GeriHayat Süleyman Seba aynası
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Süleyman Seba aynası

Süleyman Seba aynası

Hepimiz ölümlüyüz. Bir gün bu dünyadan göçeceğiz.

Süleyman Seba’nın ölümüne elbette üzülüyorum. Ne var ki üzüntüden fazla bir şey var içimde; bir bitmişlik, yok olmuşluk ve geri gelmezlik duygusu...

Seba’yla birlikte sanki bazı özellikler, davranışlar da sonsuza dek yok olmuş gibi.

Süleyman Seba aynası

Beşiktaş’ı üç sene peş peşe şampiyon yapan efsane kadroyu kuran da Les Ferdinand’ı Türkiye’ye getiren de Süleyman Seba’ydı.


O yaşarken kolaydı. “Bak işte Süleyman Seba orada derdik”, o özellikler, tavırlar hemen anlaşılırdı. Hani top çizgiyi geçtiğinde herkesin ‘gol’ demesi gibi.

Baştan aşağı zarafet... Çelebi nezaketi... Çalışarak, emek vererek yoktan var etmek... Hak ederek kazanmak... Hakkın yendiğinde bile yaygara etmeyip bunu bir sonraki seferde güce çevirmek... Herkese ama önce rakibe saygı... Rakibin zayıflığından yararlanma fırsatçılığı değil, tam tersine güçlü rakiplerle yarışmaktan duyulan mutluluk... Başarı karşısında sahici bir alçakgönüllülük... Daha da uzatabiliriz. Sayfa yetmez. Şimdi biz bunları çocuklara nasıl, hangi örnekle anlatacağız.

“Bırak kardeşim, bu dünyada bunların değeri yok, geçti bunlar” diyene karşı çıkardık O sağken: “Bak Süleyman Seba orada duruyor, o yaptıysa biz de yaparız.”

Şimdi Seba yok, geçti mi bunlar gerçekten...

1995’te sofrasına, masasına konuk olmuştum Başkan’ın. Çalıştığım TV kanalı olarak İnönü’de Şampiyonluk kutlamasını düzenlemiştik. Ondan sonra da sık sık görüştük. Sorar, akıl danışırdı. Ne ki, ondan sonra gelen ve kulübü kırgın bıraktığı Yönetim Kurulu içinde yer alacaktım. Ama şahsen hiç hissettirmedi kırgınlığını bana...

Özellikle 1940’lı yılların Beşiktaş’ından söz ederken gözleri parlardı. Bizim babalarımızın Beşiktaş’a gönül düşürdüğü yıllar. İstanbullu gençlerin çocukların, Fenerlisi, Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı, Vefalısı hafta sonu kendi aralarında maç yapar gibi Dolmabahçe’ye gittikleri, çoğunun tribüne, yetenekli bazılarının da soyunma odasına yollandığı o devrin adamıydı Seba. O hayal gibi yılların adamıydı... O İstanbul’un, o kültürün, o sporun çelebisiydi.

EFSANE OLAN ‘SEBA KERATALARI’

Ve Şevket’iyle, Şükrü’süyle, Çengel’iyle, Ali İhsan’ıyla, Doktor Vedii’siyle, Bülent’iyle, Yavuz’uyla, Fevzi’siyle gelmiş geçmiş en iyi Beşiktaş kadrosunun sağaçığıydı. Ve tabii kardeşi gibi sevdiği santrfor Kemal Gülçelik... “Kemal Bey yöneticiyken, onun kucağında maskot olarak fotoğrafım var” deyince gönlüne girerdim Başkan’ın.

O 40’ların Karakartal’ına hasreti, Metin-Ali-Feyyaz-Rıza-Gökhan’lı onbiri yarattıracaktı yıllar sonra Başkan’a.

Yönetirken sertti, değildi... Muhalefet severdi, sevmezdi... Unuturdu, unutmazdı... Küserdi, küsmezdi. “Komitacı”ydı, değildi... Gelişen koşullara göre kendini yeniledi ya da yenilemedi... Şimdi üzerinde durmanın manası yok bunların.

16 yılda bıraktığı ize bakalım.

Başarıysa başarı... Beşiktaş armasının üzerindeki iki yıldızdan biri onun eseri...

Tesisse tesis... Hem de kendisi için istemeyi aklından geçirmeye bile tenezzül etmeyeceği şeyleri Beşiktaş içinde inatla isteyerek... Yoklukları yaşamış bir neslin ferdi olarak tırnaklarıyla kazıyarak... Kolay değil, Beşiktaş’ı çağdaş kaliteye ve hayata kavuşturdu o kısa dönemde.

Gelirinden fazla harcamayı, borçlu kalmayı sevmezdi. Gerek de görmezdi. Parayla değil, Beşiktaş formasıyla futbolcu transfer etti. Beşiktaş tarihine geçsin diye transfer etti. O formanın, o armanın değerinin en yakışıklı kanıtıydı çünkü kendisi... “Seba Kerataları”nın hepsinin ‘efsane’ haline gelmeleri rastlantı değil, kalıtsal. Bunlar tamam da, daha ötesi var.

SEBA GİBİ ALÇAKGÖNÜLLÜ OL

Süleyman Seba aynası

Rahmi Koç ise yakın arkadaşıydı.


Futbol şubesinin kurucusu Şeref Bey’den ve kaptanların kaptanı Baba Hakkı’dan ilhamla şu cümle özetler Beşiktaş’ın alınyazısını: “Şeref’inle oyna, Hakkı’nla kazan...” Buna artık şunu da eklemek gerek: “Seba gibi alçakgönüllü ol.”

İşte böyle oldu Beşiktaş, Fenerbahçelinin, Galatasaraylının ve öteki takım taraftarlarının ‘ikinci takımı’. Sempatizanı en çok kulüp oldu semt takımı Beşiktaş. Seba’nın cenazesindeki renklerin, taraftarların, siyasetlerin kaynaşmasını nerede gördünüz!

Şimdi adı şuralara buralara verilecek. Verilsin. Her yıl anmalar yapılacak. Yapılsın. Temsil ettiği değerler anlatılacak, anlatılsın.

Aslında kavramların açgözlüce yıpratılıp tüketildiği günümüzde ‘Seba Duruşu’ falan değil, ‘Seba Aynası’ gerek bize. Her eve, her kulübe, her sokağa, her stada. O billur aynaya bakıp her sabah ölçümüzü alalım diye... Bizim gibi olmayana ne kadar saygılıyız, hak ederek kazanma dışında başka yollara ne kadar kolay sapıyoruz, kendimizi mazlum başkasını zalim göstermeye ne kadar teşneyiz, bir iş başardığımızda bunu ne kadar alçakgönüllü karşılıyoruz, ne kadar sindiriyoruz, bir ölçelim diye.

Bir-iki hafta sonra maçlar başlayacak. Ama korkarım biz sportmenlik maçını bu hafta kaybettik. Korkarım sportmenlik de Seba ile birlikte çekildi gitti hayatımızdan.

Yasımız çok uzun olacak.

Süleyman Seba aynası

Seba, İnönü Stadı’nda gol atan ilk Türk futbolcuydu.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle