Zübeyde Hanım hakkında her şey

Güncelleme Tarihi:

Zübeyde Hanım hakkında her şey
Oluşturulma Tarihi: Mayıs 26, 2017 10:32

Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’la ilgili yalan yanlış çok şey yazıldı, söylendi. Ancak Zübeyde Hanım’ı sadece ‘Atatürk’ün annesi’ olarak değil, bir kadın ve birey olarak da ele alıp anlatan ilk kitap geçen haftalarda yayımlandı. Gazeteci Tuna Serim’in ‘Zübeyde Hanım ve Oğlu’ adlı kitabı, Mustafa Kemal ve annesi Zübeyde Hanım için yazılan ilk ve en detaylı roman...

Haberin Devamı

Gazeteci-yazar Tuna Serim, Zübeyde Hanım’ın çocukluğundan başlayarak Atatürk’le olan anne-oğul ilişkisine kadar, sırtını gerçeklere dayayan son derece akıcı bir roman kaleme almış. Kitapta Mustafa Kemal’in yaşamında yer eden üç kadını (Zübeyde Hanım, Fikriye ve Latife) okuyucuyla buluşturan Tuna Serim, Zübeyde Hanım’ın hikâyesiyle paralel olarak bir kahramanın doğuşuna ve Anadolu’daki kurtuluş destanına da yer veriyor.

Zübeyde Hanım hakkında her şey

AİLESİ YÖRÜK TÜRKLERİNDEN

Roman, Zübeyde Hanım’ın ailesinin kökenlerinden başlıyor. Serim, Zübeyde Hanım’ın ailesinin Yörük Türklerinden olduğunu, Konya’dan Selanik’e göç ettiklerini söylüyor:

Haberin Devamı

“Zübeyde Hanım’ın ailesinin kökeniyle ilgili asılsız söylemler var. Ona ‘Türk ve Müslüman değil’ diyenler bile oluyor. Halbuki ailenin temelleri Yörük, bu yüzden Zübeyde Hanım’ın ve Mustafa Kemal’in gözleri mavi, saçları sarı, bu görünüme en çok Tarsus bölgesindeki Yörüklerde rastlanıyor. Bu özellik resmi kayıtlarda da var.”

Peki Zübeyde Hanım nerede, nasıl dünyaya geliyor? Kitaptan okuyalım:

“1857 yılının bir ilkbahar sabahında kente bir saat uzaklıktaki Lanzaka’da bir bebek dünyaya geliyor. Baba, ‘Sofuzadeler’ diye anılan, Anadolu’nun göbeğinden Konya’dan bölgeye göç etmiş Feyzullah Efendi. Annesi, Feyzullah Efendi’nin üçüncü eşi Ayşe Hanım. Ayşe Hanım bir kız bebek dünyaya getiriyor. Zübeyde farklı, ne oğullarına benziyor, ne akraba çocuklarına. Narin bir beden, güçlü bakışlar; mavi gözlerin böyle bakanına rastlamadı...”

Romanda, Zübeyde Hanım’ın küçüklüğünden itibaren oldukça dindar bir yapısı olduğundan bahsediliyor:

“Sofuzadelerin en küçük evladı büyüdükçe daha bilinçli, daha bilgili, daha ciddi oluyor. Diğer çocuklar sokaklarda koştururken o aile geleneğine uygun bir merak içinde Kuran okuyor, her ayetin anlamını öğreniyor. Tam bir Sofuzade kızı. Zamanla o kadar şey öğreniyor ki ona ‘Molla Zübeyde’ demeye başlıyorlar.

Haberin Devamı

Serim, romanı yazarken İngiliz kaynakları da dahil olmak üzere 30’dan fazla kaynaktan faydalanmış. “Zübeyde Hanım çok fedakâr bir kadın, gerçek bir anne, yaşamının temelini annelik üzerine kurmuş” diyor. Nitekim kitapta da Zübeyde Hanım’ın anneliğe olan düşkünlüğü şöyle anlatılıyor:

“Arkadaşları evlenmenin, âşık olmanın hayallerini paylaşırken o anne olmanın nasıl olacağını düşündü, planlar yaptı... Yaşamında en büyük tutkusu annelikti... ”

Romanda anne-oğul ilişkisine de yer veriliyor. Serim, “Dört çocuğu difteriden ölen Zübeyde Hanım’ın Atatürk’le ilişkileri çok iyi, Zübeyde Hanım, oğlu Mustafa Kemal’i başka bir aşkla seviyor. Atatürk de aynı şekilde annesine düşkün, ancak çok özgür ruhlu bir insan olduğu için ailesiyle oturmaktan hoşlanmıyor, erken yaşta ailesinin yanından ayrılıyor. Cephede savaşırkense pek çok kez annesine cepheye gittiğini söylemiyor, arkadaşlarına rica edip merak etmesin diye İstanbul’dan annesine sahte mektuplar göndertiyor...” 

Haberin Devamı

Zübeyde Hanım hakkında her şey

Zübeyde Hanım ve Oğlu,
Tuna Serim
Destek Yayınları
28 TL

KADERLERİ BEKLEMEK OLAN ÜÇ MUTSUZ KADIN

Peki ya Fikriye ve Latife Serim, annesi Zübeyde Hanım’la birlikte Fikriye ve Latife’yi de “Kaderleri Atatürk’ü sevmek ve beklemek olan üç mutsuz kadın” olarak tanımlıyor. Serim, Mustafa Kemal’in Fikriye ve Latife’yle olan ilişkisini şöyle anlatıyor: “İkisi de yalnız onu sevdi, ama kavuşmaları zordu, çünkü Mustafa Kemal için aşkın adı vatandı. Çok sevdiği, hiç kırmadığı üç kadın yaşamları boyunca onu beklediler. Zübeyde Hanım İzmir’in kurtuluşuna kadar dayanabildi, Fikriye onu kaybettiğini anladığında intihar etti, Latife yaptığı küçük hataların bedelini bir daha insan içine çıkmamakla ödedi. Üçünün de rakibi vatandı ve Mustafa Kemal için söz konusu vatansa, gerisi teferruat sayılıyordu...”

 

BAKMADAN GEÇME!