GeriKelebek Huysuz İhtiyar
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Huysuz İhtiyar

O, artık bir okullu

Geçenlerde, Hasan Bey'in son kalmış eriklerini taşlayıp, düşürmeye çalışan Mustafa'ya:

‘‘Bakkal Ali'den bana bir ekmek alıver Mustafa'cığım’’ dedim.

‘‘Alamam!...’’

Okula başlayalı beri lanet herifin biri oldu. Okuldan önce de pek matah biri değildi ya...

‘‘Niye lan?’’

‘‘Devsim vav!..’’

‘‘Sizin okulda erik taşlama dersi de mi var?’’

‘‘Evik götüvmessem beni yanına otuvtmuyov.’’

‘‘Kim oturtmuyor?’’

‘‘Semva!..’’

‘‘Kızları şimdiden rüşvete mi alıştıyorsun lan.’’

‘‘Onlav beni alıştıvıyov. Çiklet almadan Neviman ödevimi yapmıyov!..’’

‘‘Senin ödevini Neriman mı yapıyor?’’

‘‘Yok, ben mi yapacaktım!..’’

‘‘Tabii sen yapacaksın. Okulda herkes kendi ödevini kendi yapar!..’’

‘‘Nah yapavım!.. İki üç gün yaptım, öğvetmen hiç pava vevmedi.’’

‘‘Öğretmen sana niye para versin? O, sana okumayı, yazmayı, hayatı öğretiyor.’’

‘‘Bedavaya mı öğvetiyov yani!.. Öğvetmen pava alıyov da öğvenci niye almıyov? Hıyav gibi devs çalışıyovuz!..’’

Söyleyecek laf bulamadım. Herif haklıydı... Üstelik çok haklıydı. Beş para ödemeden çalıştıra çalıştıra öğrencinin canını çıkarıyorduk. Üstüne para bile alıyorduk. Bunun adı emek sömürüsü değil de neydi? Acele lafı değiştirdim.

‘‘Yani, sevgilinin Ağrı'lı bekçi babasına karşı göğsünü siper edip seni saklayan, böylece dayaktan kurtaran, resimlerine tonlarca para ödeyen, Nalan'la evcilik oynaman için seni evine alan ve bakkala gidecek dermanı olmayan bu ihtiyar adama bir ekmek bile almaktan kaçınıyor musun? Yazıklar olsun!.. Ben Mustafa'yı mert bir çocuk bilirdim!.. Eh, ne yapalım biz de burada açlıktan ölürüz!..’’

Bu arabesk nutuk karşısında oğlanın aklı karıştı.

‘‘Hattiv be!.. Vev şu pavayı da alalım.’’ deyip gitti. Az sonra elinde iki çokoprensle geldi.

‘‘Ekmek kalmamış, ben de aç kalmayasın diye çokopivens aldım. Ama şimdi aklıma geldi. Çokopivens senin midene dokunuyovdu değil mi? Onun için bunlav ben de kalsın.’’ deyip evine doğru koşmaya başladı. Koşarken de:

‘‘Ulan babaa!.. Ulan komşulav!.. Bu vesimci hevif sopayla beni dövmek istiyov!.. İmdat!..’’ diye bağırıyordu.

Vallahi daha yerimden bile kımıldamamıştım.

***

Geçenlerde, Erol Usta'yı okuldan çağırdılar. Arabası olmadığı için kalkıp beraber gittik. Mustafa'nın öğretmeni hanım alı al, moru mor bir suratla şikayete başladı. Mustafa, çişini ille de kızlar helasına yapmak istiyormuş. İzin verilmeyince de çok kötü laflar ediyormuş. Zaten. ağzı çok bozukmuş. Bu nedenle öğretmen, geçenlerde biraz kulağını çekecek olmuş, Mustafa da iki gözü iki çeşme karakola gidip:

‘‘Kadının bivi beni dayaktan gebevtti!..’’ diye okula polis getirmiş. Ama asıl önemlisi, son bir haftadır okula gelmiyormuş. Acaba hasta mıymış, yoksa biz mi göndermiyormuşuz?

Erol Usta'nın her tarafı atmaya başladı. Bir takım homurtusal sesler çıkara çıkara gitti, bir büyük rakı aldı. Mustafa'nın servis arabasını beklemeye başladı. Çünkü, Mustafa her gün giyinip kuşanıp muntazaman okula gidip geliyordu. Ya da biz öyle biliyorduk.

‘‘Bana bak Erol, çocuğa elini sürersen bozuşuruz!.. Okula uyum sağlayana kadar böyle şeyler olur. Birinci sınıflarda öğretmenin çişe götürüp getirdiği yavrular bile var. Ben gelince Mustafa'yla konuşurum. Yıllarca öğretmenlik yaptığım için, bu sorunu şıp diye çözerim.’’ dedim Erol'a...

***

Akşam üstü Mustafa servis arabasından güle oynaya indi.

‘‘Bizim evde portakallı bisküvi yok. Maalesef sadece çokoprens var’’ dedim.

‘‘Eh, ne yapalım!..'

‘‘Ama hepsini bitiremezsin, tam beş tane var!..’’

Mustafa, beni dinlemeden bizim evin yolunu tuttu. Ben, yokuşu tırmanıp eve varana kadar iki tanesini haklamıştı bile.

‘‘Seninle şöyle erkek erkeğe bir konuşalım.’’

‘‘Ben, kız kıza konuşmayı seviyovum. Babam ne zaman evkek evkeğe konuşalım dese sonunda hep dayak yiyovum.’’

‘‘Sen şimdi nereden geliyorsun?’’ Öyle bir ‘‘Okuldaan!..’’ dedi ki sanırsın Kuzey Irak'daki harekattan dönüyor.

‘‘Mustafa!.. Bana gerçeği söyleyebilirsin. Ben senin arkadaşınım, okuldan kaçmak kötü bir şeydir. Ama yalan söylemek daha da kötüdür.’’

‘‘Ulan, ne zaman doğvuyu söylesem kimse inanmıyov!.. Okuldan geliyovum. Nah, bunlarda bugün yazdığımız yazılav... Öğvetmen yıldız bilem vevdi...’’

Mustafa, haksızlığa uğramışların öfkesiyle çantasını masama vurdu.

İçinden defterini çıkarıp yazılarını gösterdi. Öğretmen sahiden yıldız vermişti. Kafam iyice karıştı. Acaba, öğretmen bir yanlışlık mı yapmıştı?

‘‘Ama bugün öğretmenin, senin bir haftadır okula gelmediğini söyledi.’’

‘‘Hangi öğvetmen, hangi okula?’’

‘‘Senin okulun canım... Hani, seni ilk gün şarkı türkü götürmüştük yaa...’’

‘‘Ohhoo!.. Ben, o okulu değiştivdim. Şimdi çınavlavın ovadakine gidiyovum.’’

‘‘Nasıl değiştirdin?.. Adam, keyfine göre nasıl okul değiştirirmiş?’’

‘‘Öbüv okulu sevmedim. Öğvetmen kulağımı çekti. Hem de çok ödev vevdi. Hem de Ayı Rıfkı bizim sınıftaydı.’’

‘‘Eee, Rıfkı sizin sınıftaysa sana ne olmuş?’’

‘‘Beni, hev an dövebilivdi.’’

‘‘Niye dövsün ki?’’

‘‘Hevif ayı gibi!.. Azıcık küfüv edince hemen kızıyov, babasının şavap çanağına sıçtığımın zepevenk hıyavı!..’’

‘‘Yeni okuldaki öğretmen seni farketmedi mi? Sen bu sınıftan değilsin demedi mi?’’

‘‘Yok be, sınıfta biv süvü çok çocuk vav. Kadın daha kimseyi tanımıyov ki... Ben de gittim avka sıvaya otuvdum. Hem bu öğvetmen ötekinden daha güzel. Bize şavkılav söyletiyov. Benim sesime de bayılıyov!..’’

‘‘Bu işi baban duymadan derhal eski okuluna dönmelisin.’’

‘‘Niye be, hepsi bir değil mi!.. O da okul bu da okul!..’’

Mustafa yine çok haklıydı. Demokrasi, seçme hakkı diye kıyameti koparırız. Ama bu hakkı çocuklarımıza vermeyiz.

‘‘Sen şimdi okulu boşvev de bana acele yazmasını öğvet.’’

‘‘Okulda öğretiyorlar ya...’’

‘‘Okulda çok yavaş öğvetiyovlav. Ben hemen öğvenmek istiyorum!..’’

Mustafa'daki bu çalışkanlık ve öğrenme aşkı inanılır gibi değildi. Demek ki okulu ve öğretmeni sevdirmek eğitim politikamızın ilk koşulu olmalıydı. Ben de aşka gelip hemen derse başladım.

‘‘Şimdi bu ğördüğün A harfi... Yanına T gelince at, bir A daha gelince Ata olur. Yaz bakalım.’’

‘‘Ben onlavı biliyovum be. Yani Tüvk gelince de Atatüvk oluyor... Sen bana Ceyda yazmasını öğvet.’’

‘‘İşte yazdım, sen de aynını baka baka yaz. Hayır efendim Y harfi D harfinden önce gelecek. Aferiin...’’

‘‘Şimdi de yazdıv bakalım... Sen okulun en güzel kızısın. Dün bana güldün, demek ki beni seviyovsun.’’

‘‘Hop hoop ne oluyor!.. Aşk mektubu mu yazıyoruz?’’

‘‘Evet!..Yazı ne işe yavav ki?’’

‘‘Öğretmen mektubu yakalarsa canına okur.’’

‘‘Ben de gene başka okula gidevim.’’

‘‘Pekiyi, Ceyda bu mektubu okuyabilecek mi bakalım?’’

‘‘Tabii, o okumasını çoktan öğvenmiş.’’

‘‘Demek ki çok çalışkan bir kız.’’

‘‘Yok be Ceyda beşinci sınıfta okuyov!..’’


Yorumları Göster
Yorumları Gizle