GeriKelebek Kulağa küpe diye başlayıpBiji Apo diye biten bir yazı
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kulağa küpe diye başlayıpBiji Apo diye biten bir yazı

‘Gün gelir, oğlum kulağında küpeyle gelir eve’ diye ‘hazır olmaya’ baştan kararlıydım. Doğrusu gençlerle ilişkimi hep ‘Bizim yaptıklarımız da babalarımıza ters gelirdi, sonra biz saçmaladık, onların da saçmalamaya hakkı var’ diye demokratik tutmaya çalıştım. Bize de geldi mi bilmem ama yeni bir ‘metroseksüel moda’ haberini okurken düşündüm bunları...

“Şu kadar haftalık olana kadar, bebeğin cinsiyeti belli değildir, erkek mi kız mı olacağına ‘tabiat’ şu kadar haftalıkken karar verir.”

Bu sık duyduğumuz bir iddia. (Belki de cinsiyetin belirlendiği bu ‘kritik’ dönemde meydana gelen bir ‘şey’, aynı bebeğin eşcinsel olmasını da belirliyordur. Bu arada, aklıma gelen bir soru, konuyla ilgisi yok ama, hayvanlarda da eşcinsellik vardır, tamam, ama acaba ‘salt eşcinsellik’ de var mıdır, yani karşı cinse hiç ilgi duymayan, karşı cinsle hiç ilişkiye girmeyen, sadece kendi cinsiyle ilişkiye giren insandan başka canlı var mıdır?)

Biraz da bundan mıdır ‘her kadında biraz erkeklik, her erkekte biraz kadınlık vardır’ dedikleri? ‘İçindeki kadın, içindeki erkek’ edebiyatı?

Düşünüyorum, tartıyorum, seyrediyorum, içimdeki varsa o kadının bir işaretini yakalayabilmiş değilim şu yaşa kadar. Ama büyüklerimiz var diyorsa, vardır elbet.

Zamanında (Beatles’ı yakalayamadık, ama pop şarkıcılarına özendiğimiz muhakkak) saçımızı omuzlara kadar uzattığımızda, deodorant yahut parfüm kullandığımızda (‘parfüm kullanmak’ lafın gelişi, Brut de Fabergé, Pino yahut da Aramis ile olan münasebetimiz daha ziyade ‘banyo yapmak’ fiiliyle ifade edilebilir!), babamızın berberini hor görüp kuaföre gittiğimizde (daha hair dresser, hair designer filan değil, düz kuafördü daha doğrusu coiffeur, monşer!) saçımızı fönle kuruttuğumuzda, boynumuza ‘savaşma seviş’ yahut ‘anarşist’ sembollü kolyeler astığımızda... babamlar neslinin çok yadırgadığını biliyorum. Bizim çevremizde bu tepki, son derece ‘demokratik’ sınırlar içinde kaldı, bize ‘yapmayacaksınız’ demediler, sadece ‘Allah Allah? Allah Allah!’ diye diye ‘..leşmemizden’ duydukları endişeyi dile getirdiler!!!

Doğrusu, İstanbul’da at kuyruğu saç + kulakta küpe modası erkekler arasında yayıldığında, fikrimi soranlara ‘Ya şimdi bana garip geliyor ama, zamanında bizim yaptıklarımız da babamıza ters geliyordu, çocuklara haksızlık etmeyelim’ dediğimi, içimden de ‘evde iki oğlumuz var (daha yaşları çok küçüktü o zaman) yarın kapı açılır, içeri küpeli girerlerse boş bulunmayalım, kendimizi hazırlayalım...’ diye düşündüğümü hatırlıyorum.

Demokrasi deyince aklıma geldi, Danimarka’dan nedense DEHAP’ın Diyarbakır’da düzenlediği Nevruz şenliklerini izlemeye gelen Norveç heyetine mensup kadınlar, boyunlarında sarı-kırmızı-yeşil fularlar, ‘BİJİ APO’ diye tempo tutuyor, Norveç Büyükelçisi de ‘Bu sloganların atılıyor olabilmesi, bu ülkenin demokratikleşmesinde attığı adımlarında bir aynası oluyor” diye bizi kerizliyordu. Berlin’deki, bırakın Almanya’yı, Paris’teki, Roma’daki, Oslo’daki bir meydanda kırmızı-siyah-beyaz fular bağlayıp ‘HEIL HITLER’ diye bağır da, göreyim senin demokrasini! Bu arada, Leyla Zana da Abdullah Öcalan'ın ablasının elini huşu içinde öpüyordu. Zana da demokrattır! Eeee, kimi Makbule Hanım'ın elini öper kimi Fatma Hanım'ın, herkes layığını bulur!

Bak şimdi, bu son satırları yazarken kendi kendimi sinirlendirdim, kimyam köpürdü, yazıya devam edesim kalmadı. Arkasını sonra getirelim, olur mu?

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle