GeriKelebek Herkes olayları senaryolarımdaki gibi zikzaklar çizerek anlatır
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Herkes olayları senaryolarımdaki gibi zikzaklar çizerek anlatır

Herkes olayları senaryolarımdaki gibi zikzaklar çizerek anlatır
refid:2028373 ilişkili resim dosyası

Bu hafta sinemalarda gösterilmeye başlayan Üç Defin (Three Burials) filminin senaryo yazarı Guillermo Arriaga, yıllar içinde Hollywood'u avucunun içine almış ve ciddi bir hayran kitlesi kazanmış bir Meksikalı. Paramparça Aşklar Köpekler, 21 Gram ve bu yıl Cannes Film Festivali'nde en beğenilen filmlerden biri olan Babil'in senaryolarını kaleme almış olan ünlü yazar Üç Defin'de önyargılardan, ırkçılıktan, arkadaşlıktan söz ediyor. Üç Defin ve kendisiyle ilgili sorularımızı Guillermo Arriaga'nın e-mail adresine yolladık. İşte bize yolladığı cevaplar...

- Karşımızda sert sahneleriyle olduğu kadar dostluğa verdiği önemle de akıldan çıkmayacak bir film var. Sizi bu yoğun senaryoyu yazmaya iten şey ne oldu?

Herkes olayları senaryolarımdaki gibi zikzaklar çizerek anlatır
Paramparça Aşklar Köpekler, 21 Gram, Üç Defin ve Babil'in senaryoları da Arriaga'nın kaleminden çıkma.

Her yazdığım hikaye birkaç yıl boyunca aklımdadır ve bir noktada tetiklendikten sonra kafamda şekillenmeye başlar. Küçükken Meksikalı bir devrimci bana bir çatışmadan sonra yerde yaralı yatarken çakalların onu canlı canlı yemeye çalıştıklarını anlatmıştı. Bir gün avdayken ben de çakalların uzaktan bir şeyler yediklerini görünce kaçak bir Meksikalı'yı yediklerini hayal ettim. Senaryomun çıkış noktası işte bu oldu.

Üç Defin, arkadaşlığın, dostluğun önemini, insanlara neler yaptırabileceğini vurgulayan bir hikaye anlatıyor. Siz de arkadaşı için herşeyi göze alan Pete Perkins gibi davanır mıydınız?
-Arkadaşlık insanoğlunun en büyük değerlerinden. İnsanın kendine yakın hissettiği, herşeyini paylaşabileceği yakın bir dostunun olması çok önemlidir. Ben de Pete Perkins’in yaptıklarını yapardım. Şiddet hariç tabii.

BEN YASAK AŞKLA KAFAYI BOZDUM

Senaryonuzda kocalarına ihanet eden kadınlara yer vermenizin özel bir nedeni var mı? Onların bu özellikleri filme ne gibi bir yarar sağlıyor sizce?
-Ben hep yasak aşkla kafayı bozdum. Bağlılık kavramını sadakatten daha değerli buluyorum. Bazı kültürlerde sadakat önemli değildir. Aslında bu az çok her yerde aynı. Benim hikayelerimde bu konu insan doğasının çelişkilerinden biri olarak yer buluyor.

Meksikalı bir göçmenin Amerikalı bir sınır devriyesi tarafından öldürülmesinin ve cesedinin yolculuğunun anlatıldığı bu filmde Amerikalılar nerede duruyor sizce? Bazılarını oldukça kötü insanlar olarak göstermişsiniz?
-Bence filmde birçok sempatik Amerikalı da var: Pete’in arkadaşı, kör adam, sınır devriyesinin başı ve tabii kadınlar. Biz Amerikalılar'ı hep iyi insanlar olarak görmeye alışığız. Burada onların başka herkes gibi olmalarını istedim: bazen iyi, bazen kötü.

Filminizde acımasızlık ve şefkat yanyana. Bu herkes için geçerli mi sizce?
-Bence sürekli çelişkiler içindeyiz ve insanlık ile şiddet bu çelişkilerden sadece bir tanesi. Aşk-nefret, hayat-ölüm, sadakat-aldatma gibi.

GÖÇ ÇOK ACILI BİR OLAY

Bir göçmen öyküsü anlatmışsınız. Dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış olan göçmenlere söylemek istedikleriniz var mı?
-Evet dünyadaki tüm göçmenlere diyecek bir şeyim var: Her vatandaşına dürüst bir yaşam sürme şansı vermek her hükümetin sorumluluğu ve maalesef birçok ülke bunun için gerekli koşulları sunmuyor. Göç çok acılı bir olay, şaka değil, her şeyi geride bırakıyorsunuz: aile, arkadaşlar, dil, toprak, hava, kültür.

Paramparça Aşklar Köpekler, 21 Gram, Üç Defin ve Babil'in senaryolarını yazdınız. Bu filmlerin ortak özellikleri nedir?
-Kitaplarımı da bunlara katarak vereyim bu sorunun cevabını; benzer temalar, estetik yaklaşım: aşkın önemi, ölülerin yaşayanlar üzerindeki ağırlığı, tesadüfi karşılaşmalar, hikayeyi doğru yoldan anlatmaya çalışan bir yapı.

Yazım stilinizde geriye dönüşler ve farklı zaman, mekanlardaki olaylar arasında yapılan geçişler öne çıkıyor? Bu stili nasıl geliştirdiniz?
-Bence herkes günlük hayatında hikayeleri böyle anlatır: bir şeyler anlattığımızda zik zaklar çizeriz, parantezler açarız. Gerçek hayatta bir hikayeyi hiç bir zaman dümdüz anlatmayız. Ayrıca da benim genel düşünme biçimim de öyle: dikkatimi toplayamama gibi bir sorunum var. Bu rahatsızlığım yazı stilimi belirleyen en önemli etkenlerden biri oldu.

ORTAK NOKTALARIMIZ FARKLARIMIZDAN FAZLA

Bu yıl Cannes Film Festivali'nde senaryosunu yazdığınız, üç ayrı hikayeden oluşan ve önyargılardan, insanlar arasındaki iletişim eksikliğinden söz eden Babil'i hep birlikte izledik. Size göre birbirimizi anlamamız için neye ihtiyacımız var?
-Önyargılarımızı aşıp birbirimizi anlamanın mümkün olduğunu düşünüyorum. Kabul etmek, saygı duymak, tolerans bu işin anahtarları. Küreselleşmenin bize göstermesi gereken şey insanların ortak noktalarının farklılıklarından fazla olduğudur. Aynı şeylerden acı çekiyoruz, neredeyse aynı şeylerden zevk alıp mutluluk duyuyoruz. Sizin, bizim, herkesin ortak noktası o kadar çok ki aslında.


 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle