GeriKelebek Hüngür hüngür bir güldürü
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hüngür hüngür bir güldürü

Hüngür hüngür bir güldürü
refid:20193871-spot ilişkili resim dosyası

Tiyatroadam sezonun yeni oyunu ‘Bölge Hastanesi’ ile seyircilerini selamlıyor. Bu kez hiçbir hastası taburcu olamayan tuhaf bir hastaneyi getiriyor sahneye. Sembolik anlatımlarla yüklü oyunda, hafızasını kaybettiği için “kimlik nakli operasyonu” geçirerek albay olup çıkan tarla işçisi Kontuzov (Fatih Koyunoğlu) ve diğer hastaların trajikomik hastane günlerini izliyoruz. Masal ve gerçek arasında sıkışan bu insanların hikâyesini, oyunun yönetmenliğini üstlenen Deniz Özmen, Fatih Koyunoğlu ve oyuncular Ayça Koyunoğlu, Aşkın Şenol ile konuştuk.

- Bu, sahnelediğiniz ikinci Hristo Bolçev oyunu ve yine savaş temalı bir oyunla karşımızdasınız. Bu bilinçli bir tercih mi?
Deniz Özmen : ‘Albay Kuş’, bizim ekibin ilk oyunuydu. Tema itibarıyla da bu oyunumuza çok yakındı. Bolçev’in Balkanlar’ı anlattığı oyunlarda fonda savaş var. Çünkü kaçınılmaz bir gerçek ve ne yazık ki ondan kurtulamıyoruz. Son dönemde bu bölge, iç savaş ve etnik savaşlarla anılıyor. Aynı durum bizim coğrafyamızda da var. Hazırladığımız oyunları seçerken işte bunu önemsiyoruz. Yani, bizim dertlerimizi anlatsın istiyoruz. Evet, tüm oyunlarımız savaş fonunu paylaşması açısından benzeşiyor. Ama bu özel bir tercih değil. Ayrıca savaş ana temamız değil. Fonda sürekli akıyor fakat aynı zamanda çok naif, sıcak ve neşeli insan öyküleri izliyorsunuz. Savaş fonu sayesinde bu duygular çok daha net ortaya çıkıyor.
Ayça Koyunoğlu: Balkanlardaki kadar olmasa da çatışma durumu bizim ülkemizde de var. Ekonomik ve siyasi yönden de benzerlik taşıyoruz. Temeline indiğimizde insanların kendileriyle olan sorunları , yaşam dertleri aynı hassasiyette. Oyunu seçmemizin sebebi, içinde bulunduğumuz durumu iyi anlatıyor olması.

ÜLKE BÜYÜYOR BEN KÜÇÜLÜYORUM

- Balkan ulusları çok acı bir savaş yaşadı. Oyunda genel savaş teması içinde kimlik olgusunu nereye oturttunuz?
Fatih Koyunoğlu: Bu milletlerin hepsi acıyla bin parçaya bölünmüşler. Balkanlar’da kimin nereye ait olduğunu çözemiyorsunuz. Müslümanlaştırılmışlar, zorla Hıristiyanlaştırılmışlar, komünistleştirilmişler, zorla rejim değiştirmişler... Oyun da tam olarak bu noktadan, yani “Ben kime ve neye aittim?” diye soran bir adamın üzerinden devam ediyor. Çünkü savaşın daha uzun vadede etkisi, toplumsal şuur kaybı oluyor.

- Bir yandan kimliksizleştirilme, öte yandan kimlik dayatma sorunu yaşanıyor. Oyunda bu durumu nasıl aşabileceğimize dair bir ipucu var mı?
F.K.: Hepimizin kişisel tarihi var. Günümüzde doğamıza aykırı olarak “ideal olmak istiyorsan sevgilin şöyle olmalı, bu marka otomobile binmelisin, şöyle bir yatın olmalı” şeklinde çizilen bir sınır var. Bu dayatma da bireyle başlayıp toplumlara yansıyor. Modern ülke seviyesinde olma vaadiyle ülkelerin çektiği krediler, yapılan alışveriş merkezleriyle cazipleştirilmeye çalışılıyor. Ülke büyüyor ama ben küçülüyorum, nasıl olacak bu iş? Bireylerin tarihleri de ulusların tarihlerine benziyor. İzleyici “Acaba ben hangi masallara inanıyorum, aslında bana neler dayatılıyor?” diye sorduğunda kendi cevaplarını bulacak.
Aşkın Şenol: Ama bundan kurtulmanın yolu oyunda gösterilmiyor. Hiçbir oyunda da bulunamaz zaten. Sadece bir farkındalık yaratıp, “oyuna gelmeyelim” düşüncesini yaratması mümkün.

- Bölge hastanesine gelen Kontuzov’a arkadaşları niçin kimlik olarak kahraman bir albayı seçiyorlar?
F.K.: Askerlerimizin hepsi kahramandır. Bu yüzden de albay muamelesinde bulunuyorlar ona. Bu da Kontuzov’un kendisini yüce hissetmesini sağlıyor. Bir uçak kazasıyla hastaneye geldiği için önce pilot, sonra askeri pilot ve en sonunda da albay olduğuna inandırıyorlar.
D.Ö.: İnsanların kendisini olduğundan daha büyük bir yerde görme tutkusuyla da alakalı. Toplumsal statüsünü iyi bir rütbe olarak belirlediklerinde, kendisine daha çok inanıyor ve bunu kendi gerçeğiymiş gibi benimsiyor.

HER ŞEYDEN ÖNCE ÇOK İYİ ARKADAŞLARIZ

- Külkedisinden doktora, hemşireden nineye, Bratoy’dan Kontuzov’a, Fero’dan William’a herbiri bambaşka tipte karakterler görüyoruz sahnede...
F.K.: Çünkü Hristo Boyçev karakteri çok güzel boyutlandırıyor, insan öykülerini çok güzel yazıyor. Karakterleri ayrı ayrı konuşturmayı çok seviyor ve her birine o tipin gerektirdiği şekilde hayat damarı ekliyor. Bu yüzden onun oyunlarında rolleri gerçek kılmak, oyuncular için hayli zorlu. Çünkü tuhaf bir gerçekliği var. Gerçekle kendi fantazisini çok güzel harmanlayıp hayatta karşılaşabileceğimiz insanlar haline getiriyor.
D.Ö.: Bu yüzden oynarken diğer rollere de göz dikiyoruz. Mesela dede karakterini oynadığım için bana daha kolay geldi . Kendi yaşımda birini canlandırmam gerekseydi, ortaya bu kadar farklı bir şey çıkmayabilirdi.

- Peki, seyircinin tepkisi için ne söyleyebilirsiniz?
D.Ö.: Biz oyunculuk performansının ağırlıkta olduğu bir tiyatro topluluğuyuz. Gelen konuklarımız bir uyum ve dayanışma görüyorlar. Çünkü biz her şeyden önce, hayatlarımızı paylaşan çok iyi arkadaşlarız. Bu sahneye de yansıyor. Oyuna verilen tepkiler de bugüne kadar olumluydu. Ama en güzeli bütünlük içerisinde samimiyetimizle kalabilmek.

Yazan: Hristo Bolçev
Çeviren: Hüseyin Mevsim
Yönetmen: Fatih Koyunoğlu, Deniz Özmen
Oyuncular: Ayça Koyunoğlu, Çetin Kaya, Şebnem Bilgeer, Fatih Koyunoğlu, Berk Yaygın, Deniz Özmen, Barış Yıldız, Aşkın Şenol.

Bölge Hastanesi 25 Mart’ta saat 15.00, 26 Mart’ta ise saat 20.00’de Ankara’daki Şinasi Sahnesi’nde (312 467 17 44), 28 Mart ve 8 Nisan’da ise saat 20.30’da Muammer Karaca Sahnesi (212 252 59 35) Beyoğlu’nda izlenebilir.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle