GeriHürriyet Cumartesi Bir dakika! Ben neden bu dört duvar arasında mutlu oluyorum?
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir dakika! Ben neden bu dört duvar arasında mutlu oluyorum?

Bir dakika!  Ben neden bu dört duvar arasında mutlu oluyorum?
Fotoğraf: Emre Yunusoğlu

Birkaç yıl önce Hollanda’da master yaparken bir müzik enstrümanı almak istedi. Parası yoktu, markette en ucuzundan bir ukulele buldu. O ukuleleyle yaptığı besteleri, iki yıl önce yayımladığı ‘Sabah’ albümünde dinlediğimiz Nilipek, kısa sürede ‘yeni dalga’ müziğin en sevilen temsilcilerinden oldu. Onunla dün dijital platformlarda yerini alan yeni albümü ‘Döngü’yü konuştuk.

Bir dakika Ben neden bu dört duvar arasında mutlu oluyorumMüziğin hayatınızdaki karşılığı ne?
- Benim için bir ihtiyaç. Beş yaşındayken de şarkılar yapardım. Tabii ki çok saçma şarkılardı ama sürekli gitar öğreneyim, piyanoyla oynayayım der, çabalardım. Hep bir melodi çıkarma ihtiyacı içindeyim. Bu duruma ilerleyen zamanlarda, birileriyle aramda duygusal bir ortaklık kurma, birinin sözü olabilme, bir hikâye anlatabilme gibi amaçlar eklendi.

İki sene önce çıkan ilk albümünüz ‘Sabah’, sakin, dingin bir albümdü. Müziğiniz ve siz, şimdi nasılsınız?
- Bir-iki yıl önce ben de sakindim, müziğim de... Aslında hâlâ sakin biriyim ama artık içime attığım şeyleri müzikle bağırmaya başladım. Bağırmadan kimse anlamıyor; ben bile kendimi anlamıyorum. Dostlukların, ilişkilerin, işlerin içine güç savaşları, ego tatminleri, yalan ve kötü niyet girince ya da girdiğini hissettiğimde üzülüyorum. Bekledikçe birikiyor ve büyüyor tabii bazı şeyler; bir yerde de patlıyor. Genelde şarkı olarak...

Dertlerin özüne odaklandım

Ne anlatmak istiyorsunuz?
- Sadece kendi hayatımda değil, çevremdeki hayatlarda da bir döngü, bir içinden çıkamazlık hali fark ettim. İlla kişisel hayatla sınırlı olması gerekmiyor, ülkenin durumu da etkiliyor mesela. “Ah bu ülke ne olacak, bu işin içinden nasıl çıkacağız” diyoruz. Sonra çıkamadığımızı fark edip “Tamam, ben kendi işime bakayım” diyoruz. Ama bakamıyoruz. Üstelik ‘kendi işime bakayım’ noktasında vicdan azabı da yaşıyoruz. Gündelik, küçük, güzel ayrıntılara ihtiyacımız var. İlk albümde “Bu dört duvar arasında bunlarla mutlu olacağım” ruh halini taşıyordum. Ama ikinci albümde, “Bir dakika! Ben neden bu dört duvar arasında mutlu oluyorum” dedim. ‘Sabah’tan farklı olarak bu albümde kendimi küçük ayrıntılarla mutlu etmek, rahatlatmaya çalışmak yerine, dertlerime ve o dertlerin özüne odaklandım. Haliyle sözlerinde de müziğinde de daha sert bir arayış var.

Rehberlik ve psikolojik danışmanlık okudunuz, Hollanda’da master yaptınız, şimdi de medya araştırmaları üzerine doktora yapıyorsunuz. Bir de müzik... Kafanız mı karışık?
- Eskiden müzisyen olacağımdan emin değildim, akademisyen olacağımı sanıyordum. “Müzisyen para kazanamaz, düzenli hayatı olmaz” gibi önyargıların yanında, bölümü de çok seviyordum. Bir süre anaokulunda çalıştım, çocuklarla uğraşmak keyifliydi ama bütün enerjimi onlara verdiğim için başka bir şey yapamıyordum. Müzik ancak Hollanda dönüşü baskın şekilde hayatıma girdi.

İlk albümden sonra derdini daha kolay anlatan birine dönüştünüz mü?
- Galiba, zamanla. İlk albüm çıktıktan sonra çok heyecanlandım ama ayaklarım yere bassın diye çok uğraştım. Müziğe eğildikçe, üzerine düşündükçe ifade şeklim değişti. Şarkı yazarlığının dert ve hikâye anlatmak üzerine bir rahatlığı var tabii. Olayları hep şarkılarda olduğu gibi yaşamasam da duygulara odaklanmak bazen iyi geliyor. Bu da bir çeşit terapi aslında.

Bir dakika Ben neden bu dört duvar arasında mutlu oluyorum

‘Yeni dalga’nın sırrı

‘Yeni dalga’ müzisyenler kendimizi ifade etme şeklimizi değiştirdi mi sizce?
- Bu gruba dahil müzisyenlerin ortak noktası, popüler mecralara girmek için kendi doğrularından vazgeçmemeleri. Kendi bildikleri şekilde gitmeye çalışıyorlar. Hepimiz farklı türlerde de olsa içimizden gelen müziği yapmaya çabalıyoruz. İşçiler, Gezi, sokak çocukları gibi konular, ‘yeni dalga’ müzisyenlerin konusu olabiliyor. Bu biraz da popüler mecralarda neyin konuşulabildiğiyle ilgili. Biraz daha açık, daha gerçekçi konuşmaya başladığınızda popüler mecralarda yer alma şansınız azalıyor, yer almayınca da daha özgürce konuşabiliyorsunuz. Yani birbirini tetikliyor diyebiliriz.

Bir şey var ve çözemiyorum

‘Döngü’ albümünüzü ‘bireysel şehir mitolojisi’ olarak tanımlamışsınız; ne demek bu?
- Ne yaparsan yap, hayatın merkezi sensin. Bir şeylere inanıyorsun; birinin seni sevdiğine, birinin bir şey yapacağına... İnsanlara bir anlam yüklüyorsun. Bunun yanında insan hafızası ne yazık ki güvenilir değil ve her şey hatırladığın gibi olmadı. Ama inanmaya devam ediyorsun, gerçeği inandığın gibi zannediyorsun. İşte böyle, farkında olmadan kendi mitolojini yaratıyorsun. Albümün genelinde bir tekinsizlik var, bu da o mitolojinin ve gerçekdışılığın ürünü. Şehir mitolojisi dememin bir nedeni de, albümün ‘Bir dakika, bir şeyler yerinde değil; bir şey var ve çözemiyorum’ demesi.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle