GeriKelebek Metin Şentürk: Seksin de gözü kördür
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Metin Şentürk: Seksin de gözü kördür

Okuyacağınız, görme özürlü bir şarkıcıyla müzik üzerine yapılmış bir röportaj değildir. Kör bir adama, utanmadan, sıkılmadan körlük üzerine bir dolu sorunun arda arda, makineli tüfek gibi sorulmuş halidir. Benim utanmamam, sıkılmamam ‘‘normal’’ de, ‘‘anormal’’ olan Metin Şentürk'ün cevap verme biçimidir. Bu da gerçi röportajın gerçekleşme sebebidir: Gözleri görmeyen bir adamın insanı dehşete düşüren komplekssizliği! Sizi bilmem ama İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuvarı mezunu Metin Şentürk şahsen beni bir dolu konuda aydınlattı. Ama zaman zaman aramızda görenlerin dünyası ve görmeyenlerin dünyası gibi bir ayrım vardı. O bizlerin dünyasını gayet iyi algılıyor da, ben zaman zaman onun dünyasını algılamakta zorluk çekiyorum. Yani benim salaklığım. Kendisini kutluyor ve hayranlıklarımı sunuyorum...

Siz kişisel özürünü halletmiş biri misiniz, yoksa bunu oynuyor musunuz?

- Niye oynayayım? Bu benim kişiliğim. Sosyal hayata çok adapte yaşadım ve yaşatıldım. Çocukluğumda sekiz yıl Körler Okulu'na gittim. Ama orta, lise ve üniversite eğitimim boyunca arkadaşlarımın arasında tek görmeyen bendim. Yani herkesin gördüğü sınıflarda okudum ve bana özel metodlar hiç uygulanmadı. Dolayısıyla ben de buna uyarak, o süreçler içerisinde, ‘‘sen yoksa oynuyor musun?’’ sorusunu sormanızı gerektirecek kadar normalleştim!

İnanılmaz doğal ve komplekssiz davranıyorsunuz. Nedir bunu başarmanın yolu?

- Hayatı sevmek galiba! Körlükle ilgili espri yaptığımda başta tepki alıyordum ama bunu hiç umursamadım. Eskiden insanlar benim gerçekten görüp görmediğimi yanımdaki arkadaşlarıma sormak için işaretleşirlerdi. İncineceğimi düşünüp, duymamam gerektiğini varsayıp güya çaktırmadan yanımdakilere sorarlardı. Ve bence olması gereken davranış biçimi bu değildi. Zamanla ben bu tür esprileri yapa yapa artık insanların böyle bir duygusal motivasyondan çıkıp gerçeği görmelerini sağladım. Bence iyi de yaptım. Ben gerçeklerle yüzleşiyorum, onların da yüzleşmesini sağlıyorum.

SEVGİLİM ŞAŞI DEĞİL

Gerçi biz de biliriz bir takım şeylerin cılkını çıkarmayı. Ama görmemenin cılkının bu kadar çıkarıldığını sayenizde öğrenmiş bulunuyoruz!

- Hayat aslında acımasız bir süreç. Ağlayacak halim yok. Gülmeyi tercih ederim. Üstelik hayatın benimle dalga geçmesine müsaade etmem, ben geçerim.

Sizinle konuşurken kör kelimesini kullanmakta tereddüt etmiyor insan.

- Hep derler ya, kör yerine ‘‘görme özürlü’’ diyelim, sağır demek ayıp oluyor ‘‘duyma özürlü’’ diyelim. Beni bunlar pek ilgilendirmiyor. Ben hep şunu söylüyorum: Kelimeleri yumuşatmaya bakacağınıza sorunları yumuşatmaya bakın. Çünkü cümlelerin estetik boyut kazanması hiç önemli değil. Siz ona ne isim takarsanız takın, gerçek her zaman gerçektir.

İçinde kör kelimesinin geçtiği kaç deyim biliyorsunuz?

- Çoook. Atalarımız zamanında oturmuş körlerle ilgili deyimler ve atasözleri üretmiş. Hepimizin bildiği bir tanesi var bayılıyorum, ama biliyor musunuz yanılıyorlar: Körle yatan şaşı kalkmaz. Çünkü sevgilim hala sapasağlam!

Kadın meselelerine geldiğimiz iyi oldu. Siz bir kadını nasıl beğeniyorsunuz? Size başkaları mı anlatıyor, ‘‘Şu kız şöyle, böyle’’ diye. Yani fiziğini görmediğinize göre, ellerinizle, burnunuzla, kulağınızla mı beğeniyorsunuz?

- Başka birinin anlatmasıyla aşk doğmaz. Çünkü herkesin güzellik anlayışı farklı. Sizin bana anlattığınız güzel size güzeldir, bana çirkindir belki. Bir bara girdiniz mesela ya da bir yemektesiniz, belki orada sizin beğeneceğiniz biri var ama o anda dokunabilmek mümkün değil, gidip kadını elleyemezsiniz! Zaten ona dokunsanız da, fark etmez çünkü neticede yüz, iki göz, bir burun ve ağızdan oluşuyor. Demek istiyorum ki, elle dokunarak ya da koklayarak güzellik keşfedilmez. Bendeki güzellik anlayışı, beyinde başlayan, ruhta tamamlanan ve dokunmayla son bulan bir duygu. Bunun koyusu aşk! Yani zannedilenin aksine dokunma hiç bir zaman ön planda değil. Beynimle beğeniyorum, ruhumla seviyorum, bedenimle sevişiyorum.

Ve sizin etrafındaki ‘‘erkek korosu’’na aldırdığınız yok...

- Oluyor tabi. ‘‘Şu kız da şöyle’’ diyorlar. Ama ben hiç bilmem bu güne kadar bir arkadaşımın teşviğiyle bir sevgilim olduğunu. Belki hızlı zamanlarımda, gündelik aşklar yaşadığımda bunlar oldu. Belki de şu anki doğrulara sapmama neden olan, o günlerde, o sözünü ettiğiniz ‘‘erkek korosu’’na uyup, yanlış yaptığımı anlamamdır.

Görmemek bir avantaj mı!

- Bazen. Ben çok ince eleyip sık dokuyan bir insanım. Belki görseydim herşeyin daha iyisini arayacaktım. Gerçi şimdi de arıyorum. Ama hayatta bazı şeyleri görmezlikten gelmek bazen cidden avantaj olabilir.

Demet Şener'i mesela güzel buluyor musun?

- Çok şartlandırıldığım, etraftan çok duyum aldığım bir kadın hakkında, yani ölçüler dışarıdan geliyorsa, yorum yapmayı sevmiyorum. Benim arkadaşım Demet, elbette ki güzel bir kadın... Uzun boylu.

Peki beli ince mi, kalın mı?

- Dokunduğum için biliyorum: İnce. Dokunarak bir kadının bedenini anlayabilirsin. Ama bir kadının yüzünün güzelliğini dokunarak anlamak mümkün değildir...

PİLOT DEĞİLİM Kİ!

Ben sizin beyninizdeki ‘‘güzellik’’e dair görüntüyü merak ediyorum...

- Anlatabildiğim bir boyutu var ama anlatamadığım bir boyutu da var. Mesela renkleri soruyorlar. Benim dünyamda renklerin yeri var. Muhtemelen sizinkilere benziyordur. Söz gelimi, siyahın üzerine beni öldürsen lacivert giymem. Kafamda renklerin uyumu var ama bunların nasıl oluştuğunu bilmiyorum. Belki de zaman içinde renklerin uyumunu öğrenip şartlanmış olmamla ilgilidir. Ya da üç yaşına kadar görüyormuşum, bilinçaltı, bilemiyorum...

Marilyn Monroe'ya dair mesela, nasıl bir imaj var kafanızda...

- Bir dolu Marilyn Monroe'lu kravatım var, yetmez mi! Onlar klişeleşmiş isimler, sizin bir imaj yaratmanıza gerek kalmıyor. Ben kendi imajlarımı, Marilyn Monroe'larla, Cindy Crawford'larla, Demet Şener'lerle değil, kendi yaşadığım insanlarla yaratıyorum. Yani güzellik benim kendi sevgilimin beynimdeki imajıdır, kafamda onu yaşarım. O kadar çok var ki görmediğim insan! Hatırlatırım size ben körüm. Hepsi için tek tek imaj yaratmaya başlarsam, bütün işim gücüm imaj yaratmak olur!

Bir dönem sizin gördüğünüzden şüphelendiler, bu size komik geldi mi?

- Evet komik geldi tabii. Ama bu tür görüyor-görmüyor spekülasyonlarını mesleğime yansıtmaya kalktılar, bu hiç hoşuma gitmedi. Müzik bir duygu işi. Eğer sadece görerek şarkı söylenseydi, bir çok insan amatör profesyonel farketmez, şarkı söylerken gözlerini kapatmazdı. Müziğin ya da şarkı söylemenin, hatta dinlemenin görmekle, gözle alakası yoktur. Pilot olsam anlayacağım. Ama sanırım artık herkes kör olduğum konusunda hemfikir.

Duyu organlarından biri kapanınca, diğer dördü güçlenir mi?

- Öyle diyorlar ama bilmiyorum ki, sizin diğer duygu organlarınızın ne kadar kuvvetli olduğunu. Bunun kıstası ne? Kime göre kendimi güçlü ya da güçsüz kabul edeceğim? Ama başarılı olduğuma göre, yani başkalarına bir olan bana iki zor olduğuna göre, azmim en azından daha güçlü. Belki sınıfta hoca anlatırken, görenin gözü bir yere takılıyor, dikkati dağılıyor, benden daha az dinliyordu, bilmiyorum ki, benim bir yere gözüm takılmıyordu, bütün dikkatimle dinliyordum...

