GeriKeyif Aret Gıcır: Soykırımın birebir temsilini yapmak imkansız
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    5
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Aret Gıcır: Soykırımın birebir temsilini yapmak imkansız

Aret Gıcır: Soykırımın birebir temsilini yapmak imkansız
refid:28761313 ilişkili resim dosyası

Öktem&Aykut Galeri’de açtığı ’Ateş ve Kılıç Arasında’ başlıklı sergide 1915’e uzanan süreçte isimleri ve hikâyeleri az bilinen Ermeni kadın direnişçilerin portrelerine yer veren Aret Gıcır, “Bu sergide yaptığım ‘Felaket’e yaklaşmaya çalışmak’ olarak özetlenebilir” diyor.

1915’e kadar uzanan süreçte isimleri ve hikâyeleri çok az bilinen Ermeni kadın direnişçilerin portrelerini yapma fikri nasıl oluştu, sizi nerelere götürdü, neler kattı size?
1915’e dair okuduğum kitaplarda az da olsa bazı direniş hikayeleri anlatılıyordu. Daha çok erkek fedailer üzerineydi. Direniş erkek fedailer kısmıyla da anlatılabilirdi. Fakat kadınlar bu olayın daha görünmeyen yüzüydü. Bütün olanlara aynı zamanda tanık olmuş kadınlar kendilerini savunmak için silahlanıyor ve mücadeleye giriyorlar, bu bir kopuş noktası yani. Bu sergide benim yaptığım ‘Felaket’e yaklaşmaya çalışmak’ olarak özetlenebilir. Felaket’in, Soykırım’ın birebir temsilini yapmak imkânsız. O boyutta bir şiddetin gerçekliğini olduğu gibi aktarmaya ne resmin gücü yeter ne de herhangi bir sanat dalının.

Portresini yaptığınız bir direnişçinin hikâyesini paylaşır mısınız?
Portrelerdeki kadınların isimleri kayda geçmiş olanlarla ilgili birtakım hikâyeler var. Size bunlardan bahsedebilirim elbet, Örneğin: 1915’te Urfa’da, Maryam Çilingiryan’ın liderliğinde, erkek kıyafetleri giymiş, silahlı kadınlardan oluşan bir grup kadın, katliamcı birliklere başkaldırıyor. Khanum Ketenciyan ise 1915’te, Urfa’da 30 direnişçiyle beraber ‘Kadınlar Birliğini’ kuruyor... Ama bu hikâyeleri işlerimle böyle birebir eşleştirmek, aslında benim bu işlerle yapmak istediğime ters düşer. Çünkü ben bu kahramanlık hikâyeleri üzerinden işler üretmek istemediğimin en başından farkındaydım.

Aret Gıcır: Soykırımın birebir temsilini yapmak imkansız

Resimlerinizde soyutlandırılmış coğrafyayı ve insanları farklı bir uzama taşıyıp yabancılaştırarak bir kez daha soyutluyorsunuz. Neden?
Kullandığım renk ve yaratmaya çalıştığım atmosferle, gerçeklikle bağını koparıyorum. Yani o insanlar oradan, o coğrafyadan söküp atıldı. Onları nostaljik bağlamdan çıkarmaya, bilindik, varsayılan hallerinden kurtarmaya çalıştım. Soyutlamanın bir diğer boyutu da; belirli bir coğrafyaya veya figüre hapsetmek istemiyorum bu figürleri. O dönemlerde yaşananlar, bugün Rojava’da, Şengal’de olanlardan, Ezidi kadınların başına gelenlerden çok da farklı değil.

Portrelerin yanı sıra koyu yeşil zemine kan kırmızı bir beşik tablosu var sergide. O beşiğin hikâyesi?
Çok belirli bir hikâyesi yok, olası çerçevelerini de kapatmak istemiyorum ama şu kadarını söyleyebilirim. Yeşil zemin bir peyzaj içerisinde orada bırakılmış bir beşik, ama içinde ne bebek ne de etrafında kimse var. Sadece ufukta bir gökyüzü...

Aret Gıcır: Soykırımın birebir temsilini yapmak imkansız

Ermeni bir sanatçı olarak Türkiye’deki sanat piyasasında kendinizi yalnız hissediyor musunuz?
Ben kendimi Ermeni sanatçı olarak adlandırmıyorum. Bu, bana karşı taraftan verilen bir isim. Benim bu gösterdiğim şeyler sadece Ermenilerin değil, sizin de hikâyeniz aslında...

****

BU SERGİLERİ KAÇIRMAYIN

Aret Gıcır: Soykırımın birebir temsilini yapmak imkansız
NO(IR)LAND
ANSEN

Aret Gıcır: Soykırımın birebir temsilini yapmak imkansız

“Burada varolmayan bir diyarda olup bitenleri göreceksiniz. İçinde bulunduğumuz ve gidişattan benim fazlasıyla endişe duyduğum bir zamanda ortaya çıktı. Siyah-beyaz, biraz karanlık bir sergi.” Dijital çağın medyumlarıyla oluşturulmuş görkemli atmosferik çalışmalarına hayran kaldığımız Ansen, İstanbul ArtNews’taki söyleşisinde x-ist’te açtığı yedinci sergisi ‘No(ir)land’ı bu sözlerle özetliyor. Serginin adından da anlaşılacağı üzere ‘varolmayan’, parantezi de hesaba katarsak ‘karanlık’ bir yer burası. Yaşadığımız bu ‘endişeli zamanlar’da sanatçının kaçıp sığınacağı Viktoryan, barok bir yer... Fakat fazla endişeye mahal yok, iki ışıklı tablonun serginin karanlık havasını dağıttığını ekleyelim... 9 Mayıs’a kadar x-ist’te.

Aret Gıcır: Soykırımın birebir temsilini yapmak imkansız
SİNAN'IN ŞEHRİNE SİNAN'I ANLATMAK
Burak Kuru
ABD’li efsane mimar Frank Lloyd Wright’ın “Mimarlıkta iki büyük üstad var. Biri ben, diğeri o” diyerek kendine kahraman bellediği, yaşayan en önemli mimarlardan Frank Gehry’nin de yapılarından ne kadar etkilendiğini her fırsatta dile getirdiği Mimar Sinan’ı anlatacak bir sergi hazırlamak kolay iş değil. Tophane-i Amire’de geçen hafta açılan ‘Sinan ve Mimari Dehanın Şaheserleri’ sergisi tam bu amacı taşıyor. Fakat beklentiyi karşıladığı söylenemez. Mimar Sinan’ın eserlerinin kubbelerinin video-mapping ile üç boyutlu gösterildiği final bölümü hariç sergi tatmin edici değil. Dev mimarın en estetik eserlerinden Kılıç Ali Paşa Camisi’nin karşısındaki sergiye gitmek isteyenler, Mimar Sinan ile ilgili akademik bilgiye erişebilecek. Eserlerin görkeminden etkilenmek isteyenler Süleymaniye’yle başlayan bir Sinan turu yaparlarsa daha mutlu olurlar... da kendi sesimizi bulamadık. Kafalar karışık.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle