyordu. Okuldan mezun olur olmaz kendi markamı yarattım. O dönem İngiltere’de Fransa ve İtalya’da olduğu gibi tasarım markaları yoktu. Markamızın adı Lumiere’di. İnanılmaz başarılı oldu. Vogue, Marie Claire gibi dergilerin kapağına girdi, Harrods’ın dördüncü katındaki özel bölümde satılmaya başladı. Vitrinde başarılı bir markaydı ama kárlı değildi. 1977’de kurduğum markayı 1986’da kapattım. Bir arkadaşımın kurduğu tasarım danışmanlık şirketinde işe başladım. Onlar erkek modası odaklı çalışıyordu, ben kadın markalarına danışmanlık verdim. Bu iş sayesinde endüstrinin dinamiklerini öğrendim.

Parlak ve hafif bir yaz gelecek

2007-2008 sonbahar-kış sezonunun koyu ve karanlık trendlerinden sonra 2008 yazı çok parlak geçecek. Tasarımcılar güneşin parlaklığını ve gökkuşağının tonlarını taşıyan hafif kumaşlar seçmeye başladılar bile. Ilık mercan tonları, sıcak fuşyalar, deniz ve gök mavisi öne çıkacak. Yazın görmeye alışık olmadığımız belli belirsiz nötr tonlar da var. Belki sizi şaşırtacak ama griler de olacak. Küresel ısınmanın da etkisiyle hafif kumaşlar daha önemli bir hal alıyor. Organza, tül ve ipekli saten gibi kumaşlar yükselişte. Desen açısından güçlü bir sezon olacak. Grafik tekrarlarına güle güle diyoruz. Romantik çiçek desenleri geri dönüyor. Gerçekçi bilgisayar efektleri çok trendy olacak. En moda motif ise hayaletler... Yaz sezonunu dörde ayırıyoruz:

GERÇEK AŞKIN SEZONU

Podyumlardan yansıyan yumuşak aşk havası, var olmanın hafifliği, güzel sarı tonları ve yumuşak çiçek desenleriyle kendini gösterecek. Kilit renkler: En soluk suluboya renkleri, çıplakmış etkisi yaratan pembeler, buğulu griler, yumuşak lavantalar, dokuma beyazlar. Kilit kumaşlar: En havalı organzeler, şifonlar, hafif ipekler ve satenler, yumuşak pamuklular, çiçek desenleri. Tasarımda kilit noktalar: Narin abiye etekler, günlük sportif parçalar ve sonsuz elbise seçeneği.

SAFARİ’YE ÇIKACAĞIZ

70’lerin safari tarzını, modernist eski siluetler ve etnik desenlerin sert bir karışımı olan tekno-etnik trendi göreceğiz. Kilit renkler: Sıcak nötr renkler, zengin kahverengi ve sarılar. Kilit kumaşlar: Pürüzsüz kompakt pamuklar, fitilli ipek ya da jüpon gibi ipekli kollar, dökümlü vizkozeler, paraşüt ipekler, ince deri. Tasarımda kilit noktalar: Aynı renkte takım elbise, safari ceketler, günlük elbiseler, fitil kollu bol örgüler.

LÜKS KUMAŞLARLA SPOR GİYİM

İşleve önem veren tarzı ve günlük siluetiyle, sezonun romantik ruhunun tersi yönde hareket eden bir trend bu. Lüks kumaşların spor giyim detaylarıyla harmanlanmasına ilgi çok. Kilit renkler: Soğuk beyaz ve soluk gri, mürekkep mavisi, sıcak sarılar, haşhaş çiçeği kırmızısı. Kilit kumaşlar: Paraşüt ipekleri, ipek ve taftalar, satenler, organze, yumuşak süet, yeni moda jakar ve brokarlar. Tasarımda kilit noktalar: Spor elbiseler, uçuş giysileri ve oyun giysileri, parka ve başlıklı yağmurluklar.

İNEK ÖĞRENCİ

Ergen piyasasında büyük bir potansiyel barındıran, her şeyin birbiriyle giyildiği ve kuralların olmadığı uygunsuz bir görünüm. Retro hava taşıyan karıştır-uydur mantalitesini barındırıyor. Enteresan renk karışımları ve "kötü zevk" desen karışımlar, görünümün kilit noktaları. Kilit renkler: Parlak tonlar içeren nötr renkler, formika plastik renkler, siyah ve beyaz. Kilit kumaşlar: Jarse, viskoze, pamuk poplinler, yaz tüvitleri. Tasarımda kilit noktalar: Beli bol elbiseler, abiye etekler, günlük pantolon ve şortlar, klasik örgü şekilleri, hostes üniforması gibi kıyafetler.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!