Zaman zaman sevgilinizin size o anda hangi duyguyla baktığını merak ettiğiniz oluyor mu? Şu anda acayip arzulayarak bakıyor, şu anda müzipçe, şimdi anne gibi şefkatle...

- Merak etmiyorum çünkü görmesem de nasıl baktığını hissediyorum. Bazen ben de ona öyle bakıyorum. O bakışımdan ne demek istediğimi anlıyor. İletişimin gözle bir alakası yok. Belki sizler için ilk etapta vardır. Ama ilişki kurulduktan sonra ortadan kalkıyor...

İNATÇI BİR KÖRÜM

Zor bir sevgili misiniz? Yani bela mısınız...

- İnatçılığımdan kaynaklanan bir zorluğum var. Ben inatçı bir körüm. Ama yine de bana istediğinizi yaptırabilirsiniz. Sevgi yeterli. Zaten sevgi herşeye yetmiyor mu? Her kötülüğü öğütüyor. Sevgi iyi bir değirmen.

Siz bir başka mı seversiniz?

- Kendimdeki sevginin tamamını veririm. Ama belki benden daha fazla sevgisi olan vardır.

Kendi yüzünüzü merak ettiniz mi? ‘‘Neye benziyorum ben’’ hiç dediniz mi?

- Yok, kendimi iyi tanıyorum, yüzümü biliyorum. İyi bir maymunum ben. Yine de hiç ihmal etmem: Her sabah ayna karşısında saçlarımı tararım. Sanki kendimi görüyormuşum gibi!

Türk filmlerindeki gibi aniden ‘‘görme’’ durumunun ortaya çıkması sizi ürkütür mü, sevindirir mi?

- Kafama vur istersen, belki açılır! Türk filmlerindeki o kötü süprizlerden birisi olursa, Allah korusun bütün düzenim bozulur! Onun için sakın ha öyle bir şey olmasın. Zaten beklemiyorum da...

Bu ‘‘aşmış’’ görüntünün altında pasif bir saldırganlık yatıyor olabilir mi? Yani hayattan intikam almak için dalganızı geçiyor olabilir misiniz?

- İntikam değil ama dalgamı geçtiğim doğru. Zaten istesen de hayattan intikam alamazsın. Hadi al bakalım. Saldırganlığımı hırs diye nitelendiriyorum. Bu benim hayatla aramdaki bir sorun.

Cinsellikte bir kışkırtma, bir provokasyon gerekiyor. Bir ses, hayal gücü, beyin... Demek istiyorum ki, sizde herşey beyinde mi olup bitiyor?

- Seksi kiminle yaşadığıma bağlı...

Peki sevdiğiniz, çok arzu ettiğiniz biriyle...

- O zaman çok istiyorsun tabii. Bunun dışındaki gelişmeler bütün insanlarda olduğu gibi. Diğer erkekler, kadınların bacaklarına göğüslerine bakıyordur. Yani ilk etapta görsel olarak tahrik olabiliyordur. Oysa bende zaten ilk etap beyinden geldiği için o kadının bacakları ya da göğüsleri farketmiyor. Çok iyi konuşup beni çok iyi alması, hissetmesi gerekiyor. Şimdi dünyanın en güzel kadınını oturtun karşıma, bana hayır demeyeceğinin garantisini de verin, ben bu kadınla sohbet edemeyeyim, konuşamayayım, mümkün değil beraber olamam...

Yani dilediğiniz gibi sohbet edebiliyorsanız, iletişim kurabiliyorsanız, karşındakinin yüz kilo olmasının bir önemi yok. Çünkü sizin hayal gücünüz devrede. Ve onun memelerini, poposunu, bacaklarını istediğiniz gibi düşünebilirsiniz. O zaman bu avantajlı bir durum. Yoksa bizim de görmememiz mi gerekiyor!

- Valla herkes durumu kabullenecek. Ben şimdi, benim de o bacakları, popoyu görmem gerekiyor diyor muyum? Ben şanslıyım bu konularda. Farkında olmadan belki de seçimimi yapıyorum. Bugüne kadar beraber olduğum yüz kiloluk bir kadın olmadı. Tesadüf mü bilmiyorum.

Siz bir kadınla öpüştüğünüzde daha farklı duygular mı hissediyorsunuz?

- Öpüşmek, öpüşmektir!

Peki öpüşürken neden zaman zaman kapatıyoruz gözümüzü, görmeyen biri olarak siz söyleyin...

Madem bu konuyu açtınız. Ben de sizin kafanızı karıştırayım: Neden insanların çoğu yatağa girdiklerinde ışıkları azaltırlar? Ya da tamamen kapatırlar? Yoksa sevşirken insanlar ama daha fazla ışık olsun diye ellerine bir de el feneri alıyorlar mı? Almıyorlar değil mi? Çünkü o noktada görmek kalmıyor ki: Seksin gözü kördür.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle