GeriHürriyet Pazar Ben her zaman mutlu oldum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ben her zaman mutlu oldum

Ben her zaman  mutlu oldum

Türk ve dünya tarihçiliği önemli isimlerinden birini, Kemal Karpat’ı kaybetti. 96 yaşında hayata veda eden Karpat, kendisini şöyle tarif ediyordu: “Zengin olmamışım, yüksek mevki sahibi olmamışım ama bir şey elde etmişim: Bir kafa, bir görüş! Ve bunu hiçbir şeyle değişmem.”

İnsanın kendisiyle bile arasına bir mesafe koyarak hayattaki yerini tarif edebilmesi ne kadar özel bir yetenek... Geçen hafta kaybettiğimiz büyük tarihçi Kemal Karpat, ‘Dağı Delen Irmak’ adını verdiği hatıratında bunu yapmış; tüm hayatlar ve imkânlar içindeki yerini belirlemişti:
“İnsanlar denize doğru akan nehirlere benzerler. Nehir gibi belirli mecralardan yürürler, yaşarlar ve bir yerde sonsuz denizlere erişirler. (...) Bazı insanlar da, kalbinde, zihninde ne yattığını bilmeden ama onların gücüne boyun eğerek yeni yollar arar. Bulamazsa yolunu kendisi yaparak yürür. (...) Ta denize ulaşıncaya kadar. Tıpkı ‘dağı delen ırmak’ gibi.”
Dağı delen yolların başlangıcına gidelim... Kemal Haşim Karpat, 1923’te Türkiye’den epey uzakta, Romanya’daki Dobruca bölgesinde, Babadağ kasabasına yakın Armutlu Köyü’nde doğdu. Efsanevi Karpat Dağları’nın ardında... Ama bu mesafe, ona, o dağların öte yanında bir yerde, yepyeni bir cumhuriyet kuran liderin, Mustafa Kemal’in isminin verilmesine engel olmamıştı.

Ben her zaman  mutlu oldum

Soyadının hikâyesi
Kırım kökenli bir Türk ailenin çocuğuydu. Eğitimine, etnik kökeni yüzünden ötekileştirildiği Romanya’da devam etmek istemedi; Türkiye’ye geldi. Hukuk eğitiminin ardından, tarihe ve siyaset bilimine yöneldi. 1946’da Türk vatandaşlığına geçip, o uzaklardaki dağlardan esinle ‘Karpat’ soyadını aldı.
Sonrası bir ömür... Epey de ilginç bir ömür... ‘Dağı Delen Irmak’ta onunla söyleşen, merhum gazeteci Emin Tanrıyar’a verdiği bir cevabı analım: “Zaman zaman kendi hayatım bana da ilginç gelir.”
Nasıl ilginç olmasın? Dünyanın en önemli sosyal bilimcileriyle teşriki mesai yaptı; devrinin büyüklerini tanıdı. Türkiye ve ABD’nin en önemli üniversitelerinde dersler verip nihayet 1960’ların sonunda Wisconsin Üniversitesi’nde çalışmak üzere ABD’nin Madison kentine yerleşti ve hayatının sonuna dek de orada kaldı. ‘Türk Demokrasi Tarihi’, ‘Osmanlı’dan Günümüze Kimlik ve İdeoloji’ gibi baş eserler bıraktı. 2012’den bu yana İstanbul Şehir Üniversitesi’nde de dersler veriyordu. Hatta bu üniversitede bir göç araştırmaları merkezi kurmak için çalışmalara da başlamıştı. Hep çalışıyordu Karpat. Kendisi için şöyle diyordu: “Zengin olmamışım, yüksek mevki sahibi olmamışım ama bir şey elde etmişim: Bir kafa, bir görüş! Ve bunu hiçbir şeyle değişmem.”
Yaklaşık üç sene evvel, ‘Bir Ömrün İnsanları’ isimli kitabı vesilesiyle onunla Hürriyet Pazar için bir röportaj yapmıştım. İçeriden getirip, paketini özenle soyup, yemem için ısrar ettiği çikolatayı ve teybi aramıza koymuş, halen koruduğu tatlı Rumeli şivesiyle, ağır ağır, tane tane anlatmaya başlamıştı. Ona ilkin, Türkiye’yi hiç bilmeyen bir yabancıya, ülkemizi nasıl tarif edeceğini sormuştum. Hemen şu yanıtı vermişti: “Türkiye’de toplum, 250 senelik bir değişim sürecinde; orta sınıfın ortaya çıkışıyla ilgili bir değişim bu. Bu değişim kişiselleşme üzerinedir; kişinin kendi değerini anlaması, kendisinin farkına varmasıdır. Otoriteyi, hükmetmeyi ön plana koyan bir devleti karşısında bulmasıdır.”
Ben her zaman  mutlu oldum

92 yaşındaki öğrenci
Bahsettiği, kendisinin yıllarca incelediği değişimin ta kendisiydi. Karpat, bu alanda ortaya ciddi ve geniş bir külliyat koydu. Tartışılmaz değildi; demokrasimizin gelişmesinde Türk ve İslam kimliğinin altını kalınca çizen liberal-muhafazakâr bakış açısı, itirazlar üretmiştir ama titiz tarihçiliği, bıraktığı eserlerin kapsamı ve müthiş çalışkanlığı onun hem genel kabul görmesine hem de Türkiye’nin tarihini yazan en büyük isimlerin arasına girmesini sağladı.
Çalışkanlık derken, ‘basmakalıp’ bir ifade kullandığımı düşünmeyin. Röportajda ona “Hocam bir gününüz nasıl geçiyor, ne kadar çalışıyorsunuz?” diye sormuş ve o sırada 92 yaşını süren tarihçiden şu cevabı almıştım: “Günde yedi-sekiz saat okuyorum. Her gün yeni şeyler öğreniyorum.”
Her şeye iyimser yaklaştığını da anlatmıştı: “Meşgul olmaktan mutlu olmaya zaman kalmıyordu ama ben aslında her zaman mutlu oldum. Karakter icabı, eski tabirle nikbinim; yani iyimserim.”
Zaten iyimser olmazsanız, herhalde dağları da aşamazsınız.
Türkiye’nin kuruluş tarihi onunla tamamlanacak
Kemal Karpat Göç Araştırmaları Merkezi kurucu ekibinden Doç. Dr. Alim Arlı
(İstanbul Şehir Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi):
Kemal Karpat’ın bütün kişisel arşivini yakın zamanda İstanbul Şehir Üniversitesi’ne getirdik. Öte yandan bir de Kemal Karpat Göç Araştırmaları Merkezi kuruluyor. Kemal Karpat arşivinde çok önemli bir evrak var: Osmanlı muhaceret komisyonu evrakı. Merkez, bunun üzerinde de çalışıp yayım yapacak. Hoca, 20-25 yıldır bu evrak üzerinde üzerinde çalışıyordu. Bu doküman, Türkiye’nin kuruluş tarihinin en önemli evraklarındandır. Muhacirlerin, Balkanlar’dan nasıl geldikleri, burada nereye yerleştirildikleriyle ilgili detaylı bilgi içerir. Bu çok kıymetli evrak bir tek hocamızdaydı.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle