GeriHürriyet Pazar Zaman gezginlerini evine çağıran adam
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Zaman gezginlerini evine çağıran adam

Zaman gezginlerini evine çağıran adam

Galileo’nun ölümünün 300’üncü yıldönümünde (8 Ocak 1942) doğdu, 14 Mart 2018’de, Albert Einstein’ın doğumunun 139’uncu yıldönümünde öldü.

Vasiyeti üzerine Cambridge’in taş ustaları, kara deliklerin halen radyasyon yaydığını gösteren en ünlü teorisinin formülünü mezar taşına kazıyacak. Dünyanın en ünlü bilim insanı, fizikçi Stephen Hawking’in sadece bu teorisi değil, daha birçok keşfi, kozmoloji alanında bilinmezleri bilinir kılmaya yardım etmişti. Bundan sonra da edecek... ALS teşhisi konmasının ardından elli küsur yıl yaşaması ve her şeye rağmen mizahi yönünü koruması da onu insanlığın hafızasında direncin sembolü olarak yaşatacak. İşte Hawking’in 76 yıllık yaşamından çarpıcı kesitler... 

Zaman gezginlerini evine çağıran adam

Rüyalarımda hep sağlıklıyım
Gazeteci Gilles Whittel, röportaj yaptığı Hawking’e bir çocuğun sorusunu da iletmişti. Çocuk, profesöre rüyalarında kendini hiç sağlam ve sağlıklı görüp görmediğini soruyordu. Hawking’in cevabı şöyleydi: “Rüyalarımda hep sağlıklıyım. Bazılarında engelli olduğumu kabul etmiyorum, bazılarında da sırf irademle engelimi yeniyorum.”


İstikbal göklerdedir
Dünyanın en tanınan bilim insanı olarak, popülerliğini de kullanarak bize sürekli bir tavsiyede bulunuyordu; “Bu dünyadan ayrılmayı başaramazsak insanlığın sonu gelecek” diyordu. Nükleer felaketler, yapay zekâ ya da virüs... “Değil milyon yıl, hatta değil bin yıl, önümüzdeki 100 yıl içinde gezegenimizdeki olası bir felaketten kaçınmak çok zor olabilir. İnsanlık tüm yumurtalarını tek sepete yani tek gezegene koymamalı.” Mealen “İstikbal göklerdedir” diyordu Hawking, kurtuluşu uzayda arıyordu. Gerçekleştiremediğine hayıflandığı tek dileği de uzaya çıkmaktı zaten.
Peki ya biz uzaya çıkamadan uzaylılar bize gelirse? Bu durumun çok da iyi sonuçlar üretmeyeceğini düşünüyordu: “Uzaylılar bizi ziyaret ederse, sonuç Kristof Kolomb’un Amerika’ya çıkmasına benzer, ki bu keşif Amerikan yerlileri için pek hayırlı olmamıştı. Karşılaşmak istemediğimiz zeki canlıların bize ne getirebileceğini görmek için kendimize bakmamız yeter.”

Zaman gezginlerini evine çağıran adam

Gelecekten gelenler, bu parti sizin için!
Zamanda yolculuk mümkün mü? Bunu Hawking de merak ediyordu ama bizler gibi bekleyip durmak istemedi. Aklına neşeli bir fikir gelmişti: Gelecekten gelenlere yönelik bir ‘Hoş geldin’ partisi... 28 Haziran 2009’da Cambridge’deki Gonville and Caius College’da bir oda kiraladı, içini şampanya ve atıştırmalıkla doldurdu. Davetiyede şöyle yazıyordu: “‘Zaman Gezginleri’ için verilen bir resepsiyona davetlisiniz. Ev sahibi Profesör Stephen Hawking.” “Belki gelecekten birileri bu davetiyeyi bulur da zaman makinesini kullanarak partime gelirse, zamanda seyahat de ispatlanmış olur.” İspatlanamadı! “Epey bekledim ama kimse gelmedi. Yazık. Gelecekteki kâinat güzeli kapıdan girer diye ummuştum.”

Zaman gezginlerini evine çağıran adam

Dans pistlerindeki rüzgâr
Hawking, hastalığa yakalandıktan sonra ona önerilen tekerlekli sandalye fikrinden nefret ediyor, koltuk değnekleriyle başının çaresine bakmaya çalışıyordu ama 1960’larda daha fazla direnemedi. Bir sandalye edindi. Tanıkların anlattıklarına bakılacak olursa, bu yeni hayatı biraz muziplikle çekilir kılmaya çalışıyordu. Sandalyesini Cambridge sokaklarında biraz delice kullandığı hemen dikkat çekti. Tabii bir de dans pistlerinde sandalyesiyle rüzgâr gibi esmesi vardı. Fazlasıyla göze batan bir başka mesele de bile isteye öğrencilerin ayaklarının üzerinden geçmesiydi. Üstelik 1978’deki bir davette Prens Charles’ın ayağına da açıkçası pek nazik davranmamıştı. Biyografisini yazan Kitty Ferguson, “Onu kızdıranlar kendilerini eninde sonunda bir hedef olarak buluyordu” diye anlatıyor. Bu konu ona sorulduğundaysa, Hawking sadece şunu söylüyordu: “Haince bir dedikodu. Bir daha tekrarlayan olursa bilsin ki onu ezerim!” Sonuçta “Hayat eğlenceli olmasa, çok trajik olurdu” diyen bir adamdan bahsediyoruz.

Sahibinin sesi!
Cambridge Üniversitesi’ndeki bir ofiste küçük, gri bir kutu duruyor. 30 yıl öncenin teknolojisine sahip, basit bir kutu. O kutuda Stephen Hawking’in sesi saklı. Durumu kötüye gitmeye başlayınca, Hawking’in Intel firmasından teknolojik yardım rica ettiği biliniyor. Bu ricanın sonunda üretilen cihazlardan biri de konuşma desteği üzerine. MIT’den bir mühendisin, Dennis Klatt’ın çalışmaları üzerine şekillendirilmiş cihazın çıkardığı ses, Dr. Who’daki Dalek’in sesine benziyordu. Hawking, işte son 30 yılında bu sesi kullandı. Ona destek olan her cihaz, teknoloji elverdiğince yenilense de, profesör bu sesten hiç vazgeçmedi. Hatta ses, 1990’da güncellendiğinde itiraz etmiş, eskisinin korunmasını istemişti. Biraz tuhaftı, metalikti ama onundu artık sonuçta. Popüler tarihe mal olan bu ses, o günden son gününe dek Hawking’in sesi olarak kaldı...


Göründüğü ilk doktorun tavsiyesi: Az iç evladım
Stephen Hawking, hastalığını ilk fark ettiği zamanı anlatıyor:
“Oxford’daki son yılımda giderek sakarlaştığımı fark ettim. Bir gün merdivenden yuvarlanınca doktora gittim ama tek tavsiyesi ‘Az iç evladım’ oldu. Cambridge’e yerleştikten sonra sakarlığım daha da arttı. Noel tatilinde gittiğim St. Albans’da donmuş gölde paten kayarken düştüm ve ayağa kalkamadım. Annem bu rahatsızlığımın farkına vararak beni aile hekimine götürdü. O beni uzman doktora yönlendirdi, 21. doğum günümden kısa süre sonra da tahliller için hastaneye yattım. İki hafta boyunca sayısız tahliller yapıldı. (...) Anladığım kadarıyla hastalığın giderek ağırlaşmasını bekliyorlardı, pek bir işe yaramadığını gördüğüm vitamin yazmaktan başka da yapacakları bir şey yoktu. O sırada hastalığımla ilgili daha fazla soru sormadım, çünkü söylenecek iyi bir şey olmadığının farkındaydım. Tedavi edilemez bir hastalığa yakalandığımı ve birkaç yıl ömrüm kaldığını öğrenmem beni biraz sarstı tabii. Öte yandan, hastanede kaldığım süre içinde karşı yatağımda yatan çocuğun lösemiden ölmesine günbegün tanık olmuştum; hiç de hoş bir manzara değildi. Durumu benden kötü olanlar da vardı elbette. Ne zaman halime üzülecek olsam, o çocuğu hatırlarım. (Benim Kısa Tarihim, Doğan Kitap, 2015, Çeviren: Sıla Okur)

Zaman gezginlerini evine çağıran adam

İstanbul, Erzurum ve Tahran...
Hawking, 2013’te yazdığı ve ‘Benim Kısa Tarihim’ adını verdiği otobiyografisinde, üniversite sonrası çıktığı İran seyahatini de anlatıyor. İlgili bölümde, İstanbul ve Erzurum üzerinden ulaştığı İran’da, 12 bin kişinin hayatını kaybettiği Buyin Zehra depremine yakalandığını ama bu depremi hissetmediğini de aktarıyor.
“ (...) Bitirme sınavımın sonrasındaki uzun tatilde üniversite bize seyahat için küçük hibeler veriyordu. Gideceğim ülke ne kadar uzak olursa, hibeyi kazanma şansım o kadar büyük olur diye düşündüm. ‘İran’a gitmek istiyorum’ dedim. Hem daha önce İran’a gitmiş hem de Farsça bilen arkadaşım John Elder ile yola çıktık. Trenle önce İstanbul’a, oradan Türkiye’nin doğusunda Ağrı Dağı yakınlarındaki Erzurum’a ulaştık. Sonrasında tavuklu kuzulu Arap otobüsleriyle Tebriz üzerinden Tahran’a gittik. Tahran’da John ile yollarımızı ayırdık ve ben başka bir öğrenciyle İsfahan, Şiraz ve Büyük İskender’in yağmaladığı antik Pers başkenti Persepolis’e gittim. Sonra çölü geçerek Meşhed’e vardım. Yol arkadaşım Richard Chiin ile memlekete dönerken, 12 binden fazla kişinin ölümüne neden olan 7.1 büyüklüğündeki Buyin Zehra depremine yakalandık. Depremin merkez üssüne çok yakın bir yerdeydim ama hiç hissetmedim, çünkü hastaydım ve İran yollarında hoplaya zıplaya ilerleyen bir otobüsün içindeydim.”

 

 

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle