GeriKelebek Her buluşma kahvaltıyla başlıyor, dansla bitiyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Her buluşma kahvaltıyla başlıyor, dansla bitiyor

Her buluşma kahvaltıyla başlıyor, dansla bitiyor
refid:3741226-spot ilişkili resim dosyası

Küçük bir grup, "Neden hep birlikte toplanmıyoruz?" diyerek gazeteye ilan verdi ve bir yemek düzenledi. O gece orada Türkiye’nin her yanından 100 kadar eski İKD’li vardı. Bir zamanların uzunca siyah etekli, atkuyruklu genç kızlarının yerinde döpiyesli, daha kilolu, hafif makyajlı, kır saçlı kadınlar, boyunlardaki kırmızı eşarpların yerinde ise okuma gözlükleri vardı. O zamandan bu zamana buluşuyorlar.

Her buluşma kahvaltıyla başlıyor, dansla bitiyor
Tanışıklıkları taa 1970’lerin başlarına uzanıyor. Hemen hepsinin, makyajsız ciddi yüzlü, uzunca siyah etekli, atkuyruklu genç kızlar olduğu zamanlara. Bir yerlerinde illa ki kırmızı bir eşarp ya da karanfil taşıyan genç kızlardı onlar; 1 Mayıs’larda, grevlerde, sokak afişlemelerinde, kapalı salonlarda, gecekondu mahallelerinde oradan oraya koşturup dururlardı.3 Haziran 1975’te kurulan İlerici Kadınlar Derneği’nin (İKD) yöneticisi, bölge sekreteri, ilçe sorumlusu, üyesiydiler. Sosyalist devrimin akşama sabaha olacağına inanılan yıllardı; "kitleler" inançlı bir şekilde sömürü düzenine karşı örgütleniyor, herkesin eşit olacağı bir dünyaya doğru yürüyordu sanki. Dışarıdan bir kadın örgütlenmesi gibi görünen İKD’ye üye olan kadınlar da tüm insanlardan ayrı, bir kadın olarak yaşadıkları sorunları o dünyaya ertelemiş, erkek arkadaşlarıyla birlikte erkek arkadaşlarının politikasını yapıyordu.Sayıları hiç de az değildi; önce İstanbul, sonra Türkiye’nin çok yerinde şubeler açan İKD’nin, 1979’da 15 bine yakın üyesi, 33 şube ve 35 temsilciliği vardı. Çıkardığı Kadınların Sesi gazetesi 30 bin baskıya ulaşmıştı. O zamanlar batıda yayılmakta olan feminizm ideolojisi Türk soluna henüz uğramamış, hatta "kapitalizmin bir oyunu" sayılarak kapının dışında bırakılmıştı.
/images/100/0x0/5679280ef018fb0a48b70d1d
30 kadının biraraya gelerek kurduğu İKD de bağımsız bir girişim değil, Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) "yandaş" bir örgütüydü. Ancak İKD, her ne kadar ideolojik olarak bağımlı olsa da pratikte "erkek eli değmeyen" kendi yöntemlerini yarattı. Mesela can güvenliğinin olmadığı 80 öncesi mitinglerde, kadınlara has güvenlik önlemlerini oluşturdu, derneğe gelir sağlamak için erkeklerin yapmadığı şeyler yaptı; iç çamaşırı ticaretinden gecekondu semtlerinde dantel, kazak örmeye, pazarlarda tezgah açmaya kadar... Renkli ve yaratıcı etkinlikler düzenledi. Türkiye’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü -tabii şimdiki gibi değil, emekçi kadınlar günü olarak- ilk kutlayan, sokak afişlemesi yapan ilk kadınlardı onlar... O zamanlar henüz kendileri de çok bilgili olmasa da "Kadınlar aşağı yaratıklar mıdır?", "Neden kadın örgütü?", "Tarihte kadın hareketi", "Reklamlarda kadın" gibi tartışmalar açıp, eğitimler verdiler. Her iş yerine kreş, 20 yılda emeklilik, eşit işe eşit ücret, Filistinli kadınlara ilaç, süt tozu ve dayanıklı gıda yardımı, evlat acısına son, barış için eylem birliği, işsizlik ve pahalılık konulu kampanyalar düzenlediler, sendikalarda örgütlenip, grevleri desteklediler, bol bol bildiri, afiş, rozet, eşarp hazırladılar.Bütün bunları, polis dayağı, gözaltı, hapisaneye düşme korkusu altında yapsalar da iç çamaşırı ticareti iyi para getirmişti. Peki nereden çıkmıştı? Şeyda Talu İKD Genel Sekreteri’yken, derneğin sayısı bol komisyonlarından birinin adı da Sosyal İşler Komisyonu’ydu, "şimdiki anlamda halkla, basınla ilişkiler gibi bir şey." Talu, her toplantıda sürekli gelir getirici işler yapılmasını isterdi. Üyelerden Tezer Toksarı da sorumluluk duygularının esiri olarak bir gün kendini Tahtakale’de buldu. Bir bohça her bedenden dört-beş takım don ve sütyen aldı -tabii beyaz!Merkeze döndüğünde, hepsinin bitmesi çok kısa sürdü. O sermayeyle önce iki bohça, sonra üç, dört, beş bohça don-sütyen aldı, sattı. "Kırmızı karanfilli mendiller, rozetler de yapıyorlardı ama bu iç çamaşırı daha kárlıydı." Tüm şubelerden talepler gelmeye başlayınca, iş Toksarı’nın boyunu aştı, herkese toptancıların adreslerini verip, etek ve bluz işine "yükseldi." Şimdi hiç unutmuyor, 1978 1 Mayısı’nda en az 200-300 kadın, onların sattığı etekleri giymişti -tabii lacivert veya siyah!İKD’nin 1979’da faaliyetleri durdurulup 12 Eylül darbesiyle tamamen ortadan kalkınca, üyeleri Türkiye’deki milyonlarca insan gibi farklı yerlere, yurtdışına, cezaevine, yeraltına savruldu. Aradan yıllar geçip, köprülerin altından çok sular akıp, kimi bir partide, kimi feminist örgütlerde, kimi üniversitede, kimi bir sivil toplum kuruluşunda, hálá kadınlar için bir şeyler yaparken yeniden karşılaşmaya başlayıncaya dek... Artık eski fikirlerin tartışıldığı, özeleştirilerin yapıldığı, hesap yıllarıydı.Küçük bir grup, "Neden hep birlikte toplanmıyoruz?" diyerek gazeteye ilan verdi ve buluşmaya başladılar..."İyi olsun, kötü olsun" İKD varolmuştu, onlar da İKD’nin içinde varolmuştu, anlatmaya karar verildi ve hemen eski alışkanlıkla bir "kitap komisyonu" kuruldu. İki yıl süren arşiv ve yazım çalışması sonucunda, İKD’yi anlatan "Ve Hep Birlikte Koştuk" adlı kitap çıktı ortaya. Buluşma bununla bitmedi. İlk kez İKD’nin 20. yıldönümü olan 1995’te biraraya gelen kadınlar, o zamandan bu zamana, yılda üç-dört kez mutlaka buluşuyorlar. Ya yeni yılı, ya 8 Mart’ı, ya birinin doğumgününü ya da kitabını kutluyor, sabah kahvaltıda poğaça kahveyle başlayıp, geceyi şarap ve dansla kapatıyorlar. Özellikle de Komandante Che Guevera şarkısı eşliğinde birbirleriyle slow dans yapmaya, erkek garsonları oynatmaya bayılıyorlar. Bazen rock, bazen göbek havasıyla eğleniyor, eski günleri yadediyorlar. 30. yıllarını Boğaz’da bir tekne gezisiyle kutlayıp geride bıraktılar. Yalnız bu satırlara bakıp bugün yaptıklarının dedikodu ve eğlenceden ibaret olduğunu sanmayın; her biri alanında uzman bir meslek sahibi, hálá kadın hareketinin bir yerlerindeler. Tabii kadınlarla ilgili eylemlerde de varlar; gerçi geçen yıl bir 8 Mart eyleminde, çömelmek gerekince ağrılar yüzünden biraz zorlandılar ve polislerin "teyze çekil" türü muamelesine maruz kaldılar ama olsun.Kim onlar? Aslında tüm Türkiye’den yüzlerce kadın. Ancak, bu fotoğrafa temsili olarak Selma Atabek, Şeyda Talu, Ayşe Bilge Dicleli, Zülal Kılıç, Aynur Hayrullahoğlu, Gönül Dinçer, Saadet Arıkan, Emel Akal girdi.Ne zamandır buluşuyorlar? 20 yıldırNe sıklıkla? Yılda üç-dört kezNerede? Meydanlarda, danslı yemeklerde, evlerde, toplantılardaBuluşunca ne yapıyorlar? Ya yeni yılı, ya 8 Mart Kadınlar Günü’nü kutluyor, ya kitap yazıyor, ya da dans edip eğleniyor, eski günleri yadediyorlar.(Soldan sağa: Selma Atabek, İKD Yönetim Kurulu Üyesiydi, şimdi serbest avukat. Gönül Dinçer, İKD başkan yardımcısıydi, şimdi Ka-der üyesi. Dr. Emel Akal, İKD Doğu Karadeniz bölge sekreteriydi, master tezi İKD üzerineydi: Kızıl Feministler. Şimdi Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesi. Zülal Kılıç, İKD genel sekreteriydi, çevirmen, Ka-Der üyesi. Saadet Arıkan, İKD İstanbul bölge sekreteriydi, çevirmen, editör. Şeyla Talu, İKD, genel sekreteriydi, şimdi Kadın Eserleri Kütüphanesi yönetim kurulu üyesi. Aynur Hayrullahoğlu, İKD Şişli’nin en genç üyesiydi, şimdi restoran işletiyor. Ayşe Bilge Dicleli, Kadınların Sesi gazetesine yazardı, şimdi Ka-der üyesi, Optimist yayınları genel yayın yönetmeni.

<ımg>


Yorumları Göster
Yorumları Gizle