GeriKelebek İstanbul Yazıları
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul Yazıları

Sabah insanları

‘‘Odanın İçinde Gezi’’ diye kocaman bir roman yazmış X. de Maistre. Öyleyse ‘‘Otobüs İçinde Gezi’’ niye yazılmasın? Kentin bir ucundan öteki ucuna gitmek uzun, serüvenli bir yolculuk! Taksiyle gel, otobüsle gel, troleybüsle gel. En iyisi yürüyerek gelmek ya, belki en hızlısı! Ama olmuyor işte!

Bir sabah otobüsü. Saat yedi buçuk, sekiz. Bir durup iki ilerliyoruz, bazen iki durup bir giderek. Beşiktaşa gelmeden elimdeki gazete tükendi. Boş bir boyalı ka*ğıt! Tefrikaları, ilanları, tepeden konuşan yazarlariyle... Okumasam ne kaybederdim? Ne iç açan bir haber öğrendim, ne mutluluk duygusu uyandıran bir yazı okudum. Hep umutsuzluk, hep bırakılmışlık duygusu! Büsbütün karamsar oldum sabah sabah. İçimizde bu kapkara duyguyu taşıyarak gideceğiz işimize, akşama dek çalışacağız. Oysa hava aydınlık, gökyüzü mavi. İnsanoğlu kendi getiriyor kendi acısını, kendi yaratıyor kendi çaresizliğini. Gazeteleriyle, kitaplariyle, politikacılariyle. Kendini aşmamak, kendini yenmemek, kendini yenilememek. Suç bunda galiba.

Açmış kitabını okuyor üniversiteli kız. Bir adam sokuldukça sokulmuş, kız dirseğiyle itti. Bir, bir daha. Adam kızdı birden ‘‘Ne oluyor. Ben ileride duruyorum senden.’’ Kız ağzını açmadı, bakışlarını çekmedi bile kitabından. Adam söyleniyor kıza bakarak. Biz de bakmadan bakıyoruz onlara, kulak kesilmiş. Hem yapacak, hem yapmamış olacak, hem isteyecek hem istememiş olacak. Kız oralı değil hiç. Basmış dirseği adama, öteye itmiş. Şimdi sanki bu işi yapan o değil. Söylendi durdu adam, arkadan gelen dalgaya kapılarak sonunda gitti önlere...

Tophanedeyiz. Bir çift mavi göz karşımda. İki erkek bir kadın. Biri koca, biri ağabey. Birinin elinde resmi* evrak tomarı. Dışarı mı gidecek? O ya da kadın?.. Üçü de mavi gözlü. Rumeliyle bir ilişkileri olmalı! heyecan sarmış her yanlarını. ‘‘Kendi kanunuzu kendiniz tatbik etmiyorsunuz’’ diyeceğim, diyor elindeki evrakları tutan. Gitmek, Almanya'ya, daha ötelere Avustralyaya, tek umut, tek beklenen. Yaşam, başka ne verecek onlara? Verse verse, dış ülkelerde çalışma izni verir. Vermezlerse atlarlar otobüse kaçak olarak girerler Almanya'ya, atılırlar, gene girerler. O mavi bakışlarda bir korku var, bir yaşam katılığı, ama öylesine de kararlılık...

Biletçinin sesine alıştık duya duya: ‘‘İleri ileri diyoruz nedense hep gözümün içine bakıyorlar’’. Her ileri diyene kapılsak nerelere gitmiştik? Otobüste bile yerimizde saymayı daha yararlı biliyoruz. Tutmuşuz bir kanape kolunu niye kıpırdayalım, bakalım iki adım ötesi nasıl? Ya oradan da öteye itilirsek? İyisi mi duralım olduğumuz yerde. Toplumdan bir kesit bu otobüsün içi. Kişileriyle, kurallarıyla, her şeyiyle...

Yanında yaşlıca bir adam, elinde bir dergi. ‘‘Diriliş’’. Gözucuyla bakıyorum. ‘‘Ölümden sonra diriliş'i’’ anlatıyor. Okuyporum ben de, ‘‘Bu dünya bir düşüştür’’ diyor o yazıyı yazan şair. Bir yığın çağrışım izliyor birbirini. Bu dünya bir düşüş!.. Başka dünya, o da bir kalkış! Okuyor yaşlı adam o yarı öztürkçe yarı Osmanlıca yazıyı. Kırk yaşında yoktur o yazıyı yazan. Okumuş, üstelik de yetenekli bir kişi. Bu dünyanın geçici bir yer olduğunu anlatıyor. Korkmayın ölmekten, diyordur her halde. İhtiyar rahatladı, ölüme kaç yılı var hesaplıyorum. Beş, on, hepsi o kadar.(...)

(Yazmak Yaşamak. Kitaş Yayınları. 1972)


Yorumları Göster
Yorumları Gizle