GeriHürriyet Pazar Nezaketimizi nasıl kaybettik, yeniden nasıl kazanırız?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Nezaketimizi nasıl kaybettik, yeniden nasıl kazanırız?

Nezaketimizi nasıl kaybettik, yeniden nasıl kazanırız?

Havalimanındaki korkunç olay ilk değildi ama son olabilir, daha nazik bir hayata geçmek için küçük adımlar atmaya ne dersiniz?

Artık tanıyı koymanın zamanı geldi: Giderek kronikleşen bir toplumsal hastalığın pençesindeyiz. ‘Günaydın’, ‘merhaba’, ‘kolay gelsin’, ‘teşekkürler’ demeyi unuttuk. Yol vermeyi, gülümsemeyi, sıramızı beklemeyi çoktan terk ettik. Başımıza gelen her aksiliğin bedelini son derece kaba bir dille, ‘gücümüzün yettiğine’ ödetmek âdetimiz oldu.

Üç gün önce rötar yapan uçağının hesabını, bir dizi hakaret eşliğinde havalimanının yer görevlisinden soran yolcu ise ilk örnek değil ama son noktaydı. Farklı meslek dallarından 18 kişinin anlattıkları eşliğinde toplumsal nezaket konusunu masaya yatırdık. Nasıl tedavi olabileceğimizi anlamak içinse bir uzmana danıştık.

İstanbul Havalimanı'nda rötar kavgası


Nezaketimizi nasıl kaybettik, yeniden nasıl kazanırız

Geçen perşembe Atlasglobal’in İstanbul-Bodrum uçağının rötar yapması üzerine havalimanında tartışma çıktı. Bu sırada yolculardan Funda E., Çelebi Yer Hizmetleri personeline hakaretler etti. Hakkında soruşturma başlatılan yolcu, firma tarafından da ‘kara liste’ye alındı.

Uluslararası kurallar gereği havayollarının  yolcuyu ‘kara liste’ye alma hakkı var Tolga Özbek - Kokpit.aero Genel Koordinatörü
Havayolu sektörünün içinde en zorlu ve geliri de bir o kadar düşük işlerin başında yer hizmetleri gelir. Havayolu rötar yapar, yolcu ilk tepkiyi check-in kontuarındaki çalışana verir. Bağırır çağırır, hatta hakaret eder. Olay polise gitse ellerindeki işi de kaybetme riskleri her zaman vardır. Çoğu zaman görevliler bu hakaretlere karşı ‘ekmek parası’ diyerek yutkunurlar. Havalimanında yer hizmetlerine veya uçakta kabin memurlarına bağırmadan önce empati yapmayı deneyin. Kendinizi onun yerine koyun. Bunu yaparken şunu da unutmayın: Uluslararası kurallar gereği havayollarının yolcuyu ‘kara liste’ye alma yani bilet satmama hakları her zaman vardır.

FARKLI MESLEK GRUPLARINDAN İNSANLAR YAŞADIKLARINI ANLATTI
Erkekler bacaklarını açarak oturuyor
Nezaketimizi nasıl kaybettik, yeniden nasıl kazanırız

Şükran Özdoğan - Sosyal hizmetler uzmanı
Bir gün uçağa bindim. Yanıma oturan iki bey de tespih çıkardı. Ses beynimi deliyor. Biraz bekledim, “Farz edin ki yanınızda şakır şakır sakız çiğniyorum, rahatsız olur musunuz” diye sordum, başlarıyla onayladılar. İkisi de tespihleri ceplerine koydu. Toplum içinde tespihler cebe beyler! Sinemada telefonla vedalaşamayanlar da var; bazen konuşan bile oluyor. Bir de toplu taşımada erkeklerin bacaklarını açarak oturmasına tahammül edemiyorum. Sürekli “Toparlanın” diye ikaz ediyorum. Camlarda ‘Yayılarak oturmayınız’ uyarısı olması bile utanç verici.

Bazen arkadan kısık sesle ‘Hayvan’  diyorlar, duyuyoruz Y.K. - İETT şoförü

Dört senedir bu işi yapıyorum. Sultanbeyli ve Yenidoğan hattındaki insanlar otobüse bindiklerinde merhaba demiyor. Kadıköy ve Ataşehir bölgelerinde çalıştığım zaman yolcular gayet nazik bir şekilde “Beyefendi kolay gelsin”, “İyi günler” diyor. Otobüsün durağa gelme saati geciktiğinde bunu bizden biliyorlar. Hatta biri “Nerede kaldın lan şerefsiz” bile demişti. Bizim cevap verme hakkımız yok. “Size küfür de etseler elhamdülillah deyin, tamam deyin” diyorlar. Bazı günleri ağzımdan tek kelime çıkmadan bitiriyorum. Onlar merhaba demedikleri sürece ben ağzımı açamam. Yolcularla muhatap olmamaya çalışıyoruz çünkü kimin ne psikolojide olduğunu bilemeyiz. Evde neye sinirleniyorsa son durakta gelip bize çatıyor. Bazen otobüs çok kalabalık oluyor, “Yeter, alma!” diyorlar. Halbuki bizim durakta kapıları açmama lüksümüz yok. “Benim elimde değil” diyorum ama anlamıyorlar. Bazen arkadan kısık sesle “Hayvan” diyorlar ama biz duyuyoruz.

Mesafesizlik diz boyu Onur Yazıcıoğlu - ‘Sosyal Medya  ve Türkiye’ kitabının yazarı

Sosyal mecralar vahşi alanlara dönüştü, gündelik hayatta insanların birbirlerine söyleyemediği keskinlikte cümleler kuruluyor. Facebook’ta görgü kuralı diye bir şey kalmadı. Twitter’da arkasında kalabalığı gören, tek başına kalana tekme tokat girişiyor. Benim en takıldığım konu, birbirini tanımayan insanların ‘senli benli’ konuşması. Mesafesizlik diz boyu, kişisel alana saygı yerlerde.

Asansörde yer kapma taktiklerini pusetli ebeveynlerden daha iyi biliyorlar - Bahar Çuhadar, gazeteci

Metro asansörleriyle bebekli/pusetli hayata geçince tanışmak zorunda kaldım. Ve bingo: Asansöre her seferinde depar atan, bebek arabasız ve iki ayağının üstünde yürüyebilen, asansör sevdalısı sayısız genç İstanbulluyla tanıştım! Hepsi o asansörde hızla yer kapmanın taktiklerini tüm pusetli ebeveynlerden ve tekerlekli sandalyelilerden çok daha iyi biliyordu. Birkaç kere iğneleyecek oldum. “E sırada bekliyoruz ya!” yanıtını (ya da boş bakışları) alınca pes ettim. İşin asıl kalp kırıcı kısmı, insanların tekerlekli sandalye kullananları asansörden mahrum eden bir umursamazlığı normalleştirmiş olması...

Sipariş verirken garsonu sinek kovalar gibi kovalayan var

Nezaketimizi nasıl kaybettik, yeniden nasıl kazanırız

Fulsen Türker - Garson-kitapçı
Dört yıl Beyoğlu’nda, bir yıl Şişli’de, iki yıl da Datça’da garsonluk yaptım. Müşterileri genelleyemem. Biri bahşiş kutusuna Milli Piyango bileti bırakır, biri sipariş verirken sinek kovalar gibi davranır, delirirsin. Datça’da iki yıl önce bir bayram tatili... 20 bin nüfuslu kasabada 200 bin kişi var. Oranın en büyük balık restoranında çalışıyorum. İlk rezervasyon masalarından biri geldi. Denize nazır ikinci sıradalar, suyla araları iki metre. Kadın çığlık çığlığa: “İkinci evlilik yıldönümüm, telefonda deniz kenarı masa istedim. Siz taşralılar böyle şeyleri kabul edebilirsiniz ama ben İstanbulluyum, kabul edemem. Burada ikinci sırada oturacağıma bir esnaf lokantasında kaldırımda otururum.”

Uçağa soğan/ sarmısak yiyip binmeyin
Nezaketimizi nasıl kaybettik, yeniden nasıl kazanırız

Uğur Cebeci - Havacılık uzmanı
Uçak içindeki sentetik ışıklar insanları sıkça şaşırtır. Yerde olmayan algılama gecikmeleri yaşanır. Bu durum nezaket kurallarını sarsmamalı. Koltuğu yatırırken arkadaki yolcuya söylemek ne güzel bir inceliktir... Uçağa pişmemiş soğan/sarmısak yiyerek binmek, yanda oturan yolcunun cinnet getirmesine sebep olur. Bu yüzden çıkan kavgalar istatistiklere yansımasa da epey fazla. Farklı kültürler olsa da tek ortak nokta var, o da nezaket. Uçaktan inerken lütfen önünüzdekinin önüne geçmeye çalışmayın. Böylece uçağın daha kısa sürede terk edilmesi sağlanır. Bence en kaba davranış, içkiyi fazla kaçırıp başka insanlara rahatsızlık vermek ve uçak içinde kontrol edilemez hale gelmek.

Metroya binmek işkence Serhat Gürpınar - Görsel yönetmen
Sırf koltuk kapmak için metrodan daha inemeden üstümüze çıkarak trene binmeye çalışıyorlar. Tam karşılarında durup beklemeleri gerektiğini söylediğimde tepkiyle karşılaşıyorum. Yürüyen merdivenlerde de solda duranlar oluyor; orası acelesi olanlar içindir. ATM’den para çekerken dibimde durup ekrana bakanları da nezakete davet ediyorum!

Baktığı ürünü katlayıp koyan çok az Kerem Gürkan - Satış danışmanı
Müşteri bir üründen memnun kalmazsa mağazaya gelip küfretmeye başlıyor. Ürünü fırlatıp atan, bağıran çok oluyor. “Müdürün gelsin” diyen, personeli küçümseyen insan fazla. Sorununu böyle de çözemezse arayıp bir de çağrı merkezindeki kişiye bağırıyor. Baktığı ürünü katlayıp koyansa çok az, hepsine dokunmak istiyorlar.

Çocuğumuza, çalışana saygı göstermeyi öğretiyorum Uğurcan Adıgüzel - AVM güvenlik amiri
Dört senedir İstanbul’da büyük bir AVM’nin güvenlik amiriyim. AVM’ye girerken misafirlere “Merhaba” diyoruz, gözlerine bakıyoruz. Ama bize “Merhaba” diyen sayısı çok az. Çoğu bizi yok sayıyor. Mesleğe başladığımda beklentilerim farklıydı. Bir ziyaretçiye “Hoş geldiniz” dediğimde ve o yanıt vermeden geçip gittiğinde moralim çok bozuluyordu. Zamanla tecrübe kazandım, “Bu meslek böyleymiş” deyip alıştım. Ziyaretçilerin “Teşekkürler, kolay gelsin” demesi bizi motive ediyor. 6 yaşında çocuğum var. Ona bir şey alıyorsak, parayı ona verdiriyorum. “Parayı uzat, alırken teşekkür et, kolay gelsin de” diyorum. Eşime de “Mağazada baktığın kıyafeti çok düzgün olmasa bile yerine katlayarak koy. Çalışanın gözünün içine bakarak oraya atma” diyorum. Çocuğumuzun bizim hareketlerimizi izlediğinin farkındayım. Ona, çalışana saygı göstermesi gerektiğini öğretmeye çalışıyorum.

‘Parasını verdim, ne istersem yapmak zorundasın’ tavrı üzüyor - Hakan Eleman, garson
Yazlık yerlerde sezonda bambaşka bir durum yaşanıyor. “350 gün çalıştım. 15 gün tatilim var. Tüm şımarıklıkları yapabilirim” diyen bir iç turist akını başlıyor. Hakaret, ukalalık, kendini bilmezlik alıp yürüyor. Hoşgörü yok oluyor, gelenler karşısındakinin insan olduğunu unutuyor. En sıkıntılı konu hitap. ‘Patron’, ‘oğlum/kızım’, ‘garson’ ve benzeri hitaplar sinirlendiriyor. En çok üzen de “Parasını verdim, ne istersem yapmak zorundasın” tavrı. Taciz de önemli bir konu. Bu durumu kadın garsonlara göre daha az yaşasak da sözlü ya da fiziksel tacize biz de uğruyoruz.

Nezaketimizi nasıl kaybettik, yeniden nasıl kazanırız

Arabayla yol verdiğim yaya, beni acemi sandı - Ayşe Özek emekli öğretmen
Araç kullanırken yol verdiğim yaya bir türlü geçmedi ve hiddetli bir yüz ifadesiyle bana “Belli belli acemisin, geç” dedi. Ona saygı gösterilmemesine o kadar alışmış ki... Kapı tuttuğunuz insanların buna mecburmuşsunuz gibi teşekkür etmemesini, yüzünüze bakmadan geçip gitmesini de garip buluyorum.

Nezaketimizi nasıl kaybettik, yeniden nasıl kazanırız

Engelliyim, ‘Az önce birine öncelik verdim’ diyerek beni asansöre bindirmeyen oldu - Simto Alev, yazılımcı
Engelliyim. Metroda asansör beklerken hakkımı aradığımda genellikle kabalıkla karşılaşıyorum. Laf atarsam aldığım en hafif cevap “Ukala!” oluyor. “Az önce birine öncelik verdim” diye beni asansöre bindirmeyen de oldu. Nezaketi ancak birinden yardım rica ettiğimde görüyorum. Toplu taşıma araçlarına binerken şoför nadiren yardım eder, hatta sadece bir-iki kere başıma geldi bu. Otobüsler kaldırıma yanaşmadığı ve rampaları çoğu zaman bakımsızlıktan sıkışmış olduğu için tek başıma ya da bir refakatçimle binmem mümkün olmuyor, genelde yolcular yardım ediyor. Metrobüslerde yanımda biri yoksa rampayı yine yolcular açıyor.

Nezaketimizi nasıl kaybettik, yeniden nasıl kazanırız

Bir ‘merhaba’ çok şey değiştirir - Ferhat Ceylan, güvenlik görevlisi
Bize insan değiliz, duvarmışız gibi davranan bir kesim var. Bu işi yapan insanlara alt tabakaymış, bu bir meslek grubu değilmiş gibi yaklaşıyorlar. Ben tarih öğretmeniyim, atanamadım. Ekmeğimi bu sektörden kazanıyorum. Eğitim kalitemin ya da karakterimin düşüklüğünden dolayı değil... Güvenlik sektöründeki insanları çöp gibi görmemek gerekiyor. Binaya giren birinin ‘günaydın’ demeden geçip gitmesi, yokmuşuz gibi davranmaları incitiyor. Çünkü biz onlar için buradayız. Bir ‘merhaba’ demelerini, bizim de burada olduğumuzu görmelerini istiyoruz. O ‘merhaba’ çok şey değiştirir, bizim için günü daha güzel hale getirir.

Hamile bir kadının yanında sigara içilmez - Gizem Coşkunarda, gazeteci
Market ve mağazaların çoğunda kasaların üstünde hamilelere öncelik verilmesine dair işaret bulunur. Ama insanların hiçbiri bunu umursamıyor. Toplu taşıma araçlarında da hamile olduğunuzu belirtmeniz gerekiyor. O da benim yapabildiğim bir şey olmadığı için, uçaktan inerken daracık koridorda önüme atlayan da gördüm, sokakta omuz atarak geçen de... Birkaç kez kalabalık metroda ayakta yolculuk etmek zorunda kaldım ve mecbur olmadıkça toplu taşıma kullanmaktan vazgeçtim. En üzücü olan da hemcinslerimin erkeklerden daha nezaketsiz davranması. Bir de sigara konusu var. Lütfen bir hamileye “Sigara içmemin sakıncası var mı” diye sormayın. Bu bir nezaket değildir; hamile bir kadının yanında sigara içilmez!

Metrobüs kuyruğunda nezaket kuralları geliştirmemiz 100 yıl sürebilir - Serdar Kuzuloğlu, teknoloji yazarı
Sosyal ağlardaki dil ve üslup, yaşadığımız hayat ve koşulların birebir yansıması gibi. Hatta biraz daha hoyrat. Her uyarım “Hocam burası internet, burada kimse bunlara bakmaz” gibi basmakalıp bir cevapla karşılık buluyor. 25 yıldır farklı mecralarda içerik üreten biri olarak izleyici, okuyucu yorumlarına karşı derimi kalınlaştıralı çok oldu. Ancak zamanla, özellikle de sosyal medyada hakaret edenlerin profiline bakınca o kaba hallerinin bana ya da konuya özel olmadığını fark ettim. İnsanlarda büyük bir öfke, nefret var. Ve hiçbiri öfkesini asıl muhataplarına yansıtamadığı için ‘gücü yeten yetene’ mantığıyla, karşısına çıkana girişiyor. 15 milyonluk bir şehrin metrobüs kuyruğunda nezaket kuralları geliştirmesi 100 yıl sürebilir. En çok vaktin ayrıldığı dizi içeriklerinde durduk yere silahlı çatışmaya giren, döven ya da tecavüz edenlerin de sürece çok olumlu katkı yapmadığı ortada.

‘Senli benli’ konuşanlar rahatsız ediyor - Kürşat Gürkan, mağaza müdürü
13 senedir mağazada çalışıyorum. Müşteriye merhaba deriz ama yüzde 10’u cevap vermez, dönüp bakmaz. Hiç göz kontağı kurmamaları tabii ki mutsuz ediyor. İstediği bir şey olmadığında “Şerefsiz” diyen dahi var. Mağaza personelinin kültürsüz, işe yaramaz, düşük seviyeli olduğunu düşünüyorlar. Ama beni en çok ‘senli benli’ konuşanlar rahatsız ediyor.

‘Kolay gelsin’ derlerse ‘Beni görüyorlar’ diye düşünüyorum - Nizamettin Uygur, temizlik işçisi
54 yaşındayım, sekiz yıldır Kadıköy’de sokakları temizliyorum. Herkes bana selam
vermek zorunda değil ama yanımdan geçerken “Kolay gelsin” derlerse çok mutlu oluyorum. O kişinin beni önemsediğini düşünüyorum. “Beni insan yerine koyuyor, beni görüyor” diye düşünüyorum, daha güçlü çalışıyorum.

Bir ‘günaydın’la karşınızdakine ‘değerlisin’ demiş olursunuz

UZMAN GÖRÜŞÜ: Prof. Dr. Üstün Dökmen, psikolog
 Nezaket öğrenilebilen bir şeydir, doğuştan gelmez. Eğitimlerde, “Çalışanlara teşekkür etmek gerekir” diyorum, “Ama karşılığında para alıyor” diyorlar. Bu yanlış. Garson tabağınızı aldığında “Teşekkür ederim” deyin. Sadece iki kelime. Evet, bunun için maaş alıyor ama teşekkür etmemek nazik değil.

 Hakkımız gasp edildiğinde üç ana davranış gösteririz: Pasif, saldırgan ve girişken. Kuyrukta beklerken önünüze biri geçerse “Bunlar böyle saygısız, Avrupa’da böyle olmaz” derseniz söylenmiş ama karşınızdakine bir şey dememiş olursunuz. “Geç lan arkaya” derseniz, saldırganlık olur. Ama “Sıra var, bir zahmet geçer misiniz” derseniz gerçekçi bir tepki verirsiniz.

Her yerde önce siz ‘günaydın’ veya ‘merhaba’ deyin. Böylece karşınızdaki insana “Sen benim için değerlisin” demiş olursunuz. O da yanıt verince “Sen de benim için değerlisin” demiş olur. Diyelim ki üç-dört kez denediniz ama size cevap vermedi. O kişiye selam vermeyi bırakırsanız, siz de kaba olursunuz. Şimdi ortada iki kaba insan oldu; kabalığa prim verdiniz.

 Kimi bir mağazaya giriyor, her şeyi elliyor. Ya da beyaz eşya dükkânına gidiyor, kapakları açıp kapatıyor. Az ötede duran satıcı onun gözünün içine bakarken, arkasını dönüp çıkıyor. Çıkarken gülümseyerek ‘iyi günler’ dilemek, “Seni fark ettim” demek gerekiyor. İnsanlar birbirlerini fark etmedikleri sürece karşılarındakini ötekileştirirler.

 Lokantada yan masada oturana bile “Afiyet olsun, iyi günler” denmeli. Çünkü orada bir birliktelik, ortaklık var.

İnsanlar yakınlarını kaybediyor. Altı ay sonra sokakta karşılaşınca “Başın sağ olsun” diyenler oluyor. Halbuki taziyeler en geç bir ay içinde bildirilir.


 

 

 

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle