‘Benim için ölüm dikkatimi yaşama yönlendiren bir dost’

Güncelleme Tarihi:

‘Benim için ölüm dikkatimi yaşama yönlendiren bir dost’
Oluşturulma Tarihi: Haziran 25, 2023 07:00

Avustralya’da yaşayan ve çalışan Berna Köker Poljak’ın farklı bir işi var. O ölüme yakın olanlara ‘eşlik’ ediyor. ‘Ölüm doulalığı’ yani ‘ölüm eşlikçiliği’ yapıyor. Gönüllü olarak, ölüm yolculuğuna çıkanları dinliyor, onların ellerini tutuyor, bu dünyadan biraz daha rahat ayrılmaları için çabalıyor. Ölüme dair bildiklerini anlattığı ‘Ölüm Yaşamın Mührü’ adlı kitapla da bir anlamda okuyanları son yolculuklarına hazırlıyor.

Haberin Devamı

Berna Köker Poljak bir ‘ölüm doulası’ yani ‘ölüm eşlikçisi’... Ölüme yaklaşanlara ve yakınlarına bir tür destek hizmeti veriyor. Onları dinliyor, isterlerse bazı ritüeller organize ediyor hatta varsa evcil hayvanlarını sahiplendiriyor, aboneliklerini düzenliyor, bazen de sadece sessizce yanlarında oturup ellerini tutuyor... Yani adım adım hayata veda etmeye hazırlanan bir insana ve sevdiklerini kaybedecek olan yakınlarına yoldaşlık ediyor... Avustralya’da yaşayan Poljak üç çocuk annesi... Zorlu bir hayatı olmuş, çok kez ölümle yüzleşmek durumunda kalmış... Henüz küçük bir çocukken babaannesi gözlerinin önünde boğularak ölmüş. Hele biricik oğlu Batu hastalandığında oldukça zor günler yaşamış. Avustralya’da son zamanlarını yaşayanların yararlandığı bir palyatif bakım servisinde gönüllü olarak çalışıyor. Kara Karga Yayınları’ndan çıkan ‘Ölüm Yaşamın Mührü’ adlı kitabında da ölüme yatanların yaşadıklarının yanı sıra ‘ölüm yolculuğu’nun ne kadar doğal olduğunu ve bu yolculuğu kolaylaştırmanın yollarını anlatıyor... 

Haberin Devamı

* Öncelikle sizi biraz tanıyalım... Türkiye’de mi doğdunuz?

1971’de Ankara’da doğdum. Üç çocuklu bir ailenin kızıyım. Hacettepe Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdim. Ankara, İstanbul, Bodrum ve New York’ta yaşadım. 2017’de eşim ve çocuklarımla birlikte şu an yaşadığımız Sidney’ye taşındık. 2018’de ilk ‘ölüm doulalığı’ (eşlikçiliği) eğitimimi alarak buradaki bir devlet hastanesinin palyatif bakım bölümünde gönüllü olarak çalışmaya başladım. 19, 17 ve 9 yaşlarında üç oğlum var. 17 yaşında olan oğlumun 1 yaşındayken geçirdiği nörolojik bir rahatsızlık sonucunda, içinde ölüm seçeneğinin de olduğu bir dönem yaşadık. Sonrasında onun hayatını kolaylaştırmak üzere beceriler geliştirmeye dikkatimi verdim.

* Ölüm eşlikçiliği nasıl bir iş? Neler yapıyorsunuz?

Ölüm eşlikçisi, ölüme yaklaşan kişilere ve/veya ailelerine destek sunan kişi demek. Destekten kastım, tıbbi destek dışındakiler. Bu desteğin içinde hiçbir koşulda sağlık personelinin sunduğu hizmete müdahalede bulunmak veya yorum yapmak yok. Ölüm bireysel bir yolculuk. Bu yolculukta kişinin yolculuğuna saygı göstererek, iyi bir dinleyici ve yaşam sonu ve ölüm hakkında yapılacak konuşmalarda gerekirse kolaylaştırıcı olmak bizim işimiz.

Haberin Devamı

* Bazı gündelik işleri de organize ediyorsunuz, değil mi?

Evet, örneğin ölüme yakın kişinin baktığı bir evcil hayvan varsa onun sahiplendirilmesi veya arkada bırakacağı önemli dökümanların veya aboneliklerin düzenlenmesi gibi konular var. Ayrıca kişinin ve ailenin ihtiyaçları durumunda içsel olarak yavaşlamalarını sağlayacak ve bu geçiş aşamasını onurlandıracak bazı ritüeller, meditasyonlar, pratikler önermek ve düzenlemek de işimin bir parçası.

* Nasıl bir eğitim aldınız?

İlk eğitimimi emekli bir hemşireden aldım. İkincisi gönüllü olarak çalışmaya başladığım hastanenin verdiği eğitimdi. Hastane bu konuda gönüllülerini kapsamlı bir hazırlıktan geçiriyor ve sonra da hizmet içi eğitimler sürüyor.

Haberin Devamı

‘Benim için ölüm dikkatimi yaşama yönlendiren bir dost’

* Ölüm size ne ifade ediyor? Anladığım kadarıyla korkmuyorsunuz. Bu noktaya nasıl geldiniz?

Genellikle ölümden korkmadığım düşünülse de, gerçek bu değil. Bana sorulsa çocuklarım biraz daha büyüdükten sonra ölmeyi tercih ederim. Bir korkum da sevdiklerimin ölümüne şahitlik etmek. Ölüm benim için yaşamın zıddı değil. Yaşamın kapsadığı döngülerden sadece biri. Doğum da
bu döngünün bir parçası, ölüm de... Her ikisi de yaşama hizmet ediyor. Yaşama anlam veren, yaşamı taşıyan yegâne şey ölüm. Hepimiz topraktan besleniyoruz. Toprak o ana kadar ölmüş olan her şeyden beslenir. Ben ölürüm, torunlarımın torunlarına, yeni yaşama yer açarım.

Haberin Devamı

* Hayatınızda sizi bu yola sokan olaylar neydi?

Çok zor bir doğumla hayata gelmişim ve annem ölüme yakın bir deneyim yaşamış. Bu hikâyeyi duyarak büyüdüm. Babaannemin ben 10 yaşımdayken gözümün önünde yemek yerken boğularak ölmesine şahitlik ettim. İkinci oğlum henüz 15 aylıkken bir nörolojik rahatsızlık geçirdi. O dönem topluluk desteğinin eksikliğine şahit oldum. Hayatımın farklı dönemlerinde gönüllü olarak yaşlılarla çalıştım. Onların ölüme yakın hallerinden ve bırakıldıkları yalnızlıktan etkilendim. ‘Ölüm eşlikçiliği’ bazı ülkelerde yaygın. ABD, İngiltere, Kanada, Avrupa’nın bazı ülkeleri ve Avustralya’da bu servise ulaşmanız hiç zor değil.

Haberin Devamı

* Gönüllü olarak çalışıyorsunuz. Bu size has bir durum mu yoksa Avustralya’da para karşılığı yapılan bir iş mi?

Avustralya’da ‘ölüm doulalığı’ her iki şekilde de yapılabiliyor. Benim çalıştığım hastanede bu hizmeti sunanlar gönüllü olarak çalışıyor. Ancak hastane dışında nasıl ilerlemek istediğiniz size bağlı.

* Çalıştığınız serviste neler yapılıyor?

Hasta olarak palyatif bakıma transfer olmak için tedavinizin sonlanmış olması gerekiyor. Ağrı idaresi başta olmak üzere, hastanın ölümünden önce kalan son zamanlarını insan olmanın onuruna uygun bir şekilde geçirebilmesi için hastanın ihtiyaçları temel alınarak bir plan yapılıyor. Sanat, masaj, evcil hayvanlarla terapi gibi farklı alanlarda hizmetler sunuluyor.

* Palyatif bakımda sizi en çok ne etkiliyor?

Palyatif bakım servisinde çalışmaya başlamadan önce pembe bir hayalim varmış. Ölmek üzere olan kişiler bana hayat ve ölümle ilgili bilgelikle dolu şeyler söyleyecekler diye düşünüyordum. Bir anda daha sağduyulu ve bilge olmuyorlar... Palyatif bakım gerçekten son durak, insanlar oraya tedavilerinin artık mümkün olmadığını bilerek gidiyor. Ona rağmen hâlâ ölümü konuşamıyor olmaları beni çok etkiliyor. Ölüyorsun ama hâlâ ‘ölüyorum’ diyemiyorsun. Bu hasta yakınları için de geçerli. 21’inci yüzyılın sloganı ölmemek üzerine kurulu ve bu sloganla büyüyen nesiller ölümün yaşamın doğal bir döngüsü olduğunu görmemeye çalışıyor.

‘Benim için ölüm dikkatimi yaşama yönlendiren bir dost’

* Ölüme yaklaşan insanlara siz nasıl yaklaşıyorsunuz?

Hastanın durumu ve ihtiyacı benim yaklaşımımın belkemiğini oluşturuyor. Bazen sadece, aslında çoğunlukla, sessizlikle hastanın yanında oturmak oluyor işim.

* Destek olacağınız kişileri nasıl seçiyorsunuz?

Hastane içinde arzu eden her hastanın yanında vakit geçiriyorum. Hastane dışında bu servis için talep yine onlardan geliyor ancak bir ön görüşme sonrasında devam edip etmeyeceğime karar veriyorum. Çocuklarımdan dolayı gece servis vermiyorum. Bunu en baştan söylemeliyim; çünkü tüm varlığımla yanlarında olmalıyım.

* Bir yakını ölmek üzere olanlar nasıl hatalar yapıyorlar?

Hasta yakınlarına naçizane iki önerim olur: Ölmek üzere olan kişinin ihtiyaçları doğrultusunda hareket edin. Kendi doğrularınızı ona empoze etmeyin. Ve alması gereken bir karar olduğunda, en doğru karar için, sağlıklı kaynaklara ulaşmasına yardımcı olun.

* Ölümü yaklaşmış kişiler en çok nelerden pişmanlık duyuyor?

İlk olarak ölüyor olmaktan. Ölüyor olmanın kabulünün zorlaştığı bir çağda yaşıyoruz. Burayı çok önemli buluyorum. Buna kızgınlık ve şaşkınlık eklenebiliyor. Aileleriyle daha fazla zaman geçirmiş olmayı, daha fazla seyahat etmiş olmayı veya diğer hobilerine daha fazla vakit ayırmış olmayı istiyorlar.

* Bu kadar ölümle iç içe olup hayata devam etmek nasıl oluyor?

Ölüm beni nasıl yaşadığıma bakmaya davet ediyor. Yaşamın geçiciliği ve hayatın belirsizliği üzerinde düşünmeye sevk ediyor. Eğer yaşamla derinden bir bağlantı kurabiliyorsam bu, ölümün varlığını hayatımın merkezine koyarak yaşamaya çalışmamdan kaynaklanıyor. Benim için ölüm, dikkatimi yaşama yönlendiren bir dost.

‘Her kayıp için yas tutma hakkımız var’

* Yas tutanlara da eşlik ediyorsunuz... Süreç nasıl işliyor?

Yas, keder ve acıyla eşleştirilen bir kavram. Yasın ne olduğu, bizi neye dönüştürebildiğinde saklı. ‘Yas tutma pratikleri ruhun hijyenidir’ der Francis Weller (psikoterapist, yazar). Nasıl ki bedenimizi ve yaşadığımız evi temizleriz, yas pratikleri de ruhumuzda tıkalı kalmış, katılaşmış tortuları temizlememiz için yardımcı olur. Tutulmamış yaslar hayatla bağlantı kurarak yaşama devam etmemizi engeller.

* Hayvanları için yas tutan kişilere de destek oluyorsunuz...

Yas sevdiklerimizin kaybıyla geldiğinde sevdiğimizin insan mı yoksa hayvan mı olduğunun bir farkı yok. Her kayıp için yas tutma hakkımız var.

“Bir hasta ‘O kadar çok tedavi gördüm ki ölemiyorum’ demişti”

“Palyatif bakım servisinde son 10 senesini kanser tedavisi görerek geçiren 80 yaşlarında bir kadın vardı. Güney Amerika’nın bir ülkesinde doğup büyümüş, 20 yaşına basmadan, para kazanmak amacıyla Avustralya’ya göçmüştü. 10 sene önce ilk kanser teşhisinden sonra başlanan tedavi olumlu yanıt vermesine rağmen 2 sene sonra hastalık geri gelmiş ve kendi deyimiyle hayatının döngüsü teşhis, ümitlerle başlanan tedavi, biraz ara ve aynı üçlünün defalarca tekrarı şekline dönüşmüştü. ‘O kadar çok tedavi oldum ki artık ne yaşayabiliyorum ne de ölebiliyorum’ demişti. Onun dertli olduğu konu ölüyor olması değil, ölememesiydi. Söyledikleri üzerinde epeyce düşünmüşümdür. Sanıyorum ilerleyen tıp, insanları daha uzun yaşatmayı başarırken aynı zamanda daha uzun sürelerde de ölmeye mahkûm etti. Bu üzerinde tefekkür etmeye değer bir konu.”

BAKMADAN GEÇME!