GeriKelebek İşe yaramaz erkeklerden nefret ederim
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    5
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İşe yaramaz erkeklerden nefret ederim

İşe yaramaz erkeklerden nefret ederim
refid:8807373 ilişkili resim dosyası

Elizabeth Hurley, eşi Arun Nayar ve altı yaşındaki oğlu Damian ile birlikte hayatının en güzel günlerini yaşıyor.

Elizabert Hurley'in  Nihat Odabaşı'na verdiği cesur pozlar

Elizabeth Hurley fotoğrafları

Geçtiğimiz yıl ağustos ayında Çeşme'de eşi Arun Nayar ve altı yaşındaki oğlu Damian'la tatil yapan Elizabeth Hurley'nin Alaçatı'da ünlü fotoğraf sanatçısı Nihat Odabaşı'na verdiği cesur pozlar Elle dergisinin bu ayki sayısında. Mango için özel bir plaj giyimi koleksiyonu hazırlayan Hurley, Elle dergisindeki röportajında, evliliğini, çocuğunu, kariyerini ve güzellik sırlarını anlattı.

- Gelecek planlarınız neler? Daha fazla çocuk, daha fazla filme prodüktörlük yapmak, komedi oyunculuğu, moda endüstrisinde büyük bir çıkış yapmak... Sizinle ilgili şok bir haber var mı?

İspanyol markası Mango için hazırladığım beachwear (plaj giyimi) koleksiyonunu yeni bitirdim. Bana bir de takı

İşe yaramaz erkeklerden nefret ederim
koleksiyonu hazırlamamı söylediklerinde, çok heyecanlandım. Beachwear koleksiyonu harika oldu ve çekimlerini de yaptık. Eğer çocuk sahibiyseniz, film çekmek gerçekten zor. Ve uzun zamandır film çekmediğim doğru. Şu sıralar reklam anlaşmalarına konsantre oldum, ayrıca çiftliğim ve kendi kurduğum beachwear şirketiyle ilgileniyorum. Bütün bu işleri, çoğu zaman oğlumun uygun olduğu saatlere denk getiriyorum.

- Dünyanın en muhteşem adamlarıyla çıktıktan sonra, bunlardan biriyle evlendiniz. Eşiniz Arun Nayar ile nasıl tanıştınız?

Ortak arkadaşlarımız tarafından Londra’da bir restoranda tanıştırıldık ve aramızda hemen bir çekim oluştu, benim açımdan kesinlikle öyleydi! Her ikimiz de neredeyse 12 yılı aşkın süredir kimseyle "çıkmıyorduk" ve ilişkimizin başlangıcı çok komikti. Kendimizi becereksiz teenager’lar gibi hissediyorduk. Ancak hemen çok iyi anlaştık ve aramızda çok hoş bir bağ gelişti, ki bu durumu çok fazla insanla yaşayamazsınız. İlişkimizin ikinci ayında Arun, St. Moritz’de geçirdiği bir spor kazasında omzunu ve bileğini kırdı ve ben de ona baktım. İşte o zaman ilişkimizin ne kadar özel olduğunu fark ettim. Arun kibar, kendine güvenen ve sadık biri, aynı zamanda bana hayatımda çok destek oldu. Bütün arkadaşlarım onun inanılmaz biri olduğunu düşünüyor. Kendimi emniyette hissediyorum ve "resmen" bir aile oluşumuzu da çok seviyorum. Çok iyi anlaşıyoruz ve geleceğe dair bir sürü plan yapıyoruz.

- Hayatınızı "Damian’dan önce" ve "Damian’dan sonra" diye ayıracak olursanız, neler söylersiniz?

Damian’dan önceki hayatımda her şey benimle ilgiliydi; böyle bir hayat bana şimdi epeyce akıl almaz geliyor. Yatakta uzanıp saatlerce kitap okuyabileceğimi hayal bile edemiyorum. Bu günler tamamen geride kaldı. Ancak zamanı asla geriye almak istemezdim. Çocuk sahibi olmamayı ve hayatımda Damian’ın olmadığı zamanları düşünemiyorum. Damian’dan sanrası daha iyi.

- Bazı kadınlar "ancak anne olduktan sonra gerçek bir kadın olursun" diyor. Siz de aynı şekilde mi hissediyorsunuz? Çocuk sahibi olmak bir kadını nasıl etkiliyor? Üstelik o kadın sizin gibi dünya çapında bir yıldızsa...

Anne olmanın her gününü seviyorum. Damian şimdi altı yaşında ve baş başa çok zaman geçiriyoruz. Birlikte çok ilginç konuşmalar yapıyoruz. Bunu büyüleyici buluyorum. Ne yazık ki annelik beni bile biraz daha endişeli hale getirdi. Durmadan onun güvenliği için endişe ediyorum ve yakınına gelebilecek kötü insanlardan korkuyorum. Eminim bütün anneler benim gibidir. Annem Angela, hâlâ benim için endişelenir. Her sabah ve akşam onu arayıp her şeyin yolunda olduğunu söylemem gerekir. Kız kardeşim Katie ve erkek kardeşim Michael da beni her gün kontrol eder. Birbirimize her sabah ve akşam telefon mesajları atıp hayatta ve keyfimizin yerinde olduğunu bildiririz.

- Sizi ne tür kadınlar etkiler?

Kendilerine karşı hakiki olan kadınlar... Eğer bir kadın evde kalıp çocuklarını büyütme fikrini benimsemişse, ona bu kararından dolayı saygı duyarım. Eğer bir kadın Everest’in tepesine tırmanmayı ya da İngiliz Merkez Bankası’nı yönetmeyi istiyorsa, ona da saygı duyarım. Ailesine bakmayan ve çalışmayan bir erkeğeyse hakikaten hiç saygım yok.

/images/100/0x0/55eb069ff018fbb8f8a627b3
Aylak adamların işe yaramaz şekilde ortalarda gezinmesi, bende gerçek bir nefret yaratıyor!

- Hayatınızdaki iki erkeğin, yani oğlunuzun ve kocanızın, en çok hangi özelliklerini seviyorsunuz?

Arun çok sakin ve kibar biri, geçinilmesi benden çok daha kolay bir insandır. İkimizin çok farklı hayat tarzları ve kariyerleri vardı... O Hindistan’da büyümüş ama okul hayatı İngiltere’de geçmiş ve annesi Alman... Epeyce kozmopolit bir insan. Muhtemelen aynı değer yargılarına sahibiz ve aynı şeylerden hoşlanıyoruz. İkimiz de partilere gitmeyi ve saatlerce dans etmeyi severiz. Ancak tanınmış biri olmam sebebiyle, onun benimle tanışmadan önce çıktığı kadar sık çıkmıyoruz. Artık eskisi gibi bir sokak kafesinde rahatlıkla oturamıyorum, insanların bana bakmasından hoşlanmıyorum ve rahatsız oluyorum. Tanınmadan önceki zamanlarımı özlüyorum ve Arun’un zaman zaman benimle birlikte olmakta zorlanmasını anlıyorum. Etrafım tanıdığım insanlarla çevrilmiş bir şekilde, kocaman evlerde zaman geçirmeyi seviyorum. Arun’un benim koşullarıma uyum sağlaması çok büyük bir adım ve bunu çok iyi başarıyor. Üstelik nadiren durumundan şikayet ediyor! Damian ise hâlâ bir "cennet bahçesi"nde yaşıyor, bunu büyüleyici buluyorum. Onunla ilgili her şeyi kayıtsız şartsız çok seviyorum.

- Hayatınızda başarmak istediğiniz herhangi bir şey kaldı mı? Herhangi bir pişmanlığınız var mı?

Hem iş hem de eğlence alanında hâlâ yapmam gereken milyonlarca şey var. Yaptığım hiçbir şeyden pişmanlık duymuyorum ama birkaç şeye "hayır" dememiş olmaktan kaynaklanan bir pişmanlığım var.

- Yıllardır bir stil ikonusunuz. Nasıl giyiniyorsunuz? Ruh halinize mi yoksa gideceğiniz yere göre mi karar veriyorsunuz?

Büyük okazyonlara hazırlanarak gitmeyi seviyorum, ama günlük hayatımda jean pantolon giyiyorum.

- En sevdiğiniz tasarımcılar?

Sayıları çok fazla... Versace, Dior, Dolce&Gabbana ve daha pek isim...

- En iyi hangi şekilde görünüyorsunuz, pantolonla mı yoksa elbiseyle mi?

Uzun gece elbiselerini ve dar jean pantolonla yüksek topukları seviyorum.

İşe yaramaz erkeklerden nefret ederim
- Çalışmaktan en çok hoşlandığınız fotoğrafçılar? Nihat Odabaşı’yla çalışmak eğlenceli mi yoksa ıstırap verici mi?

Nihat’la çekimlerimizde gerçekten çok eğlendim, onunla çalışmayı çok seviyorum ve benim favori fotoğrafçılarımdan biri... Nihat, işi söz konusu olduğunda çok tutkuludur.

- Formunuzu nasıl koruyorsunuz? Bunun için spor mu yapıyorsunuz, yoksa sadece çok iyi genlere mi sahipsiniz?

Çok ama çok meşgulüm ve bence çalışmak hayatın anahtarı... Tembel ve uyuşuk insanlar hiç ilgimi çekmiyor. Hiçbir zaman boş duramam. Düzenli bir egzersiz programım yok ,ama köpeklerimle yürüyüş yapmak ve oğlumun peşinden koşmak işe yarıyor.

- Kendinizi bundan 20 yıl sonra nerede hayal ediyorsunuz?

Umarım sık sık seyahat ederim, eğlenirim ve bir şeyler öğrenmek zorunda olmadığım halde yeni şeyler öğrenmeye devam ederim. Umarım sağlıklı olurum ve arkadaşlarımla daha çok vakit geçiririm.

 Hindistan'ı evim gibi benimsedim

- Evlenmek Hindistan’la ilgili bakış açınızı değiştirdi mi?

Hindistan’a ilk kez 1998 yılında Hugh (eski erkek arkadaşı Hugh Grant) Kalküta’da film çekerken gitmiş, orada bir

/images/100/0x0/55eb069ff018fbb8f8a627b7
ay geçirmiş ve çok sevmiştim. Şimdi Hindistan’da kendimi evimde hissediyorum. Arun bütün zamanımızı Hindistan’da geçirme fikrini seviyor. Bu fikre ben de bayılıyorum, ama maalesef şu anki iş bağlantılarım Londra’da ve belki bir 10 yıl daha buralarda olacağım. Tatillerimizin çoğunu Hindistan’da geçiriyoruz. Orada harika vakit geçiriyorum ve çok iyi arkadaşlarım var. Ayrıca eşimin binasında bana ait bir ofis var ve beachwear şirketimle ilgili işleri orada yürütüyorum.

Ömer Karacan iyi arkadaşım

- Türkiye ve Türk insanı hakkında neler düşünüyorsunuz? Hiç Türk arkadaşınız var mı?

Çok iyi bir Türk arkadaşım var, adı Ömer Karacan... Zaten Çeşme'deki bu çekimi de o organize etti. Daha önce birkaç kez de Ömer'in İstanbul’daki evinde kaldım. Kendisi birkaç yıl önceki Magnum reklam çekimini de organize etmişti.

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle