GeriKelebek Kimseyi incitmeden her şeyi anlatmış
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kimseyi incitmeden her şeyi anlatmış

Nezihe Meriç’in Çavlanın İçinde Sessizce adlı anılarının ilk on sayfasını okuyup bitirdiğimde, defterime şu notu düştüm:‘Demek ki kimseyi incitmeden, kimseye hakaret etmeden, kinleri satırlara dökmeden de anılar yazılabiliyormuş.’Elli iki yıllık yazarlık yaşamında, Türk edebiyatına, duru Türkçe’siyle öyküler, romanlar, oyunlar, çocuk kitapları armağan etti. Şimdi, 79 yaşında, yaşamının içindeki kişileri, olayları, öylesine hoşgörülü, sevgili, sevecen bir üslupla anlatmış ki, edebiyatın edepten geldiği sözünü hatırlatıyor.Nasıl biridir Nezihe Meriç, dostlarının hitabıyla Nezim:‘Ben böyle biriyim işte. Ben, hep okudum. Şu yaşam denen şeyi, yaşamak denen şeyi, insani değerleri, insan olmayı anlamak, öğrenmek için, öğrendiklerimi iyi anlayabilmek için durmadan okudum.’İncelikleri, kendi kırılsa da terk etmiyor, söylediği gibi, dışa dönük görünen perdesi ardında içe dönük bir kimlik. Bilge Karasu’ya öyle demiş: ‘Ah! Kabalıklar içinde yaşıyoruz!’Anı türünü çok severim, eğer yazan ya da anlatan içtense.Örnek: Nezihe Meriç, eşi Salim Şengil’in yayınladığı Dost dergisinin yazı işleri müdürü, Názım Hikmet’in kitabını basıyorlar, kitap toplatılıyor, hapis cezasına mahkûm ediliyor, durmadan kaçarak kurtulmayı bekliyor. Bundan kendine bir övünme payı çıkarmıyor, hoşuma giden yanı bu:‘Sonraki yıllarda bizim çocuklarımızın başına gelenleri yaşadıktan sonra, bunların sözü bile edilemez de, sırası geldi, bir şeyler açığa çıksın, yanlış yorumlamalara uğramasın diye yazıyorum.’*Yazarın eserinin önüne çıkmasını eleştirmiştir, kendi hep vitrinde görünmekten kaçınmıştır. İster ki okuru kitapla baş başa kalsın, yazarla değil.Anıların kimisinde yazar, kendini savunma gereği duyar, daha önce kırıp döktüklerinde haklı olduğunu ispat için umutsuz çırpınışlara kalkışır.Kimisinde de, kendini mitolojik bir kahraman gibi anlatır, kendi kendini övenlerin gülünçlüğünün farkına varmaz. Nezihe Meriç, bu iki tehlikeyi de atlatmış, megalomani virüsüne yakalanmaktan kendini iyi koruyabilmiş.Elbette öyküyü sever, elbette romanı sever, ama gelin görün, ille de oyunları, ille de çocuklar için yazdığı kitaplar.Onu dinlerken, okurken Behçet Necatigil’i anımsadım, o da, lafı dönüp dolaştırıp, radyo oyunlarına getirirdi.İki eleştirmene tatlı sert sitemde bulunur, onda bile yazının içinde gizli gizli kırılmadınız ya sorusunu sezebilirsiniz.İyi, güzel, okunabilen Türkçe’nin doruklarındadır: ‘Benim dille olan çileli, hırçın, kılı kırk yaran ilişkim yakından bilenlere sorulsun.’Anılarda zaman zaman, satır aralarında çok sevdiğim, portrelerini çok beğendiğim Semih Poroy’a göndermelere rastlayacaksınız, çünkü anılar Varlık dergisinde yayınlanırken, çizgiler onundu.Anılar, sadece geçmişin dar alanında kalmamış, her zaman bugüne sıçrıyor, böylece okunma kat sayısı artıyor.Nasıl bir şeydir yazmak onun için?‘Günlük yaşam gidiyor, yazılmak için imgeleminde kaynaşmakta olan dünyanın içinden, yazmak için oturduğu konu, her şeyi yok edip, kendi egemenliğini kuruyor.’Çocukluk döneminin geçtiği şehirler içinde en sevdiği Karaköse (bugün Ağrı). Mühendis babasının eşliğinde birçok yer dolaşmış.Çavlanın İçinde Sessizce’de Ankara’daki edebiyatçıları, ressamları -hiç kuşkusuz İstanbul’dakileri de- onun anılarında, ironisiyle, sevgisiyle yoğrulmuş bir dille anlatılırken bulacaksınız.İyi bir edebiyatçının nasıl yetiştiğini, çeşitli aşamalarını, nasıl çalıştığını, izleyebileceğiniz anılardan yola çıkıp, onun eserlerindeki gizleri belki keşfedebilirsiniz, belki de hiçbir ipucu bulamazsınız.Dostlarının portresini, akşam buluşmalarını, dost meclislerini anlatırken, sevimli ince kıyım alaycılığı, kitabın üslubuna ayrı bir lezzet katmış.Nezihe Meriç insanları seviyor, onlara kıyamıyor.Ressam Orhan Peker’in söylediği belki de onun tavrını özetliyor:‘İnsan insanı sevmeyince / Ağlarım ince ince.’Nezihe Meriç, dostunu ağlatmamış.Örnek bir anı kitabı, Türkçe’nin tadına varmak için okuyun. Bu gerekçe bile okunması için yeter.Çavlanın İçinde Sessizce Nezihe Meriç YKYKİTAPTANÇavlanın İçinde Sessizce - Nezihe Meriç - YKYTuran Erol’un bir paltosu vardı. Babamın paltosunun eşi. Bir yerini yakmış mı, taktırmış mı ne, öyle bir şey işte. Orası yamanırsa palto kurtulacak. Ben evden babamın paltosunun kumaşından bulup getirdim. O Salıpazarı’ndaki çalışma yerimizde, elimden geldiğince bir güzel yamadım. O zamanlar ortada Nezihe Meriç falan yok. Turan, Fikret, Orhan da; Bedri Rahmi Atölyesi’nin gözde çocukları. Paltoyu Turan’a verirken de dedim ki: ‘Bak günün birinde ben ünlü bir yazar olacağım. O zaman, o ünlü yazar benim arkadaşımdır, benim paltomu bile yamadı diye övüneceksin.’ Turan, o ince gülüşüyle gülüp, ‘Yanılıyorsun,’ demişti, ‘Asıl sen, o ünlü ressam benim arkadaşımdır, ben bir gün onun paltosunu yamamıştım diyeceksin.’ Ne kadar gençtik! Kızım Aslı, ortaokulda, arkadaşının okula getirdiği kurabiyeleri anlata anlata bitiremiyor. Kendinden geçiyor. Annesi yapıyormuş, ille sen de yap diye tutturuyor. Sonunda çocuğun annesinden yazılı tarif getirmesini istiyorum. Hemen geliyor, ben de işe koyuluyorum. Ölçüler bir bir yazılmış, benim için ölçü demek yarım kilo alan bir bakır tas. Pilavı onunla yapıyorum, ölçü demek tas demek. Okuyorum; bir ölçü yağ, üç ölçü un tamam. Bir ölçü yumurta. Pek anlamıyorum. Nasıl yani? Başlıyorum kırmaya, bir üç beş on... Şekeri falan her şeyi tamamladıktan sonra yoğurmaya başlıyorum. Oluyor kocaman bir şey. Tarifi okuyorum, hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparılır, yuvarlanır, önceden yağlanmış tepsiye dizilir. Ne yaparsam yapayım hamur bitmiyor, üç tepsi sonrası nah bu kadar hamur. Komşudan aldıklarım sonrası altı tepsi kurabiye. Ben yanakları al al fırıncıya dönüyorum, apartman kurabiye kokuyor. Derken kapı çalınıyor. Açıyorum Adalet! Mutfaktaki dizi dizi tepsileri görünce ‘Bunlar ne?’ diye soruyor. Ben de yana yakıla olanları anlatıyorum. Adalet gülüyor. Diyor ki: ‘Allah cezanı vermesin. Ölçü denilen bir çay bardağıdır. Ya da hadi su bardağıdır. Onu ben bile bilirim!’DOĞAN HIZLAN'IN SEÇTİKLERİHakan Erdem Kitab-ı Duvduvani KanatHenri Troyat Dostoyevski İletişimMurathan Mungan Bir Kutu Daha MetisTruman Capote Soğukkanlılıkla SelJohn Bayley Iris’eAğıt Dünya