Evlenmek istemiyorum

Güncelleme Tarihi:

Evlenmek istemiyorum
Oluşturulma Tarihi: Mayıs 30, 2014 01:56

İclal Aydın, Seninle dergisi için bu ay Özge Ulusoy’la buluştu. Ulusoy, dünyaya gelmesinin nasıl bir mucize olduğunu anlatarak başladı konuşmasına, Hakan Baş’la biten ilişkisinin ardından yaşadıklarıyla devam etti.

Haberin Devamı

Çok sakin ve zarif bir genç kadın. Albay-hukukçu bir baba ve politikayla uğraşmış akademisyen kökenli bir annenin kızı... Fransız sineması üzerine çalışmaları olan yine akademisyen bir ablanın küçüğü.
Annelerinin zor yaşamından onlar da paylarına düşeni almışlar. Bu yüzden de kendi hikayesine bakıp ağlayanlara ve bunu hayata karşı bir bahane yapanlara katılmıyor: “Annem bana hamileyken menenjit geçirmiş. Benim dünyaya gelmemi bir yana bırakın, annemin yaşamı tehlike altında kalmış. Bir mucizeyim ben. Çok mücadeleler vermiş annem. Sağsalim doğmuşum ama o hastalığın pek çok etkisi oldu hayatımızda. Ben dört-beş yaşlarındayken annem bayılırdı. Küçük bir çocuktum ama annemi ayıltmak ve büyüklere haber vermek gerektiğini bilirdim. Bu beni bugün de çok soğukkanlı birisi yaptı. Panik olmadan çözüm arayabilme ve üretme becerimi buna borçluyum sanırım.”
Hiçbir duygu ve durumu abartmadan net ve mümkün olduğunca içtenlikle anlatmasına şaşırıyorum önce. Zira ilk kez böyle karşılıklı oturup konuşuyoruz Özge’yle. Anlatışında bir röportaj verme endişesinden çok bir dertleşme, doğru anlaşılacağından emin olmanın getirdiği bir rahatlık var ve bunu ona da söylüyorum.
Gülüyor, “Çok doğru, bir arkadaşıma anlatır gibi anlatmak istiyorum çünkü ve öyle hissediyorum” diyor. Bir süre önce biten ilişkisinin ardından kendini yenileme, işine ve geleceğe odaklanma dönemine girmiş. Her zaman bu ikisi kurtarıcısı olmuş zaten: İşi ve ailesi...

ŞU ANDA NEDEN EVLENMEK İSTEYEYİM Kİ

“Neden bitiyor sence beraberlikler?” diye soruyorum: “Her şey bir arada olmuyor. Kabul etmek lazım. Hayatımın kendimden en memnun olduğum günlerini yaşıyorum. Çok yoğunum. İşim gerçekten arzu ettiğim bir yükseliş seyrediyor. Sağlığım yerinde. Ailem yanımda. Bazı şeylerin eksikliğini de kabul etmek gerek. Aşk hayatı her zaman yolunda gitmeyebiliyor.”
Bir süre önce bir kez ayrılıp barışmışlar eski erkek arkadaşıyla... “İkinci kez denediğimizde yürümeyeceğinden daha emin oldum. Üzülmek yerine gerçekleri kabullenmek ve yaşamı buna göre yönlendirmek gerektiğini anladım” diyor.
Gazetelerden birinde Özge’nin aslında evlenmek istediği, bu isteğinin eski erkek arkadaşı tarafından kabul görmediği için ayrıldıklarına dair çıkan haberden dolayı ise üzgün: “Yazılanlar gerçek değil, bana uygulanan psikolojik bir şiddet bu... Ne zaman ünlü bir kadın, erkek arkadaşından ayrılsa böyle bir haber yapıyorlar. Bu nasıl berbat bir etiket yapıştırma merakıdır anlamıyorum. Ben şu anda neden evlenmek isteyeyim ki? Yakın bir zaman içinde bir çocuk yapma planım ve isteğim yok. Evime kapanmak, yoluna koyduğum işlerimden uzaklaşmak gibi bir amacım yok. Evlilik çok önemli bir karar ve şu anda evlilikle tamamlanma isteğim yok. İnsan tam ve bütün olacağını bildiği biriyle bunu yaşamalı. Ben hatalarından ders alan bir insanım. Bunun ne kadar büyük karar olduğunu, ne kadar önemli bir adım olduğunu bir hata yaparak öğrendim. O günkü süreç beni öyle bir şeye itmişti ama ben o günkü ben değilim ki... Bir ilişkide, kaygılarımın olduğu bir durumda neden evlilik isteyeyim? Kaldı ki bir gün elbette evlenmek, elbette çocuklar dünyaya getirmek istiyorum. Bir aile kurmayı elbette çok önemsiyorum. Ama bugün o gün değil.”

BELKİ DE DİĞER YARIMI BULUP KAYBETMİŞİMDİR
Uzun konuştuk bu konuyu. Sonra bir ara derin bir nefes aldı. “İnsanlar iki yarımdan bir parçaymış aslında. İkiye ayrılıp düşmüşler dünyaya. Bir kadın bir erkek olmuşlar ve diğer yarılarını arar olmuşlar. Ben belki de diğer yarımı arıyorum. Belki bulmuş kaybetmişimdir, kim bilir. Çünkü bir vakitler benim diğer yarım olduğuna inandığım birini sevmiş, kaybetmiştim. Ama her şey bizim sevincimizle paralel gitmiyor işte. Yaş almak aslında bana yaradı biliyor musun... Yaşadıkça daha yakınlaştım yaradana. Daha çok anladım neden oluyor bütün bunlar. ‘Neden ağlıyorum’, ‘neden ters gidiyor” dediğim her gün sonunda bir hayıra çıkıyor. Bir bakıyorum ki dünyaya, aslında herkes aynı şeyi yaşıyor. Herkes tecrübe ederek öğreniyor nasıl devam etmesi gerektiğini.”
“Aşık mısın peki bugün Özge?” diye soruyorum hemen. O da hiç duraksamadan yanıt veriyor: “Hayır... Hayır, değilim ve çok mutluyum. Aşık olmanın en kötü tarafı karşındakini kendinden fazla düşünmen. Ben öyleydim. Şu anda çok iyi hissediyorum kendimi. Kimseye hesap vermek ağırlığı yok üzerimde. Gönül rahatlığı ile başarımı yaşadığım bir dönemdeyim. Kendimi en iyi bulduğum yer burası, işimde başarım... Çünkü ben unuturum. Uzatmam hiç öfkeyi, kırgınlığı. Unuturum ve önüme bakarım. İşimi yaptıkça, başarıyla karşılığını aldıkça iyileşirim. Her kötü günün ardından mutlaka iyi ve güzel bir gün geldiğini, her karanlığın mutlaka bir sabahı olduğunu bizzat yaşadım. Yaşadıkça daha çok inandım. İnandıkça daha güzel şeyler yaşadım. Pek çok üzüntünün ardından bunun aslında benim hayrıma olduğunu fark ettim. Elbette bunu anlamam 10 yılımı aldı. Şimdi geri dönüp baktığımda İstanbul’a ilk geldiğim o yıllardaki halimden çok daha mutluyum.”

ÖZGE’NİN HAYATINDAN
Zeytinyağlı yemekleri güzel yapıyor. Dolabından su, limon ve kepek ekmeğini eksik etmiyor. Düşük karbonhidratlı besleniyor. Bir kokuyu sevdi mi yedi sekiz sene kullanıyor. Değiştirmesi zaman alıyor. Çok ama çok su içiyor. Buna beş yıl önce aşırı özen göstermeye başlamış. Cildinde ve saçlarında su içmenin faydasını çok net görüyormuş. Ayakkabı ve çanta en çok para harcadığı şeyler ama onlarda da indirim takip etmeyi seviyor. Kendi jean ve plaj kolleksiyonu onu çok mutlu ediyor ve heyecanlandırıyor. Ankara’da büyümesine rağmen en çok İstanbul’u özlüyor.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